• $8,658
  • €10,1795
  • 488.028
  • 1419.43
25 Eylül 2014 Perşembe

Kimliksiz siyaset

Çok sık konuşula bir konu var: “Kimlik siyasetinden vazgeçilsin.” Bunu,kimliksiz siyaset yapılsın çağrısı olarak da kabul edebiliriz. Bu tür sözleri ifade edenler “kimlik siyasetine” kendilerince bir şey atfedip, onun yapılmamasını istemiş olabilirler fakat bu mümkün müdür? Ayrıca ne anlama gelmektedir?

Öncelikle şu mesele üzerinde durmak lazımdır: İnsanların kimlikleri, aslında birçok alt kimliğin birleşmesiyle oluşan bir yapıya sahiptir. İnsanlar, dini, mezhebi, etnik, ailevi, sınıfsal, bölgesel, ülkesel birçok kimliğe sahiptirler ve bunlar hep birlikte insan zihninde “bütünsel bir kimliğe” dönüşür. Dönüşmediği durumlarda ise, içsel bir “kimlik krizi” söz konusu olabilir.
Demokrasi öncesi toplumlarda insanların kimlikleri, ya dine ya mensubu olduğu kabileye veya kan bağı topluluğuna aittir. Tarımsal toplumların ise, devlet yapılarının kimlik meselesine iki türlü cevap verdiğinin tarihi örneklerini hatırlamak gerekir.

Demokrasi ve siyasi insan

Birinci cevap, tek bir dini esas alan, diğerlerini yok sayan bastırmaya çalışan ve zorla değiştiren devlet anlayışına aittir. İkinci cevap ise, devlet hangi dini esas alırsa alsın farklı din ve inançlara güvence sunar ve onların mevcudiyetlerinin devamını temin eder. Bu devlet anlayışının en gelişmiş örneğinin “Osmanlı siyasetinde” vücut bulduğunu ifade edebiliriz.
Demokrasinin ortaya çıkışından sonra durum değişmiştir. Farklı kimliklerin, dinlerin, mezheplerin inançların, mesleki ve sınıfsal konumların hepsi “kamusal alanda meşru görülür” ve onların varoluşlarını teminat altına almak, demokratik devletin görevlerindendir. Dolayısıyla demokratik devlet farklı kimlikleri, bünyesinde yaşatan bir devlettir. Peki demokratik devlet bu kimlikleri, tabiri caizse sadece muhafaza etmekle yetinir mi?
Sanırım, ülkemizde “kimliksiz siyaset yapılsın” diyenlerin de, mezhepsel ve etnik siyaset yapanların da göremedikleri mesele, demokrasinin farklı kimlik biçimlerini muhafaza eden bir siyasal sistem olmasının ötesinde, yeni bir siyasal kimlik üretmiş olmasıdır. Demokrasi, insanları “siyasal yurttaşlık” hakkı bakımından eşit kılan bir rejimdir. Onlara eşit sosyal ve siyasal haklar sunar. Demokrasinin “siyasal insana” bakışı sadece yurttaşlık hakkıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda sosyal ve kültürel hakların eşit kullanım hakkını da kapsayacak bir şekildedir.

Ethnos ve demos

Demokrasinin bireyi, hangi etnik kimliğe hangi mezhep veya inanca sahip olursa olsun, o alanda özgürdür. Onu, kendi “ethnos”unu kendi “sect”ini devlete dayatmaya kalkmaz. Kısaca devlet karşısında “ethnos”un veya bir başka kimliğin içinde değil, “demos”un içinde yer alır.
Türkiye’nin son otuz yıl içinde yaşadığı “etnik ayrılıkçılık” iddiasına dayanan terör olayının bir boyutu “ethnos”u devlete dayatma çerçevesinde ortay konana düşünce ve eylemlerle ilgiliyken; bir boyutu da devletin, yurttaş olarak, eşit haklara sahip bireylerin “demos”una karşı tutumuyla ilgilidir.
Türkiye, demokratikleşme sürecinde ilerlemede ısrar ettikçe ve devlet, “devletin adamlarının” akıl ve ideolojilerinden kurtulup “demos”un taleplerine uygun bir değişim geçirdikçe, terörün etnik temele dayanma iddiası boşa çıkarılmıştır. Bu nedenle “çözüm süreci” demokratikleşme politikalarının devamıdır.
Dün, Türkiye bu sorunu çözemiyordu çünkü devlet “kendisine göre bir halk” dizayn etmekle meşguldü. Bugün, Türkiye bu sorunu çözmekte kararlı, çünkü çözümü halkın katılımında, demokraside görüyor. Bu sebeple IŞİD terörü vesilesiyle yeniden “ümitlerini teröre bağlayanların” hevesleri kursaklarında kalacağını söylemek kehanet sayılmamalıdır.

<p>Sosyal medyada en çok paylaşılan haftanın viral olmuş videoları 'GÖRMELİSİN'de sizlerle!</p>

Görmelisin

Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, geleneksel sporlar tesisinin açılışını yaptı

Galatasaray Kulübünde yeni kurulan kadın futbol takımı tanıtıldı

Bingöl'de 284 kilo 200 gram esrar ele geçirildi