• $8,3431
  • €10,198
  • 501.917
  • 1462.51
27 Ocak 2014 Pazartesi

TÜSİAD'ın demokrasiyle imtihanı

TÜSİAD ne istiyor? Bu soruyu doğru cevaplamak için başka birkaç sorunun cevabını vermek gerekir. Önce TÜSİAD'ın neye dayandığı sorusunun cevabını vermek gerekir. Açıktır ki TÜSİAD bir "eski Türkiye" kuruluşudur. Bunu, moda bir sözcük olarak kullanmadığımı belirtmek isterim. Çünkü "eski Türkiye-yeni Türkiye" karşılaştırılması çoğu kere içerisi boşaltılmış bir biçimde kullanılmaktadır.
TÜSİAD neyi ve kimi temsil ediyor sorusunun cevabını Türkiye'nin kapitalistleşme modelinde bulabiliriz. Çünkü TÜSİAD Türkiye'nin kapitalistleşme sürecinin ürettiği "özel sermayenin" önemli ilk kulübüdür. Gerçekten de TÜSİAD Türkiye'nin devlet eliyle yetiştirmeye çalıştığı kapitalist sınıfın bir kuruluşudur ve bu politikanın bilinen adı "devletçi kapitalizm"dir.

TÜSİAD ne istiyor?
Erken cumhuriyet döneminde başlayan, 1980'lere kadar uzayan bu modelin en belirgin vasfı piyasa dışı mekanizmalarla "sermaye birikimi" oluşturmaya dayanmasıdır. Bu tür kapitalist gelişme modeli elbette ki Türklerin icat ettiği bir şey değildir. Batı kapitalistleşmesinde, hatta dünyanın birçok batılı olmayan ülkesinde de bu tür uygulamalara rastlamak zor değildir. Türkiye'nin buradaki farkı "devletçilik uygulamasını" tamamen farklı tarihsel temeller üzerinde oluşmuş bir siyaset kültürüne bağlamasıyla ilgilidir.
Bu siyaset kültürü, imparatorluk döneminde sultanın fonksiyonlarının halkla-bürokrat arasında kurduğu dengenin bürokratların lehine bozulmasından sonra ortaya çıkmış, farklı bir formasyon halini alıp, bürokratik tahakküm konumunu yaratmıştır.
Erken cumhuriyetin "devletçi kapitalist gelişme modeli"nin kurduğu, bu bürokratik tahakküm modeli ciddi sorunlar yaşatmıştır. Devlet kayırmacılığına dayanan birikim süreci, bir taraftan kapitalist üretirken, bu tahakkümcü siyasal kültürün bir sınıf üzerinden yeniden üretimini de sağlamıştır. Bu sebeple, "devletçi kapitalist" unsurların vasıflarından biri bir siyasal ideoloji olarak resmi ideoloji çerçevesinde kendi sınıfsal pozisyonlarını devam ettirecek bir talebe sahip olmalarıdır. Bu talebin içinde bir yönüyle sınıfsal konumlarının üretimi, diğer yönüyle ise bu konumlarını borçlu oldukları tarihsel müttefiklerinin devlet anlayışlarının devamını sağlama arzusu vardır.
Bu anlayışın bürokratik tahakküm geleneğiyle kurduğu ilişkiler, toplumsal düzeyde 1980'lerde, "devletçi kapitalist" gelenekle "piyasa" arasındaki çelişkilerde kendisini gösterir. Özal'ın dünyadaki neo-liberal rüzgârlarını arkasına alarak Türkiye'de başlatmaya cesaret ettiği değişimin esasında "piyasanın" inşası vardır.

Tekel-piyasa ve demokrasi
Başbakan Erdoğan'ın, küçük ve orta düzeyde yeni bir girişimcilik anlayışıyla başlayan "büyüme siyaseti" giderek eski devletçi-kapitalist birikim modeliyle, piyasaya dayanan birikim modeli arasındaki çelişkiyi doruğa çıkarmıştır. Şüphesiz, mesele sadece bu olsa iş daha kolay çözülebilirdi. Esas mesele, devlet vesayetiyle kapitalist sıfatı elde etmiş olanların, kültürel ve ideolojik olarak anti-demokratik tahakküm ideolojisiyle kurduğu bağımlılık ilişkisinden de ortaya çıkmaktadır.
Bugün TÜSİAD'ın her ekonomide görülebilecek bazı dalgalanmaları adeta yabancı sermayeyi ürküten bir söylemle "kriz havasına" sokma, dönüştürme tavrı asla kabul edilemez. Demokrasinin dayandığı çoğulculuğun içinde, farklı kültürler ideolojiler bulunduğu gibi elbette ki muhafazakâr, yerli değerlere dayanan siyaset anlayışının da önemli bir yeri vardır. TÜSİAD'ın bunlara karşı gösterdiği tepki, sınıfsal olduğundan daha çok kültürel ve ideolojik bir mahiyet taşımaktadır.
Netice olarak, birincisi, piyasa işledikçe "rekabet etkisi" ortaya çıkacak ve devlet korumasında yaratılan "tekel rantıyla" ekonomik faaliyet sürdürmenin bittiği bir noktaya gelinecektir.
İkincisi, Türkiye demokratikleştikçe eski Türkiye'nin anti demokratik reflekslerine-konumlarına sığınarak kalıcı bir pozisyon elde etmek mümkün olmayacaktır. Kısacası, demokrasi sınavını geçmek herkes için kolay değildir.

<p><b >KADEMEL<b >İ <b >NORMALLE<b >ŞME DÖ<b >NEM<b >İ / 17 MAYIS –

Kademeli normalleşme sürecinde vaka sayıları düşmeye devam eder mi?

Filistin'de işgalci İsrail'e ait patlamamış bir füze bulundu

Belediye ekipleri Marmara Deniz'indeki deniz salyasını temizlemeye başladı

ASELSAN'ın mikro insansız hava aracı ''Saka'' kanatlandı