• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
05 Şubat 2014 Çarşamba

Paralel yapı kime karşı?

Bu sorunun cevabını, ilk ağızda "hükümete dolayısıyla doğrudan Başbakan'a karşı" diyerek vermek mümkündür, fakat bunun yeterli olduğu söylenemez. Devlet içinde meşru bir biçimde örgütlenmemiş veya devlete karşı "simetrik bir biçimde örgütlenmeye gitmiş" her yapı, hangi maksatla ortaya çıkarsa çıksın önce millete karşıdır.
Bugün Başbakan Erdoğan'ın hedef haline getirilmiş olması da, doğrudan doğruya bununla ilgilidir. Eğer son on yılda, milletin seçtiği meclis ve hükümetlere karşı, devlet üzerindeki iktidarlarını hiç kaybetmemiş olanlara artık "yeter, buraya kadar" denilmiş olmasaydı, bu yaşananlar olur muydu dersiniz! Devletin iktidarını, seçilmiş meşru hükümetlere bırakmayan geleneğin, şimdilerde başka ittifaklarla, Başbakan Erdoğan üzerinden millete saldırdıklarını düşünüyorum. Hatta CHP'nin de böyle düşünerek, buradan kendisi için bir çıkış yolu aramaya yöneldiğini söyleyebilirim.
Millete müdahale
Meseleyi şöyle ortaya koyabiliriz: Türkiye'deki "geleneksel militer -bürokratik oligarklar" 1950'lerden bu tarafa, sandıktan çıkan halkın tercihlerini devlet düzeyinde bloke edip, etkisiz kılacak konumda olmuşlardır. Seçim sonuçları, örgütsüz ve yoksul bir köylü toplumunun, devlet içindeki elitist kadrolar karşısında çaresiz kalmasına rağmen, her seçimde bu tavırlarını ısrarla sürdürerek daha fazla demokrasi, daha fazla gelişme talebinden vazgeçmediklerini yansıtmaktadır.
Seçilmiş hükümetlerin, bürokratik "oligarkların iktidar alanıyla" ilgili neredeyse hiçbir değişim talebinde bulunmadan, sadece bayındırlık hizmetlerini, altyapı çalışmalarını ve sanayileşme konusunda, kendilerine müsaade edilen ölçüde, edebildiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz.
Özal, bu gidişe ilk dur diyen hamleyi yapmıştı. Sadece kalkınma ve gelişme gibi konularla sınırlı kalmayarak, doğrudan devletin üzerindeki "militer sisteme" tabiri caizse çomak sokarak, müdahale etti. Bürokratik oligarkları dizginlemeyi denedi ve dahası bu yapının dışında yeni bir toplumsal süreci başlatarak yeni orta sınıflaşmanın önünü açacak ekonomik ve sosyal politikaları uygulamaya soktu.
Özal'ın başlattığı "değişim politikaları", sistem açısından sonun başlangıcı olurken ne yazık ki "kendi sonunu" da hazırlamış oldu. Tam anlamıyla devleti ele geçirmiş oligarkların hegemonik iktidarını denetleyebilecek ne sivil aydınlar, ne sivil toplum ne de girişimler mevcuttu. Dolayısıyla "tarihsel iktidar bloğunu" oluşturan bürokratik militer oligarklarla, onların müttefiki olan "devletçi kapitalist unsurlar" ve elbette ki "bunların medyası", "yarı resmi aydınlar" kadrosu, duruma hâkim oldu. Özal'ın başlattığı değişim siyaseti karşısındaki en güçlü argümanın "Çankaya'nın Şişmanı" gibi basit ilkel ve ahlaksız bir slogandan öteye dayanağı yoktu.

Türkiye kazanacak
Şimdi durumun çok farklı olduğunu,anlamak zorunda kaldıklarını görüyoruz. Başbakan Erdoğan'ın etrafına "örmeye çalıştıkları duvarlar" bir bir çökmeye başladı. "İrtica odağı" olmak gibi resmi ideolojik saldırılardan, hukuki bir mesnet ihdas etmek de dâhil, her türlü yolu denediler. "Oligarşinin iktidar alametleri" üzerinden saldırılarının nihayet bulması için 2010 referandumunu beklemek gerekecekti. Artık bu tarihten sonra saldırıları, oligarşinin resmi ideolojileri üzerinden yapmak, ne içeride ne de dışarıda bir yankı yapmıyordu. Son bir ümitle, yüzlerini teröre döndüler. Hükümet, terör karşısında çaresiz kalırsa, kendileri için yeni bir fırsat doğabilirdi! "Çözüm süreci" bu ihtimali de ellerinden alınca, durum iyice çaresiz hale gelmişti ki şimdi yeni bir ümitle heyecanlandılar.
"Paralel yapı" olarak ifade edilen örgütlenme eğer devleti, meclisin ve onun seçtiği hükümetin iktidar alanı olmaktan çıkarırsa, bu sadece Erdoğan'ın değil, milletin kaybetmesi olacaktır. Böylece Türkiye'nin bütün kazanımları kaybedilerek, "tarihsel egemenlik bloğu" için ümitler yeniden yeşerecektir. Unutulan ise, artık Türkiye'nin eski örgütsüz köylü toplumu olmadığı, farklılaşmış toplumsal ilişkilerin demokrasi talep edecek bir düzeye eriştiği ve komploları, müdahaleleri ve darbe girişimlerini kavrayacak duruma geldiğidir.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü