• $7,4183
  • €8,9862
  • 437.528
  • 1467
10 Kasım 2011 Perşembe

Anadolu'dan felsefenin sorunları üstüne

Sevgili okurlarım, bu ülkede hayat acıları, sıkıntıları, sevinçleri, hüznüyle akıp gidiyor. Depremler, bayramları, ölümler, doğumları izliyor. Akıp gidene bakan biz felsefe yolcuları, akıp gidenin ardındaki 'akıp gitmeyeni' anlamak isteriz. 'Akıp gitmeyen' diye bir şey var mıdır? Yaşadığımız hayatın kavramlarla anlatılabilecek nasıl bir öyküsü vardır? Ben nicedir bu sorunun ardındayım. Bir arkadaşımın bir vakitler sorduğu sorulara verdiğim zaman zaman kızgın yanıtlarda da bunu görebilirsiniz. Geçmiş bayramınız kutlu olsun.
Felsefe bizde genelde hep korkulan bir alan olmuştur. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Korkuluyor çünkü 'felsefeyle uğraşmak dinden, imandan eder' sanılıyor. 'Felsefe kalp hastalıklarındandır' denmiştir. Çünkü bunu diyenlere göre ancak kalbi bozuk insanlar felsefeyle uğraşır; 'felsefe şeytani'dir: Durup dururken neden soru soruyorsun, kardeşim bunun cevabı kitapta var. Kitaba bakıp sorunun cevabını öğreneceksin. Şimdi soru sormanın manası ne! Yoksa bu konuları senden iyi bilen alimlere karşı mı çıkıyorsun!
Siz karşı mı çıkıyorsunuz yoksa!
Evet, ben şeyhime de, büyük otoritelere de karşı çıkarım.
Neden?
 Çünkü ben hakikat aşığıyım. Biz hakikat erleriyiz. Elbette bizden önce gelmiş alimlere saygı duyarız, haşa hiçbir zaman onlarla kavga etmeyiz ama onların sözlerini kafamızın bir tarafında tutar, yine de hakikat yoluna kendi başımıza ve kendi cehtimizle gitmek isteriz.
Felsefe Batı kökenli olduğunu göre, bu hakikat arayışında kendimize nasıl ulaşacağız?
Felsefe ne kadar Batı kökenli olursa olsun bütün insanlığı kuşatır. Çünkü felsefe hakikati arar. Ben de bu hakikati arama işini kendi kültürümden yapmaya çalışıyorum. Kendi kültürüm felsefi anlayışıma ışık tutuyor. Türkçeyle ve Türkçeden gelen masallarla, destanlarla, müzikle bu arayışı sürdürüyorum. Buralarda bize dair çok önemli hikayeler var. Ama aynı zamanda bütün insanlığa hitap ediyor.
İnsanlığın 'Türk kültürüne ihtiyacı var' demek mi istiyorsunuz?
Kültürümüzde bütün insanlığa verilecek çok önemli mesajlar olduğunu düşünüyorum. Topraklarımızda belki petrol yok ama felsefi bir hazine yatıyor.
Bu hazineyi karıştırdığınızda kimler karşınıza çıkıyor? Yunus Emre, Hz. Mevlana...
 Elbette büyük ölçüde arkamızda tasavvufi bir kültür duruyor. Türklerin İslamiyet'le tanışmasından sonra özellikle Ahmet Yesev”'yle başlayan müthiş bir 'arama hamlesi' ve 'gönül serüveni' bu toprakları harmanlamış. Mevlana da Yunus Emre de bu hamlenin birer öncüsüdürler. Ama ne yazık ki bu isimlerin hiçbiri doğru dürüst incelenmemiştir. Maalesef bugün turistik biçimde tezgahlanmaya çalışılıyorlar. Hazinemiz hem keşfedilecek hem de icat edilecek, yeniden yaratılacaktır. Bu konuda yeterli kapsayıcılıkta ve derinlikte çalışmalar yapılmamaktadır.
Ne de olsa derdimiz hakikati aramak değil, para!
 Ne yazık ki, Mevlana 'Kim olursan ol gel', Yunus da, 'Hepinizi severim koçlarım' diyormuş; yani her şey bu kadar basit! Bu çok ayıp bir şey! Mevlana ve Yunus'u bu kadar basite indirgemek ve bunları derinlemesine incelememek affedilecek şey değil. İncelemek yerine turistlerin karşısında dönüp duruyoruz. Mevlana'nın turistik bir malzeme olması çok çirkin ve içler acısı bir durum. İki üç turist geliyor, adam giymiş beyazları, dönüyor onların önünde ve para alıyor. Bu kadar ayıp ve alçakça bir şey olamaz. Türk kültürünü kimse bu kadar ayaklar altına alamaz.
Biz değerini bilmezsek olacağı bu!
Onlar kim oluyor, para alıp karşılarında oynuyoruz. Bu dönenler çengi değil ki? Bu Mevlevi! Biz ne yaptığımızı sanıyoruz? Yunus'u da 'bütün insanlığı kucaklıyor, hümanist' diye tezgahlamamızın arkasında da Batıya karşı duyduğumuz büyük aşağılık kompleksi yatıyor. Yunus'un böyle bir şeye ihtiyacı yok. Zaten Yunus'u anladığımızı hiç sanmıyorum. Heykellerini dikmekle, palavralar atmakla, böyle ucuzluklarla Yunus anlaşılmaz.
Kimsenin anlamak diye bir derdi var mı?
Amaç meselenin özü anlamak. Bakın bir defa Türkçeyi bilmiyoruz. Türkçe elden gidiyor, dilimizi mahvettik. Bu çok tehlikeli bir gelişme. Görüyorsunuz televizyonlarda konuşulan Türkçeyi. Çok az kelimeyle yarı İngilizce konuşulan anlamını yitirmiş, çirkinleştirilmiş uyduruk bir dil. Eğer dilimizi muhafaza edemez ve geliştiremezsek o zaman düşman bir mermi dahi atmadan toprakları elde eder. Biz bunun farkında bile değiliz.
(Sorular: Ersin Yılancı)

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul'da etkili olan yağışlı hava, trafikte yoğunluğa neden oldu

Yıldırım çarpmasının vücutta bıraktığı ilginç izler