• $8,6657
  • €10,1868
  • 491.423
  • 1391.91
21 Eylül 2014 Pazar

Tarihe tanıklık etmek

Polisiye bir filmin veya istihbarat türünden tam bir esrarengiz olayın heyecanı içindeyiz. Bakü’nün bu ünlü otelinde, sabahın erken vaktinde uykusunu almamış koşturan devlet görevlileri arasında yürürken, merakımın hangi noktaya ulaştığını tahmin edemezsiniz.

Başbakan Davutoğlu ile Azerbaycan seyahatine çıkarken her şey olağan görünüyordu. Bu kardeş topraklara yaptığım her seyahatte, hissettiğim benzer duygular içindeydim. Doksanlı yıllarda, bağımsızlıktan sonra ilk seyahatimde Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerin varoşlarını andıran Bakü, o günlerde hüzünlü bir şehirdi. Adeta “Perişan oldum. İliklerimize kadar sömürdüler ama tüketemediler. Nihayet şimdi özgürüm” der gibiydi. Sonra bu ülkeye her gidişimde sevinçle Azerbaycan’ın ayağa kalktığına, her yıl daha hızlı koştuğuna ve geliştiğine şahit oldum.

O gece uyumayanlar

Azerbaycan’da ilk günümüz ve ilk gözlemlerimiz Hazar’ın parlayan yıldızı Bakü’nün yeni ortamında çeşitli faaliyetlere iştirak ederek geçti. Başbakan Davutoğlu cuma namazından sonra, Azerbaycan müftüsü Şeyhül-İslam Allahşükür Paşadaze’nin daveti üzerine camide gönülleri birleştiren, güzel temenni ve dualarla biten bir konuşma yaptı. Bu ümit ve duaların arkasından gelecek müjdeden hiç kimsenin haberi yoktu!
O akşam Azerbaycan devlet şirketi SOCAR’ın yemeğindeydik ve ertesi gün temeli atılacak Güney Gaz Projesi ile ilgili bilgiler verildi. Anlaşılan şudur ki, Türkiye petrol piyasasında oyuncu olma yolunda epeyce bir mesafe katetmiş bulunuyor. Bu projeyi, ortakları SOCAR, TEPAO ve BP olan bir konsorsiyum gerçekleştirecekti. Kuzey Irak’ta petrol anlaşmasını da düşününce yaklaşık geçen yüzyılın başında kaybettiğimiz doğal enerji kaynaklarından sonra ilk defa bu kaynaklara şimdi “ekonomi-politik” olarak yaklaşmak üzereyiz.
Güney Kafkasya Doğalgaz Boru Hattı Projesi ekonomik boyutu 45 milyar dolar gibi yüksek değere sahip olmasının yanı sıra Azerbaycan’dan Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşacak ilginç bir ekonomik entegrasyon imkanı olarak da görülebilir. Türkiye-Azerbaycan “ortak yatırım hacminin” böylesine bir cesamete ulaşması “tarih ve coğrafyanın iki halkın siyasi başarısı sayesinde yeniden buluştuğunun” göstergesidir. Bunu, derin bir politik-kültürel enerjinin yarattığını tahmin etmek zor değildir.
O gece Başbakan Davutoğlu, bir süre yürüyüş yaptıktan sonra geç vakit otele dönmüştü. Biz otelde dinlenirken, yatıp uyurken birileri ayakta ve uyumuyordu. Onların uykusuz kalmasının tarihi bir misyonu yerine getirmek için sarfettikleri emekten, fedakarlıktan, hayatlarını ortaya koyarak “yaptıkları operasyondan” kimin haberi olabilirdi.
O gece, Mili İstihbarat Teşkilatı uzun bir zamandan beri yürüttüğü çalışmanın neticesini almak üzereydi ve bunun için ayaktaydı. Başbakan Davutoğlu 23:30’dan yaklaşık sabahın beşine kadar, konsolosluk görevlilerinin kurtarılıp, sınırdan içeri girdiklerini öğrendiğinde kıldığı “şükür namazına” kadar, ayaktaydı ve ülkemiz bir beladan kurtulmuştu.
Sabahleyin telefon sesine uyandığımda, Türkiye saati ile çok erken olduğu gibi Azerbaycan saatine göre de erken bir vakitti. Otelin ikinci katında “Başbakanı’mızın beklediği” iletilmişti. Heyecanım, Davutoğlu’nun gözlerinin içi gülerek salona girmesi ile bir miktar makulleşse de “Kötü bir şey yok. Peki, iyi olan nedir?” şeklinde bir meraka dönüşmüştü. Başbakan müjdeyi verdi, rehineler “sağsalim kurtulmuştu”, MİT Müsteşarı’nı ve operasyona katılan isimsiz kahramanlarını kutluyordu. Gerisini biliyorsunuz. Azerbaycan’dan Başbakanlık uçağı ile Urfa’ya seyahat ve artık özgür olan 49 konsolosluk çalışanı ile birlikte Ankara’ya dönüş. Esenboğa’da tam bir bayram havası vardı.

<p>Temelini 2017'de Başkan Recep Tayyip  Erdoğan attı.</p><p>New York'un silüetinde yerini alan  yen

Yeni Türkevi binası açılışa hazır

Düzce'de üretilen elektrikli motosiklet ve bisikletler dünya yollarında

Sivas'ta, Hititler dönemine ait ''apartmanlar'' keşfedilmeyi bekliyor

1915 Çanakkale Köprüsü'nün tabliye montajları tamamlanma aşamasına geldi