• $8,658
  • €10,1795
  • 488.028
  • 1419.43
24 Eylül 2014 Çarşamba

Bölgesel güç olmak ve büyümek

Rehineleri kurtarma başarısının gölgelememesi gereken, Azerbaycan’da yaşanan bir başka başarı daha vardı. Güney Gaz Koridoru Projesiyle, Türkiye üzerinden Kafkasları Balkanlara, Avrupa’ya bağlayan yatırımın temeli atıldı. Türkiye, Azerbaycan ve BP ortaklığıyla gerçekleştirilen 45 milyar dolarlık bu yatırımın; Irak petrolleri, Türkmen gazı dâhil olmak üzere bölgenin enerji işbirliği potansiyeli düşünüldüğünde önemi daha iyi görülebilir.

Türkiye’nin son yıllarda gerçekleştirdiği atılımların kaynakları arasında, bölgesel ilişkilerin ve hareketliliğin rolünü fark edemeyenler, o eski hikâyeyi anlatmaya devam ediyorlar: “Ortadoğu bataklığına girmeyelim, yönümüzü batıdan ayırmayalım. Türk dünyası Ortadoğu bunların hepsi bütünüyle sorunlu coğrafyalardır. Bizim yerimiz batıdır, çağdaşlaşma yolundan vazgeçmeyelim.”

Küçük ve büyük dünya

Bu eski hikâye, çok geri ve saplantılı bir zihniyet dünyasının eseridir. Bu zihniyet, bütünüyle birinci ve ikinci savaşın sonuçlarına göre şekillenmiş “bir dünya algısının değişmez ebedi hakikat” olarak görmektedir. Bu düşünceyi üreten zihniyet yapısı, batının önce sömürgecilik daha sonra yaşadığı emperyalist dönemin meydana getirdiği “az gelişmişlik psikolojisi” içerisinden çıkmaya dahi cesareti olmayanların zihniyetidir.
Oysa durum açık seçik ortadadır. Bu ülke yaklaşık yüz yıldır “çağdaşlık” eski tabirle “asrilik” diye gittiği yolda gide gide ancak ikinci sınıf bir “Batı yandaşı” olmaktan öteye gidememiştir. Batı çizgisine hapsolan Türkiye önce İmparatorluğunu kaybetmiş, elindeki bütün stratejik zenginlik kaynakları batılılar tarafından yağmalanmış, sonuç yine aynı çizgide az gelişmiş bir ülke olarak, Batı’nın izin verdiği ve gerekli gördüğü ölçüde “hareket kabiliyetine” sahip bir konumda kalmıştır.
O, öve öve bitiremedikleri “laik, demokratik, Kemalist cumhuriyet”in kendi kültür coğrafyasına ilgisiz kaldıkça, küçük “etkisiz bir devlete” dönüştüğünü de fark edemez hale gelmişlerdir. İşin ilginç yanı bu yapıdaki bir “cumhuriyetin otoriterleşmesi” kaçınılmaz olduğu için, ne laik olmuştur, ne demokratik ne de çağı yakalaması söz konusudur.
İleri sürdüğüm tezleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür: Bir, Türkiye Batılılaşma ideolojisiyle Batı’ya yöneldikçe, devlet kendi halkından kopmuş, hatta ona düşman gibi davranmıştır. İki, bu durum devleti “Batıcı- elitist” bir kadronun iktidar aracı haline getirmiştir. Üç, kendi halkıyla çatışma halinde olan “iktidar elitleri” konumlarını devam ettirmek için Batı’yla, yani Batı’daki politik gruplarla, sermaye çevreleriyle, istihbarat ve askeri kurumlarla ve çeşitli cemaatlerle muhtelif ittifaklara gitmişlerdir.

Birlikte büyümek

Özal, konjonktürün sunduğu değişim fırsatlarını kullanarak Türkiye’deki kapalı sistemi açık hale dönüştürerek batı ile ilişkileri iktidar elitleri üzerinden değil, yeni sivil elitler üzerinden değiştirmeye çalıştı. Bu kolay değildi ama yolu açtı. Açıklık siyaseti başlı başına yeni bir anlayışa ve gelişmelere imkân yarattı.
Türkiye son on yıldır Ortadoğu’da, Asya’da ve Afrika’da, daha önce gidilmemiş tüm yerlerde yeni ilişkiler kurdu. Siyasal ilişkiler, ortak kültürler arasındaki temaslar ve ekonomik işbirliği imkânları harekete geçtikçe Batı’nın dışındaki kocaman bir dünyanın içinde geniş bir ilişki ağı kuruldu.
Şimdi Türkiye, bu ilişkileri başka bir seviyeye çıkarmak için yeni adımlar atıyor. Kuzey Irak’la yapılan petrol anlaşmasından sonra Azerbaycan ile kurulan işbirliği ve gerçekleştirilen ortak yatırımları bu çerçevede görmek gerekir. Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde geliştirmesi içinde “bölgesel gelişme stratejisi çerçevesinde” yeni bir büyüme anlayışı gerekmektedir.

<p>Sosyal medyada en çok paylaşılan haftanın viral olmuş videoları 'GÖRMELİSİN'de sizlerle!</p>

Görmelisin

Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, geleneksel sporlar tesisinin açılışını yaptı

Galatasaray Kulübünde yeni kurulan kadın futbol takımı tanıtıldı

Bingöl'de 284 kilo 200 gram esrar ele geçirildi