• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
28 Ekim 2015 Çarşamba

Teokrasi ve militarizm arasında mı kaldık?

Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz değerli gazeteci-yazar Çetin Altan Türk siyaset ve düşünce hayatında önemli bir yere sahiptir. Parlamentoda bulunduğu dönemde yaşadıklarını ‘Ben Milletvekili İken’ başlığıyla kaleme alarak, kendi dönemini yansıtan politik tartışmaları parlak üslubuyla ortaya koymuştur. Çetin Altan’ın yazılarında özellikle iki önerme dikkat çeker. “Bunlardan biri; Türk toplumunun temel sorunu olarak cami ve kışla arasında kalmış olması, diğeri ise Türkiye’nin erkek erkeğe kahvelerinden, kadın erkeğe birlikte oturulan kahvelere geçilememiş olması şeklindedir.”

Üstat hayatı içinde bu ikinci meselenin çözüldüğünü gördü. Kadın ve erkeklerin birlikte oturdukları mekânlar sorun olmaktan çıktığı gibi, sayıları hızla arttı. Elbette Çetin Altan’ın meseleyi mekâna indirgediğini söyleyemeyiz, onun kastettiği kadınların toplumsal hayatta daha çok görünürlük kazanması, kadının eksik olduğu ortamlarda erkeğin de eksileceği vurgusudur.

Devletin despotluğu

Çetin Altan’ın ardından yazılanlarda en çok ‘cami ve kışla arasında kalma’ meselesinin tartışıldığını görüyoruz. ‘Cami-kışla arasında kalmak’ ifadesi ‘militarizm ve teokrasi’ arasına sıkışmış bir toplum sorunu olarak özetlenebilir. Problem teokratlarla militerler arasında mıdır? Belki bir dönemde mesele böyle tartışılabilirdi, fakat bugün meselenin farklı bir mahiyeti olduğu görülmüştür.
Türkiye’deki temel problemin öyle tanımlanabilmesi için, caminin güçlü bir kurum ve camiye dayanan teokratik bir zümrenin olması beklenmez miydi? Bizim aydınlarımızın hâlâ laiklik, modernleşme problematiği bütünüyle Fransız aydınlanmasının çağrışımlarıyla dolu olduğu, resmi eğitim sistemimiz yaklaşık yüz yıldır bunu çoğalttığı için meseleye böyle bakmalarını da yadırgamamak gerekir.
Ama gerçek farklıdır; bir asırdır cami, ülkenin toplumsal kurumları içinde en çok hırpalanan, en çok müdahale gören, siyaseten sürekli baskı altında tutulan, sivil fakat siyaset karşısında güçsüz bir kurum olmuştur. Dahası bu kurumun ‘iktidarını kendisinden üreten otonom bir zümresi’ yani teokratı yoktur. Yakın zamanlara kadar din adamlarının, devletin resmi ideolojisini taşıyan küçük bir grup dışında, ülke çapında ‘varlıkları dahi devlet tarafından’ tanımlanmamıştır. Sivil toplumun kendi çabasıyla ayakta tuttuğu, inşaatından din görevlilerine kadar ihtiyaçlarını karşıladığı camiler, devletle mücadele eden bir kurum olma iddiasını zaten taşımamıştır.
“Kısaca Türkiye’de hiçbir zaman otonom bir teokrat zümre olmamıştır. Batı’daki gibi ‘teokrasi’ ve ‘burjuvazi’ arasında bir mücadele olmadığı için, elbette bir ‘uzlaşma da’ mevzu bahis olmayacaktır. Türkiye’deki sorun ordu-cami arasında değil, devlet ve toplum arasındadır. Devlet toplumun dini de dâhil her alanına müdahale etme hakkını fiilen elinde tuttuğu için, insanların en mahrem, manevi dünyasını oluşturan dinine dahi müdahale etmeyi doğal bir eylem alanı olarak görmüştür.”

Özgürlük alanı

Bugün sorun bu eski yapının, devlet adına bütün iktidarı eline geçirmiş olan silahlı-silahsız bürokratların demokrasi karşısında pervasızca, haksızca kullandıkları bu müdahaleci, yıkıcı gücü kaybetmeleri, toplumun devlet karşısında bireyden sosyale, siyasete kadar genişleyen özgürlükler talep etmiş olmasıdır.
Daha öncesini anlayabiliriz, fakat şimdilerde hâlâ bu meseleyi ‘cami ile ordu’ arasında bir meseleymiş gibi takdim etmek, bürokratik ideolojinin içinden tepkisel bir ifadedir. “Türkiye’nin demokratikleşme süreciyle yaşadığı bu dönüşüm, olmayan teokratik zümreyi değil, devlet karşısında muhtelif toplumsal sınıfları, toplulukları ve bireyleri özgürleştirmektedir.”
Aslında ‘şeriat geliyor’ korkutmasıyla Türkiye’nin demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan bu anlayışın, militarizmin bir türevi olduğunu anlamak gerekir. Toplumsal değişimin dinamikleri artık ‘kırk katır mı, kırk satır mı’ gibi tehditleri tarihin çöplüğüne atmıştır.

<p>Mete Gazoz, Tokyo 2020'de altın madalyayı kazanarak tarih yazdı. Genç sporcumuzun henüz 17 yaşınd

Mete Gazoz sözünü tuttu! Henüz 18 yaşındayken bakın ne demişti

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı