• $8,4047
  • €10,1808
  • 506.756
  • 1460.86
15 Ocak 2014 Çarşamba

Zor zamanda yazmak

İlk yazıyı yazmak her zaman kolay değildir. Bir lise öğrencisiyken Bayburt Lisesi’nin duvar gazetesi olan “Genç Kuşağın Kalemi”nde çıkan ilk yazıyı yazmanın zorluğunu ve heyecanını, yine aynı sene “Bayburt Postası”nda tefrika edilen ilk hikâyemin bende bıraktığı duyguyu hiç unutmadım. Galiba mesele de bu heyecanı ve yazma azmini kaybetmemekle ilgilidir. Bu ise doğrudan doğruya yaşadığımız ülkeye, içinde doğduğumuz millete ve onun yaşadıklarına karşı hissettiğimiz sorumluluk ve duyarlılığa bağlanabilir.
Yazdığım gazeteden ayrıldıktan sonra, bir süre yazmadan, olayları gözlemleyerek izlemek istemiştim. İtiraf edeyim o kadar çok yazmayı gerektiren, yazmak istediğim durumla karşı karşıya kaldım ki bunları bir yana bırakmak, bir tavır almamak içimde bir ağrıya dönüştü. İşin esası, zor zamanda yazmak gerekir diye düşünüyorum. Bir başka söyleyişle, şimdi yazmazsak ne zaman yazacağız!

Yöntem sorunu
Bugünden itibaren haftada üç gün siz AKŞAM okurlarıyla beraber olmaya çalışacağım. Bundan önce yazdığım iki gazetede olduğu gibi yazılarımda zaman zaman okuyucunun sabrını zorlayan analitik bir dil kullanmaya çalışsam da, inanıyorum ki gündelik olayların ortaya çıktığı temel zemini, o olayların dayandığı yapısal ilişkiler ağını ortaya koymadan ele almak izlemek için yeterli olabilir, ancak anlamak ve yorumlamak için yetersiz kalacaktır.
Türkiye’deki yazarlık geleneğinde oldukça önemli bir yer tutan, analitik düşünce ve fikir yazarlığının, bugün de bazı örneklerini gazetelerimizde görmek zor değildir. Ben Peyami Safa’yı, Necip Fazıl Kısakürek’i, hocam Erol Güngör’ü bu türün klasikleri arasında ilk akla gelenler olarak görüyorum. Şüphesiz aktüel olanı bütün boyutlarıyla ortaya koyması gereken gazete yazıları çok önemlidir ve bunlar olmadan olmaz. Gazetelerdeki analizlerin, fikir yazılarının ise aktüel olanın, görünmeyen boyutlarının anlaşılmasına katkı yapacağı açıktır.
Biz toplum olarak büyük bir medeniyete ve onun tarihsel birikimine sahip bir milletiz. Bugün yaşadıklarımız, sadece bugünle ilgili olmadığı gibi, şimdi karşılaştığımız her sorun da sadece aktüelle sınırlı değildir. Bu ülkenin yaşadığı her sorunu bir büyük nehrin akışı içinde ele almak, anlamaya çalışmak daha doğrudur diye düşünüyorum.
Bu sebeple ele aldığım meseleleri, konuları ya tarihsel bağlamı içinde, yahut da toplumsal yapının ekonomik, siyasal kurumlarının ilişkileri düzeyinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Peki ya şimdi? Şimdi zor zamandan geçiyoruz. Asıl şimdi yazmak zamanıdır. 17 yaşından itibaren bu ülkenin geçmişine ve geleceğine sahip çıkma bilinciyle hareket etmiş birinin, Türkiye’nin bugününe karşı girişilen saldırılara,operasyonlara karşı sessiz kalması zaten mümkün değildir.

Bu ülke
Bugün Türkiye büyük bir saldırıyla karşı karşıyadır. 21. yüzyılın başlangıcında, 10 yılı aşan bir sürede ortaya çıkan politik istikrarın verdiği imkânları, bu ülkeyi ileriye taşıyacak bir yönetim anlayışıyla buluşturunca ülkenin nasıl harekete geçtiğini dost-düşman herkes çok iyi görmüştür. Galiba dostlardan çok düşmanlar durumu daha iyi görmüş ve “bu Türkler nereye yürüyor” diye telaşa kapılmışlardır. Bu saldırıları bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Bu duygularla AKŞAM okurlarını selamlarken ülkenin ve insanının her meselesine dilimiz döndükçe, söyleyecek sözümüz oldukça, kalemimiz yettikçe söylemekten çekinmeyeceğimizi ifade etmek isterim.

<p>İstanbul Şişli'de kızını parka götürmek isteyen Okan Karaten'in ölümüyle sonuçlanan çatışmalara i

Kızını parka götüren baba ölmüştü! Şehir eşkıyaları böyle çatıştı

WhatsApp mesaj iletme özelliğini sınırlandırdı

Kirpikleriyle dünya rekoru kırdı

F.Bahçe'de beklenmedik ayrılık! Hem de şaka gibi rakama