• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
23 Şubat 2017 Perşembe

Kim kaybedecek?

Referandumda kim kaybedecek? Bu soru aslında Türkiye’de hangi siyasal kadronun, hangi anlayışın kazanacağını, hangilerinin kaybedeceğini ifade ettiği kadar hangi toplumsal kesimlerin, hangi toplumsal grupların kaybedip kazanacağını da kapsamaktadır. Çünkü teorik olarak bilinmektedir ki siyasal mücadelelerin akışı aslında doğrudan doğruya toplumsal değişimin yönü tarafından şekillendirilmektedir.

Bu bakımdan önümüzdeki referandum Türkiye açısından tarihsel bir dönüm noktası olacak niteliktedir. Parlamenter sistem adı altında millet iradesini bürokratik/militer bir zümrenin vesayeti altına sokan bu siyasal düzenin değişmesi birincisi; “toplumsal değişim dalgalarının yarattığı yeni kurumların, yeni toplumsal tabakaların, yeni toplumsal aktörlerin siyasal talepleriyle çelişen mevcut ‘siyasal yapının’ değişmesinin yani demokratikleşmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırma fırsatı oluşturacaktır. İkincisi, bu projeyle devletin kurumsal yapısının militarizm ideolojisi tarafından şekillendirilmiş mekanizmaları karşısında sivil siyasetin önü açılmış olacak, bir başka söyleyişle siyasal süreçlerde devletin adamları değil sivil siyasetçiler sivil toplum yer alacaktır.”

Ayrıca önümüzdeki referandumda kimin kaybedeceği çok önemlidir, çünkü kaybedenler kadrosunun Türkiye’nin tarihsel gelişmesiyle ‘çelişki’ içinde bulundukları da açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

KAYBEDENLER NEREDE?

Kimin kaybedeceğini anlamak için bakılması gereken yer ‘devlet’ ve ‘toplum’ arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerde yaşanan çelişki ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan potansiyel değişme eğilimleridir. Bu tartışmayı şu önermeler etrafında ele almak mümkündür.

Bir; Türkiye’de devlet yapılanması topluma karşı bir siyaset anlayışı tarafından şekillendirilmiştir. Devleti siyasal özne olarak tanımlayan bu yaklaşıma göre toplum düzenlenmesi gereken müdahalelerle şekillendirilebilen bir nesnedir, onun kendiliğinden değişme imkânı yoktur. Değişme dışardan müdahalelerle yaratılabilir. Oysa durum tam tersidir; toplum denilen sosyal varlık alanında birçok değişme dinamiği yer almaktadır.

İki; Devleti başat aktör olarak gören, devlet içinde örgütlenmiş olan unsurlar, toplumsal değişim dinamiklerinin ürettiği yeni durum karşısında eski ideolojik tutum, söylem ve anlayışla karşıt tavır almaktadırlar; oysa toplum hem yapısal olarak değişmiş hem de ülkenin konumunu uluslararası sistemdeki yerini değiştirmiş bulunmaktadır. Bu çelişki nasıl aşılabilir? “Bir tarafta toplumsal konumlarını devlet üzerinden elde eden, ideolojik ve politik iktidar alanları, imtiyazları vasıtasıyla üreten bir zümreler düzeni ve onların kurumsal yapıları diğer tarafta ise konumlarını/statülerini kendi sınıfsal, bireysel, mesleksel, piyasa mekanizmaları, sivil dayanışma zeminlerinden üreten yeni kurumsal yapılar bulunmaktadır. “

KRİZ ÜRETEN YAPI

Bu gerilimi eski siyasal yapı içinde çözmek toplumsal değişme eğilimlerini bastırmak anlamına gelecektir. Bu sebeple eski siyasal yapının, onun iktidar elitlerinin ve ideolojisinin yönetim sisteminin kriz üretmesi, bu krizleri ancak askeri müdahalelerle bastırmaya kalkması sorunu ortadan kaldıramayacaktır. Üç, siyasal sistemler var olan toplumsal iktidar ilişkilerine göre kendisine araçlar ve gelenekler oluştururlar. Türkiye’deki parlamenter sistem adı altındaki uygulamalar siyasal elitleri, bürokrasiyi, militer zümreyi-silahlı bürokratları, jüritokrasiyi ve bunlarla ideolojik bitişiklik ilişkisi içinde olan aydınları, devletçi kapitalist zümreleri esas alan bir mekanizma yaratmıştır. 1950’lerden bugüne bütün demokratikleşme süreçlerine rağmen bu iktidar zümrelerinin
konumu değişmemiştir.

Netice, Türkiye mevcut sistemi değiştirmeye yönelmekle aslında sadece bir hükümet biçimini değiştirmekten fazla bir şey yapmaya girişmiştir.” Sonuç olarak Türkiye’yi MGK masasından yönetenler, askerlerden brifing alan ideolojik jüritokrasi, akılları estiğinde ilk işleri meclisi kapatmak olan militarist kadro ve bunlara güvenerek siyaset yaptıklarını sananlar ile devletçi kapitalist kadro kaybedecektir.”

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor