• $13,579
  • €15,3691
  • 771.518
  • 1809.65
15 Şubat 2017 Çarşamba

Toplumsal şizofreni

Osmanlı düşmanlığını analiz ederken, bu saldırgan, bu nefretçi söylemin, bu ahlaksız tavrın arkasında, kendi halkına karşı düşmanlıktan kendi tarihine düşmanlığa uzanan anti-demokratik bir zihniyet olduğunu vurgulayarak, temeldeki psikolojik sorunun ‘toplumsal şizofreni’ olduğunu ifade etmiştim.

Meselenin sosyolojiden, sosyal psikolojiye uzanan bir boyutu olduğu açıktır. Türkiye’deki elitist geleneğin Batıcı aydın-bürokratik kadroların tarihsel iktidarının ürünü olduğunu ortaya koymaya açıklamaya çalışıyorum. “Bu iktidar zümresi ‘Batılılaşmayı’ hem kendi halkından kopma hem de kendi halkına karşı bir iktidar aracı olarak kullanarak, bir ideoloji üzerinden sadece devleti ele geçirmekle kalamamış, devleti kendi halkına karşı bir baskı aracı olarak kullanmayı ‘ilericilik’ olarak da takdim etmiştir.” Buradaki ‘ilericiliğin’ devlet baskısıyla ‘toplumu dönüştürülecek bir nesne’ olarak gören faşizan bir anlayışın ürünü olduğunu unutmamak gerekir ki, nitekim Recep Peker Faşizmi ve Nazizm’i överek açıkça demokrasiye karşı çıkmıştı.

İktidar kaybı

Demokrasi düşmanlığının arkasında ‘bir zümrenin’ kendisiyle ‘halk’ arasında bir eşitsizlik ilişkisi olduğu, kendilerinin üstünlüğünü var sayan bir anlayış bulunduğu söylenebilir, Türkiye’nin aydın bürokrat zümrelerinin Tanzimat Batıcılığından bu tarafa gösterdikleri tutum halkın ‘Alaturka’ kendilerinin ise ‘Alafranga’ bir hayat tarzını benimsemeleriyle ilgilidir. Batıya öykünen bir hayat tarzını tercih ederek, devlet eliyle halka müdahale etmeyi bir hak olarak gören bu zümre, halkın kültürünü değiştirmeyi adeta kendine misyon olarak kabul etmiştir. Tanzimat paşalarından, darbelerin, cuntaların paşalarına, Nevzat Tandoğan’dan, Mahmut Esat’a tek parti bürokratlarına ve benzerlerine kadar uzanan, hepsinin normal gördüğü şey ‘cahil buldukları halkın’ değiştirilmesi konusunda her türlü tasarrufu yapma yetkisinin kendilerinde olduğudur.

“Bu anlayış, Otoriter Cumhuriyet döneminde adeta resmi bir söylem haline getirilip devletin başta eğitim olmak üzere, kültür politikalarının temelini oluşturmuştur. Öyle ki 1950’den sonra çok partili hayata geçilip, demokrasiye adım atılmasına rağmen Menderes başta olmak üzere seçilmiş başbakanlar dahi bu anlayışı değiştirmeyi başaramamışlardır. Çünkü bu söyleme itiraz etmek irtica suçlamasına kadar uzamaktadır.” Bunun içindir ki, Attila İlhan’ın o keskin söyleyişiyle ifade ettiği gibi, Sinan’dan bahsetmek de, Mevlana’dan bahsetmek de, İbn-i Haldun’dan bahsetmek veya İbn-i Sina’dan söz etmek de makbul sayılmaz, zira ‘Sinan, Michelangelo’nun eline su dökemez!’

Burada, bir aşağılık duygusunun varlığı açıktır fakat daha korkuncu halkına yabancılaşmış olan bu zümrenin kendi konumlarını yani ideoloji üzerinden devlet vasıtasıyla ‘dönüştürülecek bir nesne olarak gördükleri halkı ötekileştirmeleridir’. Batıcı aydın bürokrat elitizminin ‘ötekisi’ halktır.

Saplantı

Bu durumun hastalıklı sonuçları vardır. Bunlardan birincisi, halkı öteki olarak görmekle başlayan sürecin, o halkın kültürüne düşmanlıktan o kültürün üreticisi olan tarihe düşmanlığa uzanmaktadır. Demek ki Osmanlı düşmanlığı öylesine tesadüfen ortay çıkmış bir durum değil adeta toplumsal bir zümrenin (sınıfsal mı demeliyim!) kendi konumuyla ilgilidir.

“Diğer önemli bir sonuç ise, demokrasi düşmanlığıdır. Çünkü demokrasi, öteki olarak gördükleri değiştirilecek nesne haline getirdikleri halkı, ‘millet’ yapan ona siyasi kimlik veren, nesne olmaktan çıkarıp ‘özne’ haline getiren bir sistemdir.”

Üçüncüsü ise, bu kitlenin demokratikleşme sürecine karşı verdikleri tepkilerle, anti-demokratik zihniyet kodlarının dışavurumlarıyla, kolektif dayanışma içinde anti demokratik elitist geleneği savunma psikolojisiyle ilgilidir. Bu zihniyette sahip zümre mensupları birbirleriyle etkileşim sürecinde kolektif olarak bu hastalıklı tavrı çoğaltıp, bir davranış bozukluğu, toplumsal bir şizofreni yaşamaktadırlar. Bu şizofrenik tutumun şimdiki endişe/saplantı kaynağının Cumhurbaşkanı Erdoğan olması tesadüf müdür?

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor