• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
28 Kasım 2016 Pazartesi

AB hangi değerler üzerinde yükseldi?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa hem Nazizm, hem de Stalin konusunda tarihte görülmemiş bir ikiyüzlülük sergilemiştir. Zannedilenin aksine, savaştan sonra Nazizim ile gerçek bir yüzleşme asla sağlanamamış, yeni bir başlangıç adına “unutmayı seçme” yoluna gidilmiştir. Federal Almanya’nın kurgulanan yapısı, neredeyse tamamen eski Nazi bürokrasisi ve işdünyası üzerinden yapılıyordu.

Bunda şaşılacak bir şey yoktu. Ekim 1946’da Nürnberg Mahkemeleri sona erdikten 5 yıl sonra yapılan kamuoyu araştırmalarında, halkın üçte biri davanın haksız olduğunu ifade etmişlerdi. 1946 yılında Amerikan bölgesinde yapılan başka bir araştırmada Almanların yüzde 37’si, “Yahudilerin, Polonyalıların ve Ari olmayanların yok edilmesinin Almanların güvenliği için gerekli olduğunu” söylemişlerdi. 1952’de yapılan diğer bir ankette Batı Almanların yüzde 25’i Hitler hakkında olumlu kanıya sahip olduklarını itiraf etmişlerdi. (Tony Judt, “Savaş Sonrası”, YKY, s.84-87.)

Federal Almanya’nın ilk şansölyesi Konrad Adenauer 20 Eylül 1949 tarihinde parlamentoda yaptığı konuşmada “Federal Cumhuriyet’in hükümeti ağır olmayan bir suçu affettirmek için üzerine düşeni yaptığı inancıyla geçmişi geride bırakmak üzere makul görünen her şeyi yapmaya kararlıdır” diyordu. Doğu Almanya’da ise “eski Naziler galip gelen komünistlerle kader birliği yaparak geçmiş sicillerini temizliyor, parti üyesi, yerel idareci, muhbir ve polis olarak komünist devletin gereklerine uyum sağlıyorlardı.” (Age.)

Yani Kıta Avrupası Nazizim ile asla gerçek bir yüzleşme ve arındırma işine girişmedi. Stalin’in yaptığı katliamlar, Doğu Avrupa’da yaşanan komünist zulüm, Batı Avrupalıların umurunda bile olmadı. 1960 olayları da öğrenci harçları veya kütüphane çalışma saatlerinin uzatılması gibi nedenlerle çıkıyor, sadece boyalı su ile ıslanacaklarını bilen bir kesim, gönül rahatlığıyla devrimcilik oynuyordu. Solcu oldukları için Stalin’in ne Katyn ne de diğer katilamları umurlarında olmuştu. Bu tavırdan ayrılanları da (işi Stalin’e bırakmadan) bizzat kendileri karakter suikastlarına uğratıyorlardı. Satıldıklarını düşünen Polonya başta olmak üzere tüm Doğu Avrupa, Batı’dan hiçbir sahici tavrın gelmeyeceğini anlamışlar ve öfkelerini içlerine atmışlardı.

Belçika Dışişleri Bakanı Paul-Henri Spaak ise şöyle açıklıyordu bu durumu: “Belçikalılarla Fransızlar ve Hollandalılar yurtseverlik gereği kendilerine düşen görevin aldatmak, yalan söylemek, karaborsacılık yapmak, güven sarsmak ve dolandırmak olduğuna inandırılarak savaşın içine çekildiler: Bu alışkanlıklar beş yıldan sonra kök saldı.”

O nedenle, biz Türkiyelilerin de (özellikle Batıcıların) Avrupa konusunda sahip olduğumuz, (bize belli ki dikte edilmiş) o mükemmel tabloyu artık gözden geçirmemiz, rasyonel bir zemine oturtmamız gerekir.

Birkaç yıl içinde çoğu sivil 37 milyon insanını en vahşi şekilde öldürmüş bir kıta, bu çıldırma sürecinden de yüzleşerek çıkmamışsa, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde adalet, samimiyet ve nesnellik araması çok safiyane bir durumdur.

Bugün Avrupa’da ırkçılığın ve Nazizmin geri dönüşü, sadece ekonomik krizlerle bağlantılı olarak konjonktürel bir meseleymiş gibi algılanamaz.

Batı gerçekten hiçbir zaman tövbe etmedi. O nedenle yeni bir başlangıç yapmış olması da iddia edilemez.

Cila döküldü ve öldürülmemiş şeytanlar geri dönüyor.

<p>Pürüzsüz cilde sahip olmak kadınların en hassas olduğu noktalardan biri. Hava şartları, yanlış ku

Kışa girmeden pürüzsüz cildin sırrı

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi