• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
7 Aralık 2015 Pazartesi

Emeğin çilesi

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun geçtiğimiz perşembe başlayan Genel Kurulu dün sona erdi. Dört gün boyunca işçi sınıfının çeşitli sorunları tartışılmakla birlikte, ülke sorunlarının da en üst düzeyde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun da katılımıyla ele alınarak konuşulduğu bir kongre gerçekleşmiş oldu.

‘Türkiye’de çalışan işçi sayısı yaklaşık 13 milyon kadarken, sendikalı işçi sayısının 1 milyondan biraz fazla olmasının anlamı nedir?’ diye sormaya gerek yoktur. Çünkü sendikasız işçi, emeğini işyerinde bütünüyle işverenin insafına terk etmiş olan işçi demektir.
Türkiye’deki işyerlerinin büyük bir çoğunluğunun küçük işletmelerden oluştuğu, bunların sanayi üretimine, onun sosyal standartlarına ve kültürüne sahip bulunmadığı düşünülürse; işvereninin insafının emeğe karşı nasıl hoyratça bir tutuma sahip olma potansiyeli taşıdığı ve bunu her fırsatta ortaya koymaktan çekinmediğini gösteren birçok örnek mevcuttur. Bu işyerlerinde çalışma ilişkileri mevzuatından doğan birçok hak ihlal edildiği gibi, en temel haklardan biri olan ücret hakkının ödenmesinde bile bazı sorunlar yaşanmaktadır.

Emeğin hakkını savunmak

“Bugünlerde emek açısından en sevinilen husus, asgari ücret uygulamasında, Başbakan Davutoğlu’nun seçim beyannamesine koyduğu, şimdilerde emeğe dönük ilk düzenleme olarak pratiğe aktarılmaya çalışılan, asgari ücretin 1300 liraya çıkarılması konusudur.” Milyonlarca işçi bundan yararlanacaktır, fakat geçimini sadece asgari ücretle temin eden milyonlarca işçinin bazıları endişelidir; çünkü işverenler işçiye ödemek zorunda oldukları bu tutarı bankaya yatırdıktan sonra, belli bir miktarını elden geriye almaya kalkmaktadırlar. Bu ve benzeri birçok sebep, emeğin çilesinin sona ermesi için, her şeyden önce ilk adım olarak, sendikalılaşma oranının hızla yükselmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Türkiye’de işverenlerin, daha sözü edilir edilmez, asgari ücrette bu düzeydeki bir artışa karşı çıkmalarının sebebini anlamak zor değildir. Sanayileşmede gecikmiş, yerli katma değer üretimi ile ithalat arasındaki dengenin kurulamadığı, dış ticaret hadlerinde negatif eğilimin seyrettiği bir yapıda; imalat sanayi nispi olarak düşük kârlarla çalışırken, diğer sektörlerde karlılık oranı oldukça yüksek seyretmektedir.
Dolayısıyla yüksek kâr oranlarıyla çalışmaya alışmış sektörlerde, işverenlerin asgari ücret artışına karşı çıkışlarının hiçbir tutarlılığı yoktur, nispi olarak karlılığı düşük olan imalat sanayinin maliyetleri içinde dahi, emeğin payının çok düşük olduğu dikkate alınınca, esas meselenin yüksek kârlılık üzerinden, ‘birikimin yükünün hâlâ emeğin üzerine kurulduğu bir kapitalistleşme sürecinin sürdürülmek istenmesi’ olduğu görülecektir.

Emek ve ülke

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay kongrede ‘uyuyan insanı uyandırmak kolaydır, fakat uyuma taklidi yapan insanı uyandıramazsınız, o rol yapıyordur’ sözüne vurgu yaparak, biz ‘hiç taklit yapmadık, rol yapmadık, inandıklarımızı dile getirdik, getiriyoruz’ derken, emek hareketinin önündeki sorunlardan, tarımsal ekilebilir alanların hoyratça yok edilmesine; sendikalılaşan işçilerin işverence işten çıkarılmasından, GDO’lu ürünlerle insan sağlığını tehdit eden gıda sanayine, nişasta bazlı şeker kotasının arttırılarak bütün AB ülkelerinin çok üstünde bir orana ulaşmasından, doğal şekerin üretim kaynağı olan yerli şeker sanayini çökertmeye yönelen özelleştirme anlayışına kadar, ülke gerçeklerinden söz ederek, cesur ve sorumlu bir sendikacı tavrını ortaya koymuş oldu.
“Günümüzde sendikacılık artık sadece işçi ve emek sorunlarıyla sınırlı kalacak bir anlayışla yapıldığında yetersiz kalacak bir hâl almıştır. Emek ve memleket meselelerinin iç içe olduğu küresel rekabetin yaşandığı bir ortamda, emeği savunmak için ülkenin bir karış toprağına kadar her şeyine sahip çıkmak gerektiği gibi, vatanı savunmak için de emeği savunmak gerekmektedir.”

<p>Mete Gazoz, Tokyo 2020'de altın madalyayı kazanarak tarih yazdı. Genç sporcumuzun henüz 17 yaşınd

Mete Gazoz sözünü tuttu! Henüz 18 yaşındayken bakın ne demişti

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı