• $9,2846
  • €10,7688
  • 526.569
  • 1413.53
29 Kasım 2016 Salı

Avrupa infilak eder mi?

İkinci Dünya Savaşı öncesinde, Avrupa kıtası birçok kültür, dil, mezhep ve toplumun iç içe geçtiği bir mozaiği andırıyordu. İlk savaşta sınırlar değişmiş ama insanlar ekseriyetle yerinde kalmıştı. İkinci savaşta ise sınırlar aynı kalmış, lakin büyük sayılarda insan etnik temizliğe/tehcire maruz kalmıştı. Galip devletler ve onların küçük ortakları, savaşı ülkelerindeki etnik çeşitliliği teke indirmek için kullandılar. (Bu zavallı insanların çoğu Doğu’ya, yani SSCB’ye gönderiliyorlardı. Öyle ki gönderilen her beş kişiden birisi Stalin tarafından öldürüldü. Diğerleri de Sibirya ve Gulag’a sürüldüler. Toplam sayı 30 milyon oldu. Üçüncü Dünya Savaşı SSCB’nin içlerinde ve Doğu Avrupa’da devam ediyor demekti bu.)

Savaş sonrası ortaya çıkan şey monolitik bir Avrupa olmuştu.

Yaşanan tüm günahları unutmayı seçtiler. Bu suskunluğun, utanca batmış, yok olmuş Avrupa’nın yeniden kurulması için gerekli bir koşul olduğunu herkes kabul etti. Bu suskunluğun yarım yüzyıl sonra nelere mal olacağını düşünmek kimsenin aklına gelmezdi.

Öte yandan, 1960’lar gibi yakın bir tarihte Avrupa’nın geleceği seviyeyi kimse tahmin bile edemezdi. Avrupa küçülmüş, küresel güç olmaktan çıkmıştı. Ama birbirine saldırma, Alman intikamcılığından korkma, ekonomik çöküntü gibi o dönemin ana konularını aştılar.

Bu “mucize” nasıl mı oldu? Öncellikle, ABD parası, aklı ve askeriyle oldu. Avrupa savaş sonrasında radikalliğe savrulmadıysa, bunun nedeni ABD’nin bu günün parasıyla kıtaya 200 milyar dolar akıtması ve BM ile NATO’yu etkin şekilde çalıştırmasıydı.

Tabii bir de Stalin… Stalin Avrupa monolitikleşmesinin kirli işlerini görüyordu. Stalin’in Batı Avrupa’yı işgal edebileceği korkusu ve nükleer güç haline gelmesi, ABD’nin Avrupa ile tarihsel bağları yardımlarda etkiliydi. Savaşta Nazilerden tek başına kurtulamayan Avrupa, kıtayı zorla (mecburen) ABD ve SSCB’ye işgal ettirmişti. Sonra da tüm başarıyı kendi hanelerine yazdılar. ABD’yi de hep küçümsediler.

Hasılı, Avrupa bu kadar acılı bir şekilde küllerinden doğar, halklar bu kadar vahşi şekilde etnik temizliğe maruz kalırken, savaş sonrası elde edilen başarıları monolitik ulus/kültür yapıları üstlendi, günahları da Stalin... Çok etnisiteli yapı bir Yugoslavya’da barınıyordu ama o da 1990’ların başında, Soğuk Savaş dengesi bitince infilak etti. Henüz infilak etmeyen, Avrupa’nın çokkültürlü yapıya karşı geliştirdiği korku oldu. Şimdi korkarım o oluyor.

Merhum Tony Judt, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra yazdığı kitabında, gelen dönemden oldukça ümitliyken bile bu tehlikeye dikkat çekiyor ve çıkış formülünü şöyle veriyordu:

“Avrupa’da yaşayan ‘ötekilerin’ yeni varlığı –örneğin, halihazırda Avrupa’da yaşayan 15 milyon Müslüman vardır, Bulgaristan ve Türkiye’nin de katılımıyla seksen milyon daha olması beklenmektedir- yalnızca Avrupa’nın kültürel çeşitliliğinin artması olasılığına karşı şimdi duyduğu rahatsızlığı hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda Avrupa’nın geçmişindeki ölü ‘ötekilerin’ zihinlerden uzak tutulmasını da kolaylaştırır.” (Tony Judt, “Savaş sonrası”, YKY, s. 23.)

Gelmiş geçmiş en saygın, objektif Avrupa tarihçilerinden biri, bundan çeyrek asır önce, Türkiye’nin Avrupa’nın ilacı olduğunu yazmış.

Mamafih, Avrupa doğru yoldan gitmedi. Bilakis, formülü tersine çevirerek, Türkiye’yi daha da iterek, ötekileştirerek kendisi için en fena şeyi yaptı. Yani mesele AP’nin son kararı veya Türkiye’nin uğradığı haksızlıklardan evvel, kıtanın iki dünya savaşının öncesinde olduğu gibi infilak belirtileri gösteriyor olmasında.

“Avrupa’dan bize ne” diyemeyiz. Biz tüm insanlığın iyi olmasını diliyoruz.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Çanakkale Boğazı tek yönlü olarak transit gemi geçişlerine kapatıldı

Dünyanın en değerli 100 markası belli oldu!

Temizlik işçileri greve gitti sokaklar çöp yığınları ile doldu