• $7,3996
  • €8,9788
  • 441.947
  • 1541.46
13 Mayıs 2012 Pazar

Ne kadar 'kelle'yiz biz? Ya da eleştirinin eleştirisi üstüne

Eleştiri kendini de konu edinebilirse eleştiridir. Eleştiri bir savaştır (Eski Yunancada: Polemos). Kavgadır. Canlılıktır çünkü. Kültürümüze onsuz sahip çıkmaya çalışmak, gaflettir. Uyanıklıktır çünkü. Kolay değildir, bunu hepimiz biliyoruz. Gaflet içinde eleştiri de olabilir. Eleştiriyor olmak, uyanıklık saplantısına sürüklememeli insanı (Şimdi, ben sürükleniyor muyum acaba?). 'Münekkit imtiyazı vehmi' dediğim, eleştirenin kendini ayrıcalıklı ve üstün gördüğü bir ruh hali var. Kıymak, kesmek, parçalamak, yakıp yıkmak hastalığı, eleştirel yok etme güdüsü bize oyun oynayabilir. Bu oyundan dolayı, eleştiriden beklediğimiz canlılığı sağlamak yerine, başka görüşler üstünde egemenlik kurma tutkusuna kaptırabiliriz kendimizi. İyi ki, böyle bir duruma aklımız erebiliyor.
Eleştiriden 'kuş çıkmaz'. 'Tavşan çıkmaz'. Bir mucize değildir o, kendinden gelen bir olağanüstülüğü yoktur. 'Şükür, eleştiriyoruz, ne keskin adamlarız, biz' dememeli. Galiba, açık açık diyenimiz de pek yok ama gizli gizli de demeyelim. Eleştiri terbiyesi diye bir şey var. Bir savaş ahlakı. Düşünme, araştırma, anlama, yorumlama ahlakı. Eleştiri hastalığından söz ediyorum, eleştire eleştire sağlıklı olanı arayalım diye. Bilge Solon, insan öğrene öğrene yaşlanmalı buyurmuş. Eleştire eleştire yaşamalı, öyle de ölmeli.
***
Eleştiri hastalıkları değişik sınıflara ayrılabilir. Birkaçını şöyle anlatayım:
1. Kendini Haklı Çıkarma Eleştirisi: Haklılığınız konusunda içinde bulunduğunuz eziklik duygusu bir saplantı haline gelebilir. Bu saplantı, baktığınız her yapıtı, kendi yaptıklarınızı meşrulaştırmak için kullanmaya, onları abartmak, yüceltmek hastalığına götürebilir sizi. Saplantınızın farkına vardığınız için, 'objektif' çalışıp, uzun uzun düşünerek, eleştirinizi gerçekleştirdiğinizi düşünebilirsiniz. Özeleştiri gibi, kendi kendinizin açığını yakalama gibi kaygılarınız yoksa bu hastalıklı eleştiri sizi canevinizden vurabilir.
2. İntikam Eleştirisi: Canınızı yakmış birinin sözlerini nicedir bekleyip duruyorsunuz. Görür görmez saldırırsınız. Öç alınmalı, ne denli güçlü olduğunuz gözler önüne sürülmelidir.
3. Kendini Kanıtlama Eleştirisi: Genç arkadaşlarda sık sık rastlanır. Genellikle, saygı duyulan, önem verilen kişilere saldırıp, putları kırarlar. Elbet hak etmediği yerlerde bulunan, kof, kendini, beğenmiş üstat taslaklarına dersleri verilmelidir. Bu salt, gösteriş amacıyla değil, belli bir düşünce temelinde yapılmalıdır. Kültürümüzde sahte değerlerin ortadan kaldırılması, onların tozunu atmaya çalışanların, düşünmüş araştırmış, çile ve kahır çekmiş aracılar, cesur yaratıcılar olması halinde anlamlıdır. Yoksa eleştiri, küfür ve sataşmanın ötesine pek geçemez.
4. Açık Kapatma Eleştirisi: Zayıflıklarını, özürlerini gizlemek için etrafa saldırır, bol bol gözdağı verirsiniz.
5. Ben Bilirim Eleştirisi: Adı üstünde, özellikle üstatlarımızda pek görülen, eleştiri ruhuna ve kaygılarına sahip olmadan, bunun sorumluluğunu unutarak yapılan, durumu kurtarma eleştirisidir. Kendini Haklı Çıkarma Eleştirisi ile ortak özellikleri vardır.
Ayrıca toplumsal konumumuzdan, yaşımızdan, inançlarımızdan, cinsiyetimizden, kişiliğimizden dolayı mustarip olduğumuz eleştiri hastalıkları da vardır. Bunları burada tartışmayacağım. Hepsinde ne yaptığının farkında olmama, araştırma, bulma, öğrenme tutkusu yerine psikolojik boşluklarımızı kapatma, ne denli önemli olduğumuzu ele güne, dosta düşmana karşı duyurma çabası vardır. Tümünde ortak olan başka bir şey: 'Hay aklımı seveyim'
Unutmayalım: Başkalarını eleştirirken kendimizi ele veririz. Başkalarını eleştirirken ele verdiğimiz kendimizi fark edelim. Kendinle eğlenemeyen, alay edemeyenin başkaları için söz söyleme hakkı olmalı mı? Eleştiri çok keskindir: Başkalarını kesmeye çalışırken, kendimizi kesebiliriz.
Bu sözleri korkutmak için söylemiyorum. Kim korkar eleştiriden? Eleştirmen yürekli biridir.
Eleştiriyi kültürümüzü canlandırmak için kullanıyoruz. Eleştiri de bizi kullanıyor olamaz mı? Eleştire eleştire bir kültürü batıramaz mıyız? (Yakınma-eleştiri ayırımı önemli burada!)
***
Askeri Lisede öğrenci iken okul bandosunda 'klarnet tutuyordum'. 'O da ne demek' diyebilirsiniz. Şu demek: Klarnet çalmasını bilmiyordum. Hala da bilmem. Törenlerde yalnızca klarneti ağzımda tutup çalıyor gibi yaparak yürüyordum. Bando kalabalık görünsün diye, benim gibileri bandoya alırlardı. Adımız 'kelle'ydi. Yer dolduranlardık. Biz 'kelleler', yalnızca kalabalık yapmaya yarardık. Herhangi biriydik. Yerimize niteliksiz, sadece uygun adım yürümesini bilen biri geçebilirdi. Kimliğimiz, yeteneğimiz bandoya bir katkı sağlamazdı.
Kültür hayatımızın ve eleştiri geleneğimizin temel sorunlarından biri olarak şu soruyu, bu olay ışığında yıllardır sorup durmaktayım: 'Ne kadar 'kelle'yiz, biz?' Çaldığımız bir çalgı var mı kültür bandosunda? Bandoyu kim kurmuş? Notaları kim yazmış? Şef kim? Neden buradayız? Nereye yürüyoruz?
Yalnız 'Kelle'lerden kurulu bir bando hiçbir marş çalamaz. Yalnızca 'Kelle'lerden kurulu eleştiri kültürü yaratıcı ürünler çıkaramaz. 'Kelle' olmamanın temel sorusu, o zaman: 'Ne kadar 'kelle'yiz biz? Ne kadar değiliz?'
Eleştiri, böyle bir soru sorabilip, verilen karşılıkları tartışmaya yaramalı.

<p>Türkiye'nin aşı haritası erişime açıldı. Vatandaşlar bunun  takibini nasıl yapabilir? İ<span>ki d

Aşının koruyuculuğu ne zaman başlar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor

Haftanın yalanları