• $8,2364
  • €10,0327
  • 484.788
  • 1441.33
23 Ocak 2014 Perşembe

Özgür olmadan demokrat olunur mu?

İnsanlar, özgür olmadan demokrat olabilirler mi? Aslında bu sorunun cevabını, yıllardır söze "laik, demokratik..." diye başlayıp bilinen bütün kavramları arka arkaya sıralayanların tutumlarından bilmemiz gerekir.
Türkiye'nin "otoriter laiklik" geleneğini sürdürenler "laik-demokratik" vurgusunu yapmalarına rağmen, ne laiktiler ne de demokrat. Onların laik olarak tanımladıkları şeyin doğrudan doğruya bir özgürlük alanını yok saymaktan öteye geçmediğini, bu sebeple de pespaye bir din düşmanlığından öteye bir yere varamadıklarına şaşmamak gerekir.
"Otoriter laiklik" aslında bir ideoloji içinde bütün bireysel özgürlüklerini kaybetmiş, bir anlamda "resmi cemaatin" devlet üzerindeki hegemonyasını yansıtmaktaydı. Bu anlayışla bu ülkenin demokratikleşme sürecinde ilerlemesinin, yolunu kesmeye çalışıldığını ve ne kadar zaman ve enerji kaybedildiğini düşünüp, yazıklanmak mümkün değildir.

Birey ve özgürlük
Birey, "otoriter laiklik anlayışı" ve "resmi ideoloji" arasındaki ilişkiler düpedüz kapalı toplum "anti-demokrat" devlet yapısı gibi birbirine bağlı adeta zincirleme bir halka yaratmıştır. Bu zincirin koptuğu durum, Türk toplumunun yaşadığı toplumsal değişmelerin yapısal bir nitelik kazanmasıyla görünür olmuştur.
Türkiye'de yaşanan toplumsal yapı değişmeleri, bu kapalı zihniyet ve özgürlükten korkan anlayışları açığa çıkardığı gibi, bu değişimin dinamiğini siyasete yansıtan aktörlerde problemin iyice görülmesini sağlamıştır. Son on yılda yaşanan gelişmeleri ve AK Parti tecrübesini bu bağlamda değerlendirdiğimizde bugün yaşadıklarımızı sanırım daha iyi anlayabiliriz.
Burada, iki hususu birbirinden ayırt ederek ele almak durumundayız. Birincisi yaşanan toplumsal değişimin ortaya koyduğu probleme verilen cevap, "otoriter laiklik" anlayışının sürdürülemeyeceğini ortaya çıkardıkça,bu anlayışla kendi anti-demokratik taleplerini devlete yansıtmak isteyenler, darbe ve müdahale girişimlerine yönelince tasfiye edildiler veya en azından başarısız oldular. Şimdi onlar bu anlayışla devlet üzerinde zümresel iktidar talebinde bulunmanın en azından açıkça savunulmayacak kadar, kaybedilmiş bir dava ifade ettiğinin farkındadırlar. Dolayısıyla "otoriter laiklik", "kapalı toplum", "anti-demokratik devlet" projesi artık arkaik bir mesele haline gelmiştir.
Devlet ve cemaat
İkincisi ise, daha güncel ve sorunludur. Bu defa dine referans vererek örgütlenmiş yapı ve yapıların devlet üzerindeki talepleri ne olacaktır? Buradaki sorunun Türkiye'nin geleneksel "otoriter devletçi" çizgiden farklı bir nitelik taşıdığı açıktır. Çünkü devlet üzerinde siyasal taleplerde bulunanların kimliklerini ifade ettikleri parametre sadece din değil "dini bir topluluktur". Demokrasinin asgari şartlarının olduğu bir yerde, böyle bir zümresel-siyasal var oluşa devlet içerisinde yer verilemeyeceği açıktır. Şimdi yeni bir laiklik meselesi ortaya çıkmaktadır. Dini bir topluluğun, devlet üzerinde komüniter kimliğiyle siyasal talepte bulunması veya konum elde etme iddiası, tıpkı "otoriter-laiklikte" olduğu gibi anti demokratik bir meseledir. Dindarların demokrasi içerinde özgürleşmesi, demokratikleşmenin önemli bir adımıdır. Dini bir topluluğun devlet içerisinde siyasi bir "mevzi" kazanması ise anti-demokratik bir tutumdur.
Kısaca özgür insan olmadan, demokrasi meselesinin çözümü zordur. Bunun için, özgürlüğü bireysel olarak içselleştirmek gerekir. Birey olarak, zihniyet olarak komüniteye karşı özgürleşememek sadece demokrasi açısından bir sorun değil, aynı zamanda yaratana karşı bir sorumluluk olduğu gibi, insanın vicdanının sesi açısından da gerekli olan bir durumdur. Erich Fromm özgürlük korkusunun kolektif kimliğe bağımlılık, ondan kopamamak olarak tanımlamaktadır. İnsanların bağımlılık ilişkileri içerisinde kurduğu münasebetlerin etkisinde kalması, birçok açıdan sorun çıkardığı gibi, demokratikleşme sürecinde de aşılması gereken bir zihniyet problemidir. Şunu unutmamak gerekir ki, bütün bu sorunlar Türkiye'nin yaşadığı yapısal değişimin tortularıdır. Eski zihniyetler, değişim hızlandıkça tasfiye olacaktır fakat düşünen insanların, iradeleriyle bu sorunun çözümüne öncülük etmesi gerekmez mi?

<h3><strong>Haftanın magazin başlıklarını Akşam Gazetesi Magazin Müdürü Barış Kocaoğlu ve Eda Cabul

Kerem Bursin kafelere gidenlere 'salak' dedi, Maldivler'e gitti!

Türkiye'nin ilk silahlı insansız deniz aracı, füze atışlarına hazır

İzmir'de denizin yüzeyini 'deniz marulu' kapladı

Halk pazarları Covid-19 tedbirleriyle açıldı