• $7,4189
  • €8,9922
  • 446.356
  • 1569.35
27 Mayıs 2012 Pazar

Küçük küçük yazmak

Kimi eski öğrencilerim, konuşmalarımı dinledikten sonra sitem ederler bana: 'Neden vaktinizi konuşmalarla, dergilere ucuz yazılar yazmakla geçiriyorsunuz, artık ciddi çalışmalar vakti gelmiştir; oturun görüşlerinizi akademik kitaplarla ortaya koyun; vakit geçmektedir.'
Elbet bu yargılarıyla, düşüncelerimi anlatma biçimimi, içeriğiyle birlikte değersiz bulduklarını söylüyorlar. Bu düşüncelerimin formunu akademik görünümlü bir hale getirdiğimde önemli bir iş yapmış olacağımı sanıyorlar.
Küçük küçük yazılarım düşünce yolculuğumda attığım adımlardır. Ben yazarak düşünen biriyim. Konuşmalarım çoğu zaman hep yazılarımdan sonra gelir. Konuşmalarımın ardından gelen yazılarım da olmuştur. Belki de, konuşmalarımla yazılarımı birbirlerinden ayırmadığım içindir.
Bende, düşünmek, yazmak ve konuşmak hep iç içe olmuştur. Şimdilerde yaşamın kendisini de katıyorum bu üçlüye. Elbette bu dörtlünün, hep birlikte ne anlama gelebileceğini, bu dörtlüyü yaşayabilen anlar; belki de uzaktan da olsa sezebilen.
Yaşamı anlamaya çabalayan düşünme, bu anlayışını kavramsal resimlerle sunuyor. Felsefeyi, kavramlarla resim yapma etkinliği olarak görüyorum. Elbette, bu benim düşünme yolculuğunda yaşadığım felsefe. Felsefe diğer yolcuların, farklı biçimde yaşayabilecekleri zenginliğe sahip. Yazılarım, yolculuğumda tuttuğum notlar. Bu yazı da öyle.
Kavramsal resimler sunmak ne demek? Resim, yaşamış, yaşamakta, yaşayacak olduğumuz dünyanın dil ile betimlenmesi demek. Dünyayı yorumlama denemesi. Bu dilsel denemenin, felsefenin iki bin beş yüz yıllık tarihi içinde geliştirdiği, geliştirmekte olduğu kavramlarla gerçekleştirilmesi. Bir benzetme ile söylenirse, bir anlama modeli sunmak demek. Bilimlerin konularını ele alırken başvurduğu modeller gibi. Bu modellerin kavramsal dokusunda tutarlılığın yanı sıra üzerine eğildiği, odaklandığı sorunların farklı yüzlerini görebilme, daha önce o sorunların üzerinde söylenenlerin irdelenmesi... onlardan beklenenlerden birkaçı. Resimler, ufuk açan, kavramsal körlüklere çözüm getirmeye çalışan denemelerdir. Anlayışımızın durağan, kokuşmuş, yıpranmış yanlarına can veren yaşama bakışımıza pencereler açan çalışmalardır. Belki, bakışımızın olanak sağlayacağı yolları düşündüğümüzde yaşam yolculuklarımızda yeni kapılar da açabilir; yeni yollara açılan.
Bu resimler, anlama modelleri, birbirlerini tamamlayan, bütün bir resmi ortaya koymaya çabalayan ürünlerdir. Onların parçalı görünümüne takılanların anlayamadığı da budur. Bu resimleri bütünleyen temel kaygıları, çıkış noktalarını göremedikleri için paramparça, rastgele yazılmış ucuz metinler olarak görüyorlar onları.
Resimler, zaman içinde ayrı ayrı, yolculuktaki keşiflere, bulgulara, sıkıntılara, çaresizliklere bağlı olarak oluşturulduğundan aralarında dar anlamıyla bir 'tutarlılık' görülmeyebilir. Bir kopukluk da söz konusu olabilir aralarında. Yine de onları bütünleyen bir 'yol'dan, yolculuktan söz edilebilir. Tutarlılık, belli sorunları aydınlatmaya adanmış bir yaşamın tutarlılığıdır, kısıtlı anlamıyla 'mantıksal' tutarlılık değil.
Resimleyen felsefe (Bunun özellikle Wittgenstein ile popüler olmuş Bildtheorie ile bir ilgisi yoktur!) önceden belli bir planlama ile adım adım tamamlanmış bir bütüne doğru yürüyen felsefeden farklıdır. Bir çırpıda yazılıveren, başı sonu belli, birbirleriyle önceden düşünülmüş kurgularla bağlanan ürünlerle çalışmaz. Resimleyen felsefe, bir yolculuğu izler gibi izlenebilecek bir felsefedir.
Elbette, büyük kitaplar da resim olabilir. İlginçtir, örneğin, Kant'ın üç Kritik'i de birer resimdir! Kant'ın kendi yaşamında bir yolculuğun durak noktalarıdır.
Benim yolculuğum, yola kendimi bıraktığım yolculuktur. Bu yolculukta yolda yolcu, yolcuda yol vardır. Felsefeyi bir aktarma, bitmiş düşünceler bahçesi gibi görenler, farklı bakışların, farklı felsefe yapma biçimleriyle ortaya çıkabileceğini anlayamayanlar bu yolculukla resim yapma çabasını değerlendiremeyeceklerdir.
Düşüncelerimin anlaşılması, onların dayandıkları temel noktaların ne olduğu konusunda çalışacakları zor bir gündem bekliyor. Sloganlarla, üstünkörü nitelendirmelerle yaşanan bir kültür iklimi içinde, arayan, oradan oraya koşuşturan benim gibileri; Batı'nın belli düşünürlerini belli açılardan görüp, bir ölçüde anlamış, bu tavrıyla da onları abartmış insanlar elbette anlayamayacaklar, anlamak da istemeyeceklerdir. Dini bir atmosferin bakışlarını belirlediği arkadaşlar da hem felsefeye karşı duydukları güvensizlik hem de benim onlardan biri olmadığımı düşündüklerinden yazıp konuştuklarımı pek ilgi alanlarına almak istemeyeceklerdir.
Kimileri benim hep kısa yazılarla, gelişigüzel yazan; orada burada yaptığım konuşmalarla gelişigüzel konuşan biri olduğumu sanıyor. Gelişigüzel olana gelişigüzel baktıkları için onları kutlarım.
Kısa yazılar, rahat yazılar; belirsizliklerle dolu, edeb” görünümlü yazılar... Notlardır onlar. Biçim, düşünmeyi etkilemiyor onlarda; alışagelmiş anlatım tarzlarının dışına çıkan, rastgele, 'öylesine' söyleniyormuş, sanki söylenmesi çok kolay, söylenenlerin de çok ucuz olduğu izlenimi veren bu yazılar bir bütüne doğru söylenmiş yolculuk notlarıdır.
Yolculuk bitmedikçe seyahatname yazılmaz.

<p><span>Niğde'nin meşhur patatesi dondurmaya da lezzet katacak. 'Patatesli dondurma olur mu?' demey

Patatesli dondurma hem şaşırtıyor hem de tadanları kendine hayran bırakıyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kızılırmak buz tuttu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (20 Ocak 2021)