• $8,1544
  • €9,7221
  • 454.198
  • 1375.91
24 Mart 2011 Perşembe

Ahlak ve içtenlik

Irak'ta, Afganistan'da, Libya'da ve dünyanın birçok yerinde dökülen kanları gizlemek için ortaya konan 'özgürlük', 'demokrasi' gibi sözde yüksek kavramlarla yaşanan ikiyüzlülük, Anadolu insanı olarak beni çok üzüyor.
Çağımı kuşatmış bu sahte yaşam, kendisinden olmayana hiç acımayan bir anlayışla sürüp gidiyor. Geçmiş yüzyıllarda da kıyım vardı. Kıyımcı kıyımcıyım diyebiliyordu, çoğu kez. Şimdiyse, kıyım, üzerini örten sahtecilikle yürütülüyor. Hem sahteci hem kıyıcı bu çağda Anadolu'm hikmetindeki ahlak derinliğiyle ortaya çıkabilecek mi?  Düşünelim: 
En büyük ahlak değerinin hayatın kendisi olduğuna inanıyorum. Bu gezegendeki, bu kainattaki hayata saygıdır, en büyük değer. Karıncanın, böceğin, ağacın, kurdun, kuşun, insanın, sadece bizden olan, bizim cemaatimize ait olan, yalnız bizim ülkemize, bizim topraklarımıza ait olan insanın değil, her insanın, bizden olsun olmasın, hayatına saygı duymak, yaşanan hayatın ihyasına girişmeye çalışmak; işte benim ahlaktan anladığım bu. Hayatı yükseltmeye çalışmak, hayatın gelişmesine, hayatın serpilmesine çabalamak, bunu engelleyen ne varsa buna karşı mücadele edebilmek, insanların yüreklerine bu hayat saygısını serpmeye çalışmak.
Hepimiz ahlak hayatını yaşamaya çalışan insanlar olarak içimizde sonsuzluğu taşıyoruz. Mana olarak ahlaklı olunamamasının arkasında, içimizdeki o ebediyeti, sonsuzluğu idrak edememek var. Dünyevi sıkıntılar ve kaygıların içerisine gark olmuş, gaflet halinde yaşayan bir insan haline gelmekten kaynaklanan bir durum bu. Böyle insanlara, bu şuurdan yoksun, bu ahlak körü insanlara kurallar koysanız ne olur? Böyle insanların yönetim biçimini demokrasi yapsanız ne olur! Demokrasi, başka insanları ezmek için, çıkarlar üzerine giydirilmiş bir kılıf oluyor. Vahşetin, zulmün, haksızlığın üzerini kapamak için, özgürlük, demokrasi, eşitlik sözleri söyleniyor. Bundan daha ağır bir insanlık durumu olabilir mi? Bundan daha trajik, bundan daha ironik, bundan daha hazin bir durumda olabilir miyiz?
Ahlak, hayatın her tarafına yedirilmelidir. Maalesef bir sürü yanlışlar yapıldı geçmişte; işte, okullara ahlak dersleri konularak veya ahlak konusunda benim yaptığım gibi birtakım nutuklar atılarak insanların ahlaklı yapılabileceği sanıldı.
Oysa ben hep şöyle bir özlemle yanmışımdır: Bir okulda matematik dersi veren bir öğretmen, matematik dersini öyle vermelidir ki, o verişinde öğrenci ahlaklı bir insan nasıl olur görmelidir. Belki de nasıl ahlaklı olunacağı konusunda hiç konuşmamalıyız. Çünkü ahlakı anlatabilmenin en iyi yolu, örnek olmaktır. En ufak hareketimizle, bakışımızla, duruşumuzla, bize sorulan sorulara cevap verişimizle, karşı tarafa soru soruşumuzla, birtakım alternatifler karşısında gerçekleştirdiğimiz tavırlarımızla ne olduğumuz meydana çıkıyor.
Ahlak, kesinlikle bir samimiyet ve şeffaflık içinde yaşanabilir. Ahlak, birtakım ahlaksızlıkların kapatılması için kullanılan bir kavram olamaz. Tıpkı, özgürlüğün, karşı tarafı ezmenin meşru kılınması için kullanılan bir kavram olmadığı gibi. Ahlak, kesinlikle bir samimiyet istiyor. Öyle bir samimiyet ki, içimizdeki eksiklikleri, içimizdeki çirkinlikleri öncelikle kendimize itiraf etmek, onlarla yüzleşmek ve o yüzleşme doğrultusunda kendimizi geliştirmekle ilgili bir şey ve elbette bir arada yaşayacağımız, bir arada yaşamayı öğreneceğimiz bir şeydir. Tek başına ahlaklı olunamıyor. Onun için, bir arada yaşarken, güzel ahlak sahiplerini örnek alarak, geleneğimizi, değerlerimizi yeniden gözden geçirip tazeleyerek, ahlakımızı sürekli yeniden yorumlarla canlı kılarak yaşayabiliriz. Çünkü ahlak hayatı bir mana hayatıdır; mana dediğimiz şey de, sürekli değişen hayat karşısında tazelenmek zorundadır. Eğer sahip olduğumuz değerleri ve onlarla birlikte yaşadığımız manayı yenileme, tazeleme gücümüz yoksa hayatımız kokuşur. İstediğimiz kadar ona geçmişten devralmaya çalıştığımız, ama yeniden yorumlayamadığımız, yeniden can veremediğimiz, ihya edemediğimiz, eskimiş, yıpranmış kavramlarla, değerlerle destek olmaya çalışalım, hayat elimizden gider, hayatın manası elimizden gider.  O manayı da maalesef bizim üzerimizdeki güçler bizim hayatımıza giydirirler, geçirirler, zerk ederler. Yazık ki, hayatımızdaki mana da, büyük ölçüde, çok farklı güçler tarafından, örneğin dilimiz elimizden alınarak, hayat tarzımız, giyimimiz kuşamımız, musikimiz, edebiyatımız elimizden alınarak ele geçiriliyor. Onun için, ahlaklı olmak, hayatımıza sahip çıkmaktır; yüzyıllardan beri yaşanan bu topraklardaki hayatı kuşanmak,  o hayatı geleceğe büyük canlandırmalar ve tazelendirmeler içinde aktarmaktır.

<p>Peki, kod 29 olarak bilinen fedih kodunun kaldırılması ne  anlam ifade ediyor? Çalışma hayatından

Kod 29'un kaldırılması ne anlam ifade ediyor?

Sahur sofranızda bunlar olsun!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Dibeybe'yi resmi törenle karşıladı.

Düzce'de denizin bir kısmı kahverengiye dönüştü