• $9,2937
  • €10,794
  • 527.881
  • 1414.17
23 Mayıs 2015 Cumartesi

Yabancı düşmanlığında son perde

Seçim rekabetinde gelinen noktanın iç açıcı olduğunu söylemek mümkün değil. Pek çok değerin aşındığı bir süreçten geçiyoruz. Kurumlar aşındığı gibi, popülizm nedeniyle kurallar ve standartlar da aşınıyor. Popülizmin aşındırıcı etkisi, rasyonel işleyen bir anayasal düzen olmadığı için toplumu bir arada tutabilecek rasyonel referansları yerle bir ediyor.
Tüm geleneksel değerlerin yerle bir olduğu ama toplumu bir arada tutacak yeni referansların üretilmediği ve yeni referanslar çerçevesinde yeni bir anayasal düzenin üretilmediği ülkelerde, popülizm yıkıcı etkiler meydana getirir. Toplum kendini güvende hissedebilecek kalelere çekilir. Kale psikolojisi bir savunma psikolojisidir aslında. Kale psikolojisi popülizmin en yıkıcı sonuçlara yol açabildiği bir psikoloji. Çünkü normal bir hayat ile ilgili tasavvurlar kaybolur. Kendi kalelerine çekilen homojen topluluklar, sadece kendi gerçekliğinin hâkim olduğu sanal bir normalin hayalini kurmaya başlar. Bu da radikal yaklaşımların hâkimiyeti demek.
19. yüzyıl sonlarında Avrupa’daki popülizm, 20. yüzyılın ikinci yarısındaki popülizmlerden ayrılıyor. Zira ikincisinde, göreceli yerleşik bir anayasal düzen içinde partiler, o alanın sınırları içinde kalmaya özen gösterdiler. İlkinde ise insanlığa ait tüm değerler yerle bir edildi.
İlki “kültürel, sosyal, ekonomik ve tabii ki kurumsal ve siyasal” kriz durumuna işaret ediyordu. Sonuçta, radikal, irrasyonel, şoven ve yabancı düşmanı popülist politikalar, milyonlarca insan hayatına mal oldu.
Bugün ne yazık ki Türkiye açısından benzer bir durum söz konusu. Ya krizi yeni bir başlangıcın fırsatına dönüştüreceğiz ya da on yıllarca tamir edilemeyecek yıkımlara hazırlıklı olacağız.
Bu tercih sadece yurttaşları değil, aynı zamanda siyasi kadroları da hayati bir sorumluluk ile karşı karşıya bırakıyor.
Bu konuda siyasi partilerin iyi bir sınav verdiğini söyleyemeyeceğim.
Ancak bunlar arasında, sonuçları seçim dönemini aşan, toplumu orta ve uzun vadede en çok zehirleme potansiyeline sahip olanına değinmeden geçmek mümkün değil.
Daha önce de yazmış ve bir uyarıda bulunmuştum.
CHP lideri meydanlarda Suriyelilerin geri gönderilmesi gerekliliğini dile getirdikten sonra şimdi de yabancı işçi çalıştırmayı düzenleyen yasayı seçim malzemesi haline getirdi.
Sol politikalar ile nasyonal sosyalist politikalar arasında çizgi çok ama çok incedir. Faşizm ile NSDAP (Nazi) hareketinin tarihine bakmakta yarar var. Nasyonal Sosyalist (ulusal-sosyalist) hareket ile “sol/sosyal demokrat” bir hareket arasındaki fark, işçi haklarını savunmada, yolsuzluğa veya sömürüye karşı çıkmada belirginleşmiyor. Aynı tezler ulusalcı bir çizgide pekâlâ nasyonal sosyalist bir harekete kaynaklık edebiliyor.
CHP’de tarih bilen ve enternasyonal yaklaşıma inanan siyasetçilerin figürlerin bu müdahalede bulunmaları beklenir.
Şu anki söylemler ile Mahmut Esat Bozkurt’un milliyetçi-sol-hümanist (?) söylemleri veya NSDAP’nin 1920 tarihli “25 Madde Program” (özellikle 7-8-11. Md) arasında rahatsız edici paralellikler var.
Aman dikkat.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Kargaların şaşırtıcı zekası ve alet kullanabilme becerisi

Dev şirketlerinin logolarındaki gizli anlamlar

Servis minibüsüyle kamyonet çarpıştı: 2 ölü, 11 yaralı