• $9,5988
  • €11,1706
  • 556.645
  • 1492.93
30 Nisan 2015 Perşembe

Aydınların mağlubiyeti

Türk aydınlarının en büyük sorunu mağlubiyeti benimsemiş, teslim olmuş bulunmalarıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başbakan Davutoğlu’nun konuşmalarında sıkça geçen, medeniyet vurgusuna tepki gösterilmesi, “sizin medeniyetiniz bu mu diyerek akıllarınca seçtikleri bazı negatif olayları” sıralamaları düpedüz “içselleştirilmiş bir oryantalizmin” dışa vurumudur. Bir toplumun entelektüelleri yoksa aydınları başka bir medeniyetin sözcülerinin entelektüel ikliminde kaybolup, başkalarının hegemonyasına girmişse, orada birçok şey gibi bilimin gelişmesinin de önünde çok büyük engeller vardır diyebiliriz.
Türkiye’nin resmi aydınları devletin imkânlarını kullanarak yıllardır “kendi teslimiyetlerini halka benimsetmeye çalışmışlardır”. Bir anlamda sıkça söz edilen aydın-halk çatışması denilen, romandan hikâyeye, gazete yazılarından akademik çalışmalara kadar geniş bir zeminde tartışılan mesele, çok bilinen Doğu-Batı karşıtlığı da, aslında bir nevi “medeniyet çatışmasıdır”.
Bugün Batı medeniyetin dışında, onun dayandığı temellerden farklı medeniyetlerin bulunduğu fikrini savunan çoğul medeniyetler tezi artık antropolojinin de ilgi duyduğu bir konudur. Malum antropoloji Batı medeniyetinin, siyasal ve ekonomik yayılmacılığının aracı olmanın yanı sıra, yeryüzünde sadece Batı medeniyeti olduğunu, Batılı olmayan halkların medeni olmadıklarını, dolayısıyla ‘üstün Batı uygarlığını benimsemekten başka seçenekleri yoktur’ tezini nerdeyse yüz yıl boyunca bilim diye savunmuş bir disiplindir.
Şimdi bütün bu tezlere cevap vermeye çalışan bir Türkiye var. Türkiye’nin yüksek sesle biz farklı bir medeniyete mensubuz demesinin arkasındaki dinamiklerin birincisi siyasetten gelmektedir. Demokratikleşme süreci Türkiye’de hâkim Batı vesayetini tasfiye eden bir toplumsallığın açıkça görünürlük kazanması (yeni orta sınıflaşmanın oluşumu, yerli bir aydın zümrenin görünürlük kazanması) gibi yerli grupları ortaya çıkarmıştır. AK Parti ile başlayan siyasal süreç, sistemde arka arkaya reformlarla demokrasiyi daha kalıcı hale getirdikçe, siyasetten gelen bu cevap, aydınların içinde ciddi bir farklılaşmaya yol açmış, siyasette alınan tavra önem veren onu savunan, Batılılaşma ideolojisini eleştiren, yeniden kendi medeniyet değerlerini, merkeze alma arayışları ortaya çıkmıştır.

Yeniden var olma iddiası
Entelektüel iklimin en önemli işlevlerinden biri kültürel gelişmeye katkı yapması, yaratıcı düşünceyi harekete geçirmesidir. Entelektüeller kültürel birikimin içinden kendi düşünce sistematiğini kullanarak hem kendi kültürleri içinden uygarlıklarına yeni değer üretecek bir anlam sistemi kurmaya, hem de kendi medeniyetinin dünya görüşünü yaratarak, nesiller arasında sürekliliği sağlayacak soyut zeminleri yeniden inşa ederler. Aslında toplumlara kimlik kazandıran onları farklılaştıran, başka medeniyetlerle muhtelif biçimlerde münasebet kuracak özgüven sağlayan da bu dünya görüşleridir.
Türk aydınlarının, tabiri caizse belini kıran, onları önce kendi medeniyetlerine yabancılaştıran, sonra başka bir medeniyete mensup olmak gibi imkânsız bir aşkın peşinde koşturan, kimlik bunalımına sokan, rahmetli Cengiz Aytmatov’un söyleyişiyle “Mankurtlaştıran” bu sürecin belirleyicilerinden biri, bizim medeniyetimizin son büyük siyasi temsilcisi Osmanlı’nın Batı karşısında kaybetmesi ise, diğeri de Batı'nın entelektüel üretimi karşısında, zihinsel olarak teslimiyetçi bir tavır sergileyerek, bu durumu mutlak bir üstünlük kabul ederek Batı medeniyetine girme çabalarının savunusunu içeren Batılılaşma ideolojisidir.
Bugün Türkiye’nin siyaseten kendi medeniyetini savunan bir aşamaya gelmesini, önce aydınların fark etmesi gerekmez mi?

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri