• $9,5083
  • €11,0633
  • 548.608
  • 1519.25
29 Nisan 2015 Çarşamba

Siyasette denklem nasıl çözülür?

Siyasetin sorduğu sorular, ortaya koyduğu denklem nasıl çözülür, kimler tarafından çözülür? Türkiye seçime giderken aslında birçok kimsenin cevabını aradığı veya vermeye çalıştığı bu soru, birçok faktöre bağlı olarak, elbette ki birçok yaklaşıma dayanarak açıklanabilir.

Türkiye’nin büyük sermayesinin, merkez medya denilen aslında büyük sermaye gruplarıyla ideolojik, kurumsal, simbiyotik ilişkileri bulunan kitle-iletişim ortamının ve bunların tarihsel müttefiki olan bürokratik oligarkların oluşturduğu “siyasal yapının” şifresi kırıldıktan sonra (AK Parti reformları) bu denklemin çözümünün imkânlarının bütünüyle demokrasinin içinde bulunduğunu söyleyebiliriz. Siyasal sürecin sorduğu soruları basitçe şöyle ifade edilebilir: Devletle toplum arsındaki ilişkiler nasıl belirlenmektedir; devleti kim yönetecektir; yönetmeye talip olan siyasi gruplar arasındaki rekabeti, mücadeleyi belirleyen faktörler nelerdir, siyasi grupların, partilerin toplumla kurduğu bağlar, münasebetler neticeyi nasıl etkiler?
Türk siyasal hayatında İmparatorluktan günümüze iki siyasal güç merkezinin diyalektik ilişkisinin bulunduğunu söylemek mümkündür. Bunlardan biri, devletin içinde örgütlenmiş gücünü işlevlerinden devşirmeye çalışan ( fırsat buldukça bunu aşırıya götürmeye yani devletin gücünü bizzat kullanmaya eğilimi taşıyan) gruplar, diğerini ise başta Sultan olmak üzere, çeşitli düzeylerdeki üretici zümreler oluşturmaktadır. Bu üretici unsurlar içerisinde, hukuktan, inanç öğretisine, eğitime, dünya görüşüne kadar uzanan sivil manevi/kültürel üretim bulunduğu gibi, ticaretten, zanaat ve tarıma kadar uzanan maddi üretimde bulunan gruplar yer almaktadır. İmparatorluğun klasik toplumsal/siyasal dengeleri bozulduktan sonra, politik güç merkezinin devlet içindeki unsurların kontrolüne geçmeye başladığı bilinmektedir. Batılılaşma ideolojisinin, bu geçiş sürecinde önemli bir araç haline geldiğini söylemeliyiz.
Bu aşamadan sonra siyaset denklemini şöyle kurulduğunu belirtmek mümkündür: “Devlet vasıtasıyla iktidar üreten zümreler, toplumsal varlıklarını bu iktidara borçlu oldukları için, devleti topluma karşı konumlandırmak, teçhiz etmek durumundadırlar. Türkiye’de bürokratik oligarkların varlığı, gücü bu karşıtlık ekseninde ortaya çıktığı için bunun sürekli olarak üretilmesi gerekmektedir.” Bunun da birkaç önemli yolu bulunmaktadır. Birincisi, ideolojik üretimdir ki ben burada Batılılaşma ideolojisinin önemli bir işlevi olduğunu düşünürüm; İkincisi, toplumsal/kültürel üretimdir ve devlet toplumu yukardan aşağı zorla değişime tutarak pozitivist bir inşa peşindedir ki burada maksat bir nevi devşirme yoluyla, devlete uygun adam yaratmaktır.

Nerede duruyorsunuz?

Üçüncüsü, ekonomik üretimdir ve bunun yolu da devlete bağımlılık ilişkileriyle tabi olan kapitalist bir sınıf oluşturmaktan geçmektedir.
Elbette bir diğer faktör de politik üretimle ilgilidir. Devleti toplumu kapsayacak, denetim altına alacak, toplumsalı hiçleştirecek bir siyasal ilişkiler düzenin kurulması söz konusudur.
“Türkiye’nin demokratikleşme süreci diye ifade ettiğimiz olay aslında bu yapının dönüştürülmesini kapsamaktadır. İşin ilginç tarafı bu dönüşümde de karşımızda aynı diyalektik ilişki bulunmaktadır.” Bir tarafta devlet ekseninde iktidar olmuş politik toplumsal gruplar-sınıflar diğer tarafta da, sivil yapılara dayanarak kurulu iktidar blokunu dönüştürüp, devleti demokratikleştirmek isteyen unsurlar.
Seçime giden Türkiye’de belirleyici olan, siyasal mücadelenin sonunu tayin edecek olan, partilerin bu eksendeki sadece konumları değil, bu diyalektik ilişkide ortaya çıkan sorunlara verdikleri cevap olacaktır. Yoksa mesele vaat yarışından ibaret olurdu.

<p class='MsoNormal'>İstanbul Ekonomi Zirvesi öncesi  basın toplantısı düzenlendi. Toplantının ana b

İstanbul Ekonomi Zirvesi için geri sayım

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu