• $ 5,8072
  • € 6,4712
  • 278.998
  • 97886.4
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Özne millet, bağımsız Türkiye…

Türkiye’nin son 15 yılda kat ettiği mesafeyi tek bir sözle özetlemek gerekirse, bu “Özgüvenini yeniden kazanmak” olabilirdi.

Bir ülkenin işgal edilmesi illa ki askeri bir harekâtla, gönderinden bayrağının indirilmesiyle olmak durumunda değil. Bunu çokça yazdım. “15 Temmuz’un Işığında Türkiye Sempozyumu”nda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve değerli bir entelektüel olan İbrahim Kalın da İbn-i Haldun’un Mukkadime’sinden yaptığı alıntılarla aynı konuya isabetle değindi.

Eğer bir ülke siyasi, ekonomik ve dış politika alanlarında kendi iradesiyle karar alamıyor ise o ülkenin tam bağımsız olduğundan bahsedilemez. Osmanlı, geç kalmışlığın bedeli olarak 1838’de yapmak durumunda kaldığı ticaret anlaşmalarıyla “tarihsel bir kapana” girmişti.

Rusya ve Britanya başta olmak üzere büyük devletler bir yandan reformları desteklediler, el atından da sabote ettiler. Osmanlı’nın ciddi sorunları ve yapılan hatalar birçok gerekçe yaratıyordu. Amaç Osmanlı’yı parçalamaktı.

İşte son 15 yıldır, 150 yılın nesneleşme hali telafi edilmeye çalışılıyor. Nesneleşmeden özneleşmeye geçme halinin nefretle karşılandığını, 2013’te ise bu durumun açık savaşa döndüğünü izliyoruz.

Eski ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey bu durumu “Erdoğan Washington'da sevilmiyor. Erdoğan Avrupa'da da sevilmiyor. Otoriter görülüyor ve iyi bir oyuncu olmadığı düşüncesi hâkim. Batı daha önce Erdoğan'dan daha otoriter olan çok liderle muhatap oldu, olmaya da devam ediyor. Ama fark şu; Suudlar, Mısırlılar – lisanımı maruz görün – her koşulda bize yaltaklanıyor” diye açıklıyordu.

Batılıların Erdoğan’ı “otoriter” diye yaftalamalarının nedeni otoriter olması değil, nesne olmayı reddetmesinden kaynaklanıyor hâlbuki. Bunu açıkça söyleseler taraftar bulamayacakları için bir tiyatro sahneliyorlar. Maalesef 150 yıl önce nesneleşme (sözde Batılılaşma) projesinin uygulayıcıları olan kesimlerin bugünkü devamları da, CHP gibi, bu operasyona alet oluyorlar.

Hâlbuki o çok sevdiklerini söyledikleri Mustafa Kemal Atatürk, kuruluş pratiğinde Jakoben Fransız modelini esas alsa da, bağımsızlıkçı bir liderdi. Bahçeli’nin dediği gibi, Atatürk bugün mezardan kalksa, CHP yönetimini İzmir’e kadar kovalardı. Erdoğan ve AK Parti’nin ülke için ne kadar değerli, yerli/milli bir aktör olduğunu da teslim ederdi.

2013’ten beri Türkiye’nin özneleşme haline savaş açan yabancı ve yerli ittifak, bu halkı hakir görmenin, onun nesne olduğuna inanmanın sonucunda büyük bir hezimet yaşıyorlar. “Muhafazakârlar dolar bozdurmak istemedi” diyen jiletçi aydınlar yamuluyorlar. “Bunlar korkak, evlerine kapanırlar” diyenler ise, elini tankın namlusuna sokan, F16’lara uçan tekme atan, şehit veya gazi olamadığı için hayıflanan, politik bilinci son derece gelişmiş özneler ordusu ile karşılaştılar. (Nilüfer Göle’nin Gezi heyecanıyla yaptığı sokak/meydan teorileri de çöktü tabii.)

O gece İstanbul İl Başkanlığı’mızda halkımızla birlikte, 73 darbeci haine karşı mücadele veren o öznelerden birisi olmak hayatımın en değerli tecrübesi olmuştur. Bir özne onuru için yaşar. Onur boş, hamasi bir kavram değildir. İnsanı hayvandan ayıran en temel farktır.

Hasılı, bu halk nesne konumunu hiçbir zaman içselleştirmedi. Kötü yöneticilerin, fethedilmiş zihinlerin peşinden gitmedi. Kendisini ifade edebileceği ana kadar sabırla, bedel ödeyerek bekledi. Liderini bulduğunda ise bu büyük yürüyüşü başlattı.

Ben CHP seçmeninin de üzerinde kurulan algı baskısı kalktığında, Türkiye’nin bir diktatörlük/cehennem değil, onuru ve bağımsızlığı için mücadele eden, geleceği parlak bir ülke olduğunu göreceklerine eminim. Cumhurbaşkanlığı sistemi de bu yürüyüşün taçlandığı an olacaktır.

Şehit oğlundan duygulandıran mektup: Babamın intikamını alın

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

WhatsApp’a 4 yeni özellik birden geliyor

Yıllar sonra duvarı yıkıp çıkarmaya karar verdi! Bakın içinden ne çıktı