• $8,2364
  • €10,0327
  • 484.788
  • 1441.33
22 Ocak 2014 Çarşamba

Demokrasiye sahip çıkma zamanı

Demokrasi, her şeyden önce devletle toplum arasındaki ilişkileri, toplumun belirleyiciliği esasında düzenleyen bir siyasal rejimin adıdır. Demokrasinin aktörleri bellidir. Bu bakımdan demokrasi bütün yönleriyle açık ve şeffaf bir düzenin adıdır. Devlet içinde örgütlenmiş militer ve sivil bürokratların, var oluş biçimleri gereği demokrasiye karşı bir konumda olmaları anlaşılabilir bir husustur. Çünkü askerler ve sivil bürokratlar devletin içinde, devlet ihdas edildikten bu yana, bütün iktidar kaynaklarını kullanan zümreler olmuşlardır.
Bizde de durum, büyük ölçüde bu tarihsel problem etrafında seyretmiştir. İmparatorluğun geleneksel otoritesini tasfiye eden Tanzimat düzenlemelerinden bu tarafa, önce sivil bürokratlar sonra militer unsurlar duruma hâkim olup, devleti adeta kendi zümresel araçları olarak kullandıkları bir gelenek yaratmışlardır. Askeri bürokrasinin 1913'ten bu yana devlet üzerindeki hâkimiyeti, sivil bürokrasinin karşısında zaman zaman geriye çekilmiş olsa da, hiçbir vakit bütünüyle etkisini kaybetmemiş, ortadan kalkmamıştır.

Demokrasinin düşmanları
Özellikle 1960'ta, başta anayasa olmak üzere, bütün normatif sistem militer esaslara göre düzenlenmiş, devlet kurumsal olarak askeri merkezli bir yapıya dönüşmüştür. Bu bakımdan Türkiye'de darbelere müdahalelere, demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan girişimlere engel olmak, uzun süre mümkün olmamıştır. Bilhassa Batılılaşmanın en geçer yol, Batılı olmayan halkı zorla Batılılaştırmanın da en ilerici siyaset tarzı olarak kabul edildiği ideolojik anlayış başta eğitim olmak üzere, çeşitli vasıtalarla topluma benimsetilmeye çalışıldığı bir dönemde cuntaların önünde geçmek mümkün olmamıştır.
Türkiye, son on yılda militarist rejimini dönüştürmenin birçok problemiyle karşılaştı. Başbakan Erdoğan halkın yarısından fazlasının desteğini alan bir siyasetçi olarak, bu yapıyı değiştirmek için kararlı bir politik tavır ortaya koymasaydı, demokratikleşme sürecinde kat edilen mesafeye gelinebilir miydi diye sorabiliriz. Elbette ki her değişimin sancıları vardır. Demokratikleşme yönünde atılan adımlar atılmamış, yapılan reformlar yapılmamış olsaydı Türkiye'nin yaşadığı bazı sancılar da yaşanmayabilirdi.
Burada unutulmaması gereken nokta şudur: Türkiye'nin demokratikleşmesi, yani devletin icraatının halkın taleplerine dayanması için, mutlaka demokratikleşme siyasetinin sürdürülmesi mecburiyeti vardır. Demokratikleşme meselesinde, mesafe kat edilmeden birçok sorunun çözülmesinin mümkün olmadığını da görmek durumundayız.

Demokrasiyi savunmak milleti savunmaktır
Kısaca altını çizmek gerekirse, Türkiye bu konuda birinci meseleyi büyük ölçüde çözmüş, geleneksel militarist düzenin yapısını dönüştürerek, demokratikleşme sürecinin en önemli engelini aşmıştır fakat anti demokratik siyaset geleneğinde, militarizmin tarihi müttefiki olan bürokratik unsurlar, bu defa kendilerine başka referanslar bularak harekete geçmişlerdir. Onların dini gruplara referans vermesi veya dini bir cemaatin kendini onlarla ifade etmesi durumu değiştirmeyecektir.
Bürokrasinin, dini referanslara dayanan devlet içindeki örgütlenmesinin meşru siyasete karşı alternatif bir siyasi tavır alması, kabul edilmez bir durum olduğu gibi, Türkiye'nin anti-demokratik düşünce ve siyaset anlayışının ne kadar dirençli olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu tortuların tasfiye edilmemesinin ne düzeyde bir tehlike içerdiğini, Türkiye'nin başta Milli İstihbaratı olmak üzere, dış politikasını sabote etmeye kadar yönelebileceğini gösteren örnek olaylardan çıkarabiliriz.
Şüphesiz sivil toplum, demokrasinin en önemli dayanaklarından biridir. Sivil toplum örgütlerinin ise demokratik zihniyete sahip olmadığı durumlarda, ülkenin nasıl bir siyasal sorun yaşatacağı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Meseleyi, yolsuzluk iddiaları etrafında küçülterek, kara propaganda yapmaya çalışmak, devletin içinde örgütlenmiş yapıların, demokrasiyi kesintiye uğratarak her türlü hukuksuzlukla mücadelesini de sekteye uğratacaktır. Gün, militarizme karşı demokrasiyi savunanların bugün de, bu yeni vesayetçilere karşı demokrasiyi savunma günüdür.

<h3><strong>Haftanın magazin başlıklarını Akşam Gazetesi Magazin Müdürü Barış Kocaoğlu ve Eda Cabul

Kerem Bursin kafelere gidenlere 'salak' dedi, Maldivler'e gitti!

Türkiye'nin ilk silahlı insansız deniz aracı, füze atışlarına hazır

İzmir'de denizin yüzeyini 'deniz marulu' kapladı

Halk pazarları Covid-19 tedbirleriyle açıldı