• $8,2681
  • €10,0486
  • 487.691
  • 1452.11
28 Haziran 2014 Cumartesi

Kötü yargının yıkıcı sonuçları II

Demokrasilerde anayasa toplumsal talep, toplum güvenliği, adalet ve özgürlük ihtiyaçları konularına cevap verebilen ve bu bağlamda kendini meşrulaştırabilen bir devletin şemasıdır.
Bu bağlamda adaletin birincil muhatabı ve konusu bir bütün olarak sistemin kendisidir. Sistemin kendisi demokratik değilse, sadece adalet teşkilatı adaletin garantisi olamaz. Zira adalet teşkilatı sadece “yargısal karar” veren bir mekanizmadır. Öncesinde adaletsiz sonuçlara yol açma potansiyeli bulunan bir devlet iktidarı, yani yürütme ve kısmen de yasama vardır. Dünya tarihi anlatılırken genelde “adil yargıç”tan değil, “adil hükümdar”dan söz edilmesi bu yüzden boşuna değildir. Zira adil bir yargıç ihtiyacı, adil olmayan bir hükümdar varsa ortaya çıkar.
İkinci olarak da yargı teşkilatının verdiği karar, yine devlet mekanizması tarafından icra edilmez veya infaz edilmezse, bu kararın yine herhangi bir hükmü olmaz.
Bu yüzden sistemin demokratik olarak denge ve denetim mekanizmasıyla donatılmış olması ve yasama, yürütme ve yargı erklerinin bu sistem içinde kendi alanlarıyla sınırlı işlev üstlenmiş olması hayatidir. Yargının siyasallaşması hem siyaseti hem de yargıyı bitirir.
Yargının siyasallaşmasını tespit etmenin yolu nedir? Buna verilecek pek çok cevap olabilir. Ancak en doğru ve sağlaması yapılabilecek cevap şudur: Eğer yargıç yargılama yaparken, herhangi bir siyasal nedene dayalı olarak, yasal sınırların dışına taşıyorsa, anayasanın veya yasaların açıkça yasakladığı bir eylemi “serbest”, serbest bıraktığı bir eylemi de “yasak” hale getiriyorsa, siyasallaşma başlamış demektir. “Siyasal neden” tespit edilemese de, yasal sınırlar dışına taşma kolaylıkla tespit edilebilir.
Siyasallaşma, yargıcın bir siyasal ideolojiye veya siyasal bir dünya görüşüne sahip olması demek değildir. Öyledir dersek, siyasallaşmamış yargıç bulmak mümkün olmaz. Her bir yargıç siyasal bir görüşe sahip olabilir, ancak önemli olan yasaların çizdiği çerçeve dışına taşmamaktır. Yorum kurallarını ihlal etmemektir.
Erkler ayrılığı dediğimizde, yasama, yürütme ve yargının eşit ve aynı iktidar gücüne sahip olduğu anlamına gelmez. Örneğin yargı bağımsızdır, ancak bu yargıcının yasadan ve kurallardan bağımsız olduğu anlamına gelmez. Yargıç bağımsızdır, ancak yasamanın ortaya koyduğu irade çerçevesinde hareket eder, o iradeye bağlıdır.
Kötü yargının yol açtığı yıkımlardan biri tam da bu ilişkinin bozulduğu yerde karşımıza çıkıyor. Yargı yasama iradesini tanımayıp, Meclis hangi kanunu çıkarırsa çıkarsın yine kendi bildiğini okumaya devam ettiğinde, bağımsız davranmış olmaz. Aksine anayasayı ve yasaları ihlal etmiş olur. Çok daha önemlisi kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı davranmış olur. Siyasallaşma budur.
Yıkım burada kendini gösterir. Zira yasama organı her defasında yargıcın bu hukuk tanımazlığını yeni yasalar çıkarmak suretiyle aşmaya çalışır. Yargıç direndikçe Meclis yargıca tanınan takdir yetkisini ortadan kaldırma noktasına kadar gider. O noktaya kadar gitmek zorunda; zira toplumsal sorunları çözme ve taleplere cevap verme fonksiyonu yargıya değil, daha çok yasama ve yürütme gibi siyasal alana ait bir fonksiyondur.
Peki bu döngünün sonucu nedir?
Bu döngünün sonucu bireysel adaletin imkânsızlaşması, toplumun güvenlik ihtiyacının karşılanamaması ve siyasetin toplumsal dinamiklere uyum sağlama kapasitesinin zayıflamaya başlamasıdır.
Adalete güvenden zaten eser kalmaz.
Balyoz Davası’nın sonucu ile peş peşe çıkarılan yargı paketleri arasındaki ilişkide bu döngünün etkisi yok mu?
Devam edeceğiz.

<p>Avrupa sevdalısı aydınların asıl derdi ne? Neden bir  Avrupalı'dan daha 'Avrupa'cılar'? Avrupa öz

Avrupa'yı bize ışıltılı tablolar gibi çizenler kimler?

Dereotunun az bilinen şaşırtıcı faydaları

NATO tatbikatına katılacak askerler yola çıktı

Demirspor, Süper Lig'e çıktı; Adanalılar çıldırdı!