• $9,5443
  • €11,0934
  • 547.571
  • 1455.42
10 Kasım 2016 Perşembe

Terörün dili ve çözümsüzlük siyaseti

Terör olaylarının tırmanmasında olduğu kadar uzun bir süreye yayılarak devam etmesinde birçok yanlıştan bahsedilebilir. Devletin etnik terör ve etno-faşizmin uyguladığı stratejiyi boşa çıkaracak daha üstün bir strateji uygulayamadığı, siyaset geliştirmede yetersiz kalındığı öne sürülebilir fakat burada terörün dilinin rolünü küçümsemek veya görmemek büyük bir hata olacaktır.

Terörün dilinden bahsederken üzerinde durulması gereken ilk husus; örgütün kendi eylemlerini dayandırdığı genel savunma stratejisinin dayandığı retoriktir. Bunu oluşturan söylem analiz edildiğinde kabaca ‘her etnik topluluğun bir devleti olması gerekir gibi etno-faşizan’ bir siyaset anlayışıyla karşılaşmak kaçınılmaz olmaktadır. Bu devletleşme stratejisini Lenin-Stalin çizgisinden yarım yamalak devşirdikleri kaba bir öncü-önder teorisine dayandırmaktadırlar.

Terörün zehirli dili

Buna göre ortada devlet talep eden bir halk bulunmasa da (çünkü halk cahil, kendisinin ve çıkarlarının farkında değildir bu sebeple halkın çıkarlarının bilincine sahip olan önder ve öncü kadrolar bu işi üstlenmiş bulunmaktadır) bu yönde mücadele eden öncülerin bunu gerçekleştirmek üzere silahlı mücadeleye girişmesi cinayet işleyip, katliam yapması bu hedefe ulaşmak için tek çıkar yoldur. Örgüt bunu yaparken örgütün muhtelif bileşenleri de aynı hedefe ulaşmak üzere üstlerine düşen görevi yapmak durumundadırlar. Temel görevleri ise örgütün stratejisine uygun işbölümüne göre verilen işi yapmaktır ki, bu onların ister parti ister sivil toplum kuruluşu olsun, hiçbirinin kendi başına bir kimliğinin, bağımsız davranmak gibi bir kişiliğinin olmaması anlamına gelmektedir.

‘Bu çerçevede kurulan partilerin rolü nedir?’ sorusu anlamlıdır. Dışardan bakıldığında bu Stalinist anlayışın ‘örgüt-silahlı güçler-parti’ gibi bileşenleri arasındaki hiyerarşik katı/zorunlu ilişki gözden kaçırılmakta sık sık partinin neden örgüte mesafe koyamadığı sorulmaktadır. Oysa partinin, o partide siyaset yaptıklarını iddia edenlerin içinde bulundukları durum, hiyerarşik konum onların siyaset yapmasını başından imkânsız kılarak bir emir komuta mekanizmasına mahkûm etmiştir.

Burada onların oy aldıkları halka dönüp ‘biz sizden oy aldık, sizin talepleriniz örgütün talimatlarından önemlidir, bu bakımdan örgütün kirli savaş stratejisini reddedip sizden aldığımız güçle her şeye rağmen örgüte, silahları bırakın biz sorunlarımızı halkın oylarından aldığımız güçle demokratik platformlarda çözeceğiz’ demesini beklemek boşunadır. Bunu yapabilseler veya içlerinden bunu yapacak kadar yürekli birileri çıkıp böylesine bir meydan okumayı yapma cesaretinde bulunabilse, elbette halk kahramanı olarak tarihe geçmekle kalmaz örgütün ölümcül tahakkümünün kırılmasına dönük de bir çıkış imkânı yaratmış olabilirdi.

Etno-faşizmin emir komutasında parti olmak

Oysa tek tercihleri örgütün geliştirdiği terör dilini kullanarak, o dilin içine hapsolarak terörü yani ölüm makinesini haklılaştırmaya çalışmaktır. İlk yaptıkları şey “terör örgütünün taleplerinin devlet tarafından kabul edilmesini yöntem olarak savunmak yani devletin örgütün talep listesini müzakere yoluyla görüşmesidir ki bu listenin başında iki halkın siyasi varlığının kabul edilmesi gelmektedir.” Bu kabul edildikten sonra ikinci sırada “anayasal olarak iki halka ayrı statü verilmesi gelecektir.” Arkasından özerklik vb. siyasal talepler sıralanacaktır. Dolayısıyla bu taleplerin ana dil eğitimi, mahalli idarelerin güçlendirilmesi gibi reformlarla karşılanmasını düşünmek safdillik olacaktır. Burada örgütün dili devreye girecek, durumu şöyle haklılaştırmaya çalışacaktır; hemen karşılıklı çatışmazlık ilan edilsin, müzakere masası kurulsun, genel bir af ilan edilsin, yerinden yönetime geçilmek üzere hareket edileceği, yetki devri yapılacağı ilan edilsin, terör kadrolarına yasal statü verilsin o zaman barış hemen gelebilir… “Bu talepler gerçekleştirilse gelecek olan nedir? Bölgede etnik temizlik, farklı siyasi partilere üye veya oy verenlerin bölgeden sürülmesi, tek ideolojiye dayanan totaliter etno-faşizan bir baskı rejiminin kurulması.”

Türkiye nasıl bir anti demokratik zihniyetle, ne tür bir terör diliyle zehirlenmek istenmektedir, bu dili içeride ve dışarıda savunanlar neyin temsilcisidir ayrıca açıklamaya gerek var mı?

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu