• $8,1499
  • €9,6957
  • 451.854
  • 1357.95
13 Temmuz 2015 Pazartesi

Türkiye’nin Ortadoğu politikası neden değiştirilemez?

Son zamanlarda, ‘Türkiye dış politikasını değiştirmelidir’ düşüncesinin yaygınlaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu koroya katılanların önemli bir kısmının, Türkiye’yi uluslararası düzendeki eski konumuna geri döndürmek isteyen çevreler olduğunu görmek şaşırtıcı değildir, fakat bunların arasına bazı ‘muhafazakâr görünümlü politikacıların’ katılmasına, hatta yeni siyasi hesaplar peşinde koşan ‘Yeni dünya ve yeni Türkiye’ için söylenecek hiçbir yeni fikri olmayan, esasen bütün arzusu siyasette var olmak olan bu unsurlara ne söylemeli!

Bu koronun birinci grubunda yer alanların pozisyonu gayet açıktır: “Türkiye dünya sistemi içinde eski konumuna dönerse yani Lozan, NATO süreciyle, Batılı merkezlerin belirlediği iradeye bağımlı hareket eden konumuna tekrar avdet ederse, Türkiye’nin büyük sermayesi, medyası, bürokratik oligarkları kısaca eski anti demokratik ilişkilerin kadrosu, bu bağımlılık ilişkilerini yürütmek üzere tekrar eski statükoya dönmeyi ummaktadır.”

Muhafazakâr görünümlü doğan

İkinci gruptakiler ise dar kafalı, ufuksuz, sadece ihtiraslarıyla motive olan, çapsızlıklarının bilinç altı farkındalığıyla, birinci grupla ittifak arayışı içinde olanlardır ve onların medya, sermaye desteğine tutunarak ayakta kalmak arzusuyla hareket etmektedirler.
Hiçbirini ayırmadan bu kadroların hepsine kötü bir haber vermek durumundayım: Türkiye’nin dış politikası asla değiştirilemez. Neden mi? Önce, ‘dış politika değişsin’ diyenlerin beklentileri nelerdir? Ona bakalım.
İlk beklenti Mısır’la Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ile ilgilidir. Bu, Mısır’ın ilk demokrasi tecrübesinin Batı desteğiyle vahşice, kanla bastırılmasına taraf olmak, onay vermek demektir. Arap coğrafyasının demokratikleşme süreci açısından tarihi bir öneme sahip olan “Mursi hareketinin bastırılması, bir darbeye maruz kalması, sadece Mısır halkı açısından değil, bütün bölge açısından birincisi, otoriter baskıcı rejimlere karşı halkın demokrasi yoluyla iktidara gelebileceği fikrini tahrip eden bir sonuç doğurmuş; ikincisi ise, Batı’ya bağımlılıktan kurtulmanın imkânsız olduğu inancını kuvvetlendirecek bir tabloya sebep olmuştur.”
O halde ‘Türkiye-Mısır ilişkileri düzelsin’ demek, Sisi’nin cuntasını ve onun katliamlarını onaylamak, aynı zamanda Arap coğrafyasının askeri cuntalar, otoriter rejimlerden kurtulmasına, demokratikleşmesine karşı tavır almak, Ortadoğu’yu Batı’ya teslim etmek demektir.

Ya bağımsızlık ya Batı vesayeti

İkinci beklentinin, Suriye politikasını değiştirmek olduğunu tahmin etmek zor değildir. Suriye’de BAAS rejimiyle uzlaşmayı önermek, aslında fiilen bitmiş ancak hava sahası üzerinden yaptığı katliamlarla gün sayan bir rejimi diriltme çağrısıdır. Suriye meselesinin, rejim yanlısı PYD, IŞİD gibi terör örgütleri vasıtasıyla Irak’ı, Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ni ve ülkemizin güneydoğusunu hedef aldığı, dikkate alınınca, sadece bu ülkeyi ilgilendirmediği görülecektir. Bu durumda, ‘Suriye ile uzlaşalım’ çağrısı aynı Batı sisteminin bu coğrafyada yeni bir Syces/Picot uygulamasına razı olmak demektir. Bu çözüm süreciyle Batı’nın elinden alınan Kürt kartının, terör üzerinden Batı’ya ve İsrail’e geri verilmesi, Barzani’nin yerine Kandil’in geçmesi, KCK’nın paralel devlet uygulamasına geçişi demektir. Tabii Batı’ya teslim olmanın aynı zamanda bölgede İsrail’e içeride ise paralel yapıya teslim olmak anlamına geldiğine girmiyorum bile.
Kısaca söylemek gerekirse, “Türkiye’nin dış politikası değişsin diyenler, sanki eski teslimiyetçi ve pısırık politikayla zamanında Türkiye çok şey kazanmış yanılsamasını yaratarak Erdoğan/Davutoğlu çizgisinin bu ülkeyi bağımsızlaştırdığından rahatsız olanlar ve kendi siyaset hesaplarını ülkenin kazanımlarını yok etme pahasına ileri sürenlerdir”.

<p>Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe konuk ettiği Gaziantep FK'yi 3-1 mağlup ederek şampiyonluk yarı

Fenerbahçe-Gaziantep FK Maç Yorumu

Kaçak kazıda bulunan Roma dönemine ait 40 eser Çorum Müzesi'nde sergileniyor

Balıkesir'e yerleşen kadın girişimci, ağaç dallarını ekonomiye kazandırıyor

Uygarlık tarihine ışık tutan 12 bin yıllık kazı başlıyor