• $8,4313
  • €10,2454
  • 498.541
  • 1441.33
01 Haziran 2017 Perşembe

Toplumsal iktidar kimin elinde?

İktidar deyince ilk akla gelen siyasi iktidar yani hükümettir; oysa toplumsal alanda ideolojik iktidardan, kültürel iktidara oradan kamusal iktidara ve ekonomik iktidara kadar uzanan farklı iktidar biçimleri bulunmaktadır. Türkiye’de yakın zamanlara kadar neredeyse bütün iktidar alanlarının belli bir anlayışın ve belli bir zümrenin tekelinde olduğunu belirtip buradan çıkmak için demokrasinin en büyük imkân olduğunun üzerinde duruyorum fakat esas meselenin ideolojik, kültürel ve toplumsal iktidar alanlarının dönüşümü olduğunu görmek gerekir.

Nitekim bu iktidar alanlarındaki tekelin kırılamaması halinde demokrasinin kökleşmesi kurumsallaşması kolay olmayacaktır. “Demokrasiyi popülist siyasal bir yönetim biçiminden ayıran temel özellik, bütün iktidar alanlarının topluluklardan sınıflara, sivil toplumdan farklılaşmış gruplara, bireye kadar bütün sosyal aktörlere açık hale gelmesi ve insanın bu alanlarda özgürleşmesidir.” Geçtiğimiz günlerde bu konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dile getirmesi önemlidir çünkü bunu mesele etmeden Türkiye’nin demokratikleşmesini tamamlamak mümkün değildir.

Hangi iktidar?

Türkiye’de iktidar alanlarına hâkim olan iktidar elitlerinin ideolojik kültürel ve toplumsal iktidarlarını ürettikleri iki kaynak önemlidir. Bunlardan biri devletle kurdukları ilişkinin şekli, diğeri ise Batılılaşma ideolojisi üzerinden yaklaşık iki yüzyıllık Batı’nın muhtelif unsurlarıyla kurdukları özel ilişkilerdir.

Türk toplumunun modernleşme sorununun temel açmazlarından biri olan sanayileşememe, ekonomik ve askeri bakımdan batıyla kurulan bağımlılık ilişkilerini yaratmış, bu durum ise kaçınılmaz olarak bu ilişkilere dayalı bir yapının kurulmasına ve bunun kendi kurumlarını inşa etmesine yol açmıştır. “Batılılaşma ideolojisi bu anlamda öyle safça zannedildiği üzere Batı gibi olma arzusunun ötesinde bir dünya görüşünün adıdır ve düpedüz bu bağımlılık düzeyinin toplumsal kadrolarını ve kültürel çerçevesini inşa eden bir işleve sahiptir.” Bu dünya görüşünün İmparatorluğun son döneminden Cumhuriyete uzanan etkisi analiz edilmeden, bu bağımlılık ilişkileri anlaşılmadan, yaşadığımız sorunun mahiyetini anlamak da bunu aşmak da kolay olmayacaktır.

Her meseleyi bir idari problem haline getirip birtakım mevzuat değişimi ve idari tedbirlerle çözme hastalığı olarak adlandırılabilecek ‘bürokratik düşünme hastalığı’ bu sorunların anlaşılmasının da çözümünün de önündeki engellerden biridir. Bu bakımdan meselenin yani toplumsal ve kültürel iktidarın dönüşümü, demokratik süreçlerin derinleşmesi bakımından önemli meselelerdir. Bu sorunun aşılması öncelikle siyasal demokrasinin önünü açacak kamusal alanda çoğulculuğun yerleşmesini, eleştirinin gelişmesini sağlayacaktır.

Hegemonyanın kırılması

Bugün Türkiye’de ideolojik iktidar alanında hegemonya kurmuş olan zümrenin 19. yüzyıl pozitivizminden kaba saba bir materyalizmden öteye geçmeyen bir dünya görüşüyle hâlâ bu alanda pozisyonunu korumakta olması, çağın gerisinde kalmış bir aydın zümrenin ülkenin önünde engel olduğunu gösterdiği kadar, bu hegemonyayı kıracak eleştirel bir tavrın ortaya çıkmaması veya yeterli meydan okumayı yapamaması bakımından da ciddi bir sorunun göstergesidir.

“Toplumsal alanda iktidarı oluşturan sosyal ve ekonomik elitlerin, onların tarihsel zeminini meydana getiren kültürel hegemonyanın kırılması, bu iktidar alanlarının sivilleştirilmesi demokratikleşme bakımından toplumun özgürleşmesi açısından ne kadar önemliyse, Türkiye’nin bağımsızlaşması bakımından da o kadar önemlidir; çünkü ülkedeki kültürel hegemonya sadece bir iktidar alanını kontrol etmekle sınırlı kalmayıp, yerli kültüre karşı Batının kültürel hegemonyasının da temel mekanizması haline gelmiştir.”

Toplumun özgürleşmesi açısından siyasal yapının demokratikleşmesi ne kadar önemliyse toplumsal ve kültürel alanda hâlâ tekel konumunda bulunan hegemonyanın tekelinin kırılması o kadar önemlidir. Burada çözüm bu alanlarda yeni bir tekel yaratmak değil çoğulculuğu inşa edecek bir yaklaşımı ortaya koymaktan geçmektedir.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi