• $9,586
  • €11,1346
  • 556.781
  • 1492.68
23 Kasım 2016 Çarşamba

Yine, yeni, yeniden milliyetçilik

İngiltere’nin AB’den çıkışından sonra AB’nin geleceğinden endişe edenlerin sayısı artıyor. Başta Fransa olmak üzere AB’den ayrılmayı tartışan birçok Avrupalı olduğu gibi, bu fikri savunan siyasetçilerin ve partilerin giderek yükselme eğilimine girdiğini görmek de mümkün. Birçok kimseye göre, Avrupa’da milliyetçilik yükselmektedir ve bu durum da ‘ulus-devlet üstü’ siyasi yapıların varlığını tehdit etmektedir; bu fikri savunanların ileri sürdüğü bir başka iddia ise milliyetçiliğin Avrupa’yı içe kapanmaya ittiği bunun da giderek yabancı düşmanlığı gibi ötekileştirici tutumların yükselmesine yol açtığıdır.

Oysa daha çok uzak olmayan bir zamanda ‘Yenidünya düzeni’ tartışmaları yapılmıştı. Sovyetlerin çöküş sürecine girdiğini o günlerde çoğu kimse ön görememiş olduğu için Gobaçov’un ‘yeniden yapılanma’ hareketi başladığında birçok yorumcu, Rusya’nın sosyal-piyasa ekonomisine geçerek sosyalizmi yeni bir aşamaya sokacağını söylüyordu ki birdenbire Sovyetler Birliği dağılıvermişti.

Ulus devlet nereye?

Neo-liberalizmin siyasi zaferinin ilan edilme zamanıydı, neredeyse herkes Fukuyama’nın adını ezberlemişti, ona göre ‘tarihin sonu’ gelmişti. Aslında esas fırtına bundan sonra başlayacaktı, neo-liberal pozitivist tarih anlayışının doğrusal tarih yorumu son hükmünü vermiş bulunuyordu. “Buna göre insanoğlu tarihte çeşitli aşamalardan geçtikten sonra tarihin son durağı liberalizme ulaşmış bulunuyordu. Artık liberalizmin karşısında duracak hiçbir güç, hiçbir toplumsal aktörden, siyasal varlıktan bahsedilemezdi, çünkü bütün bu safhalar geride kalmıştı.”

Tarih, uluslararası sistemde çift kutupluluğun Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte sonunu hazırladığı gibi tek kutuplu bir dünyaya açılmaktadır. Burada neo-liberalizmin önünde engel oluşturan ulus-devletlere de yer yoktur. Dünya hızla entegre olurken ulus-devletler bu entegrasyonun önündeki en büyük engel olarak durmaktaydı. Artık ulus-devletlerin sonuna doğru gidilmekteydi, çünkü onlar işlevlerini tamamlamış, birer tortu haline gelmişlerdi, varlıklarını sürdürmek istemeleri ancak gelişmeye engel olmak anlamına gelecekti.

Bu kaba saba doğrusal tarih yorumunu yapan birçok yazıya, makaleye ve kitaba rastlamak zor değildir. Bilhassa Türkiye’de başta Batıcılar olmak üzere birçok kimse bu iddialara dört elle sarılmış, artık ulus-devlet yapısını terk etmek gerektiğini dile getirmişlerdir. Öyle ki etno-faşizan terör yanlısı grupları destekleyen gazeteci-yazar türünden adamlar bile bir yandan Türkiye’nin ulus-devlet yapısını terk etmesini savunurken öte yandan etnik temelli ulus-devletleşmeyi savunmanın çelişkisinden habersiz durmaktaydılar.

Batı nereye?

Türkiye’nin geleneksel resmi ideolojisi olan batıcılık, İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte bürokratik elitlerin hem kendi meşruiyetlerini ürettikleri bir araç olmuştur, hem de ülkenin bağımsızlık mücadelesi vermesine rağmen Batı vesayetine girmesine zemin hazırlayan bir işlev üretmiştir. “Tarihin sonu ‘ulus-devletlerin tasfiye edilmesinin zamanı geldi, şimdi ulus-üstü yapılarla bütünleşme zamanı’ gibi iddiaları benimsemek Batıcı elitler açısından kestirme yoldan Avrupalı olmak demekti.” Bu sebeple bir an önce AB’ye katılıp, ulusal olan her şeyden kurtulmak istemelerini anlamak gerekmekteydi.

Bugün onlar büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktadırlar, çünkü onların katılmak istediği AB başından bu tarafa Türkiye’ye açıkça ‘siz Batılı değilsiniz bu yüzden bin yıl bile geçse AB’ye giremezsiniz’ dedikten sonra, şimdi de birlik için için kaynayıp yeniden ulus-devletler ekseninde yeni bir arayışa yönelmiştir. Burada iki eğilimden bahsedilmektedir: Birincisi ulus-devlet kimliğine vurgu yapan, Batı’nın emperyalizmine karşı kendi milli kimlikleriyle var olmak isteyen Batı dışı toplumların milliyetçilikleri; diğeri ulus devletlerini korumaya kalkan içe kapanmacı, yabancı düşmanlığını, ötekileştirici nefret dilini kullanan, ırkçılığa kayan siyasi hareketler. Peki, bu iş nereye varacaktır?

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı