• $15,8769
  • €16,8435
  • 942.556
  • 2372.35
3 Aralık 2021 Cuma

Avrupa zorunlu aşıyı tartışıyor

Avrupa 'gönüllü aşılama'dan sonuç alamayınca 'zorlayıcı tedbirler'e döndü, ancak yeni Omicron varyantı vakaları artırınca 'zorunlu aşı'yı konuşmaya başladı.

Bugünkü manşeti, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen'in, "Vakaların çoğu aşısız olanlar. Artık zorunlu aşıyı tartışmalıyız" açıklamasından yola çıkarak yaptık.

Zira tartışma çoktan başlamıştı.

Almanya Başbakanı Merkel, eyalet başbakanları ile bu konuyu tartışmak üzere bir toplantı yapmıştı bile.

Başbakanlığı devredeceği SPD lideri Olaf Scholz, toplantıda 'zorunlu aşı' konusunu Federal Meclis'e getireceğini açıkladı.

Fransa'da da hükümet 'henüz' bu konuda karar vermedi, ancak hükümeti destekleyen merkez sağ parti, "Artık aşının zorunlu hale gelmesi konusu tartışmayı hak ediyor" açıklaması yaptı.

Birçok ülke aşıyı nasıl teşvik edelim diye düşünüyor.

Dünya Sağlık Örgütü, "Hayat kurtaracak araçlarımızı kullanalım" çağrısı yapıyor.

Aşılama yaşının çocuklara hatta bebeklere kadar indirilmesinin yolları aranıyor.

***

Bu tartışmanın arkasında hayati bir zorunluluk var.

Koronavirüse karşı aşı geçen yıl bu zamanlarda üretildi.

Bir yıldır deneniyor ve herhangi bir yan etkisi görülmedi.

Aksine, bütün mutasyonlara karşı etkili olduğu kanıtlandı.

***

Bu süreci dünyadaki her bir birey hasta olarak, bir yakını için yoğun bakım önlerinde dua ederek veya kaybederek ya da kısıtlamalar nedeniyle ekonomik bedel ödeyerek geçirdi.

Bu bir yılın tam ortasında aşılamanın vadettiği normalleşmeler başladı.

Seyahatler açıldı.

İşyerleri çalışmaya başladı.

Ki, Delta varyantı ortaya çıktı.

Daha bulaşıcıydı.

Yeniden tedbirler, kapanmalar, seyahat kısıtlamaları gündeme geldi; sınırlı da olsa uygulamaya konuldu.

Dünya Sağlık Örgütü ve bütün ülkeler halklara 'aşılanma' çağrısı yaptı.

Aşılamalar AVM'lere, yol kenarlarındaki duraklara, hatta Türkiye'deki gibi tarlalara, dağa, bayıra kadar insanların bulunduğu her yerde yapılmaya başlandı.

Bir ölçüde başarı da sağlandı.

Ancak son bir haftaya hâlâ yetersiz aşılanma ile girdik.

***

Bu kez de virüs yeni ve daha bulaşıcı bir mutasyon geliştirdi: Omicron.

Devletler yine aşı çağrıları yaptılar.

Yeniden sıkı tedbirlere, kapanmalara gittiler.

Aşı olanlara restoranların, stadyumların, sinemaların kapıları açılırken, zorlayıcı tedbir olarak aşı olmayanlara kapatıldı.

Ama yine de istenilen ölçüde işe yaramadı.

***

Şimdi Avrupa aşıyı zorunlu hale getirmeyi tartışmaya başladı.

Türkiye olarak bu konularda ağırlıkla Avrupa'yı takip ediyoruz.

Ancak Avrupa'ya kış bizden önce geldi ve durum ortada.

Türkiye henüz insanların kapalı alanlarda yoğunlaşmaya başlamadan aşı zorunluğunu düşünmek zorunda.

Avrupa'yı beklersek, onlarla aynı duruma geleceğimiz ortada.

Onlar hastanelerde yatak bulmakta, yoğun bakımlarda yer bulmakta zorlanıyor. Kovid hastalarıyla dolan hastanelerde, diğer hastalar için yer bulunamıyor. Rutin kontrolleri gelen veya başka hastalıklara yakalanan insanlar, Kovid yoğunluğu nedeniyle hastanelere gitmeye çekiniyor.

***

Bunları yaşadık.

Yeniden yaşamak zorunda kalmamalıyız.

AŞI KARŞITLIĞI DEĞİL, İLGİSİZLİK

Türkiye'de aşı karşıtlığı sosyal medyada yaratılan algı kadar yüksek değil.

Birinci ve ikinci doz aşılarını yaptırdığı halde 3. doz (hatırlatma dozu) yaptırmayanlar çok yüksek.

Birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 90.69; ikinci doz aşı yaptıranların oranı yüzde 81.37; üçüncü doz aşı yaptırma oranı ise yüzde 20'lerde!

Sağlık Bakanlığı internet sitesinde sürekli güncellenen canlı veriler yayınlanıyor.

Dün itibarıyla 1. doz aşıyı 56 milyon 288 bin 895 kişi yaptırmış, 2. dozu yaptıran kişi sayısı 50 milyon 505 bin 240'a düşmüş, 3. doz aşı yaptıranlar ise sadece 12 milyon 239 bin 710 kişi.

Yani 34 milyon kişi öylece 'bekliyor'!..

Aşıya karşı şüphelerin yüksek olduğu dönemde başlayan aşılamalar, ortaya çıkan koruma deneyimleriyle daha da artmalıydı.

KILIÇDAROĞLU'NUN ADAYLIK MİTİNGLERİ

Amerika'nın Sesi'nde Yıldız Yazıcıoğlu imzalı haberde okudum.

Dövizdeki yükselişten yararlanarak mitingler düzenleme kararı alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için 'Milletin Sesi Kılıçdaroğlu' sloganının belirlenmesi, 'cumhurbaşkanlığı adaylığı' olarak yorumlanmış.

Görüşüne başvurulan iletişim bilimci Sevilay Çelenk, Kılıçdaroğlu'nun son dönemde 'ben' ifadesiyle konuştuğuna dikkat çekerken, bu sloganın 'kendisini ön plana aldığını' gösterdiğini söylüyor.

Kılıçdaroğlu'nun evinde çalışma odası ve mutfağında gençlere, halka seslenmesinin de 'sade bir hayat yaşadığı' mesajı verdiğini ekliyor.

Siyasal iletişim danışmanı Suat Özçelebi de, sloganın cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili olduğu görüşünü destekliyor ve 'şahıs' vurgulu bir slogan seçilmesini "ittifakın taşıyıcısı olduğunu gösterme çabası" olarak niteliyor.Konda Araştırma Şirketi kurucusu Tarhan Erdem de "lider olarak kendisini de ön plana çıkarıyor" diyor, ancak bunu doğru bulmuyor. Erdem, "Ben de adayım diyeceği muhakkak. Ama diğer muhalefet liderleri kabul eder mi bilmiyoruz. Ama iki mesele var. Birincisi kazanıp kazanamayacağı, ikincisi de muhalefet liderlerinden birisi aday olmalı mı meselesi... Bence parti başkanlarından birinin aday olması doğru olmaz" diyor.

Erdem'e göre, Kılıçdaroğlu'nun mutfaktan seslenmesi ise 'propaganda'...

Erdem, Kılıçdaroğlu'nun dışında 'seçimi kazanabilecek' bir isimin aday gösterilmesini öneriyor.

GENAR Araştırma Başkanı İhsan Aktaş da Kılıçdaroğlu'nun adaylığını ön plana çıkarma çabasında olduğu görüşünde. Aktaş'a göre, Türkiye'nin büyük stratejilere ihtiyacı olmasına rağmen muhalefetin bir seçim stratejisi de yok ve küçük hikayelerle yürüyorlar.

***

Benim anladığım, Kılıçdaroğlu ittifak ortaklarını 'kendine mecbur bırakma' stratejisi izlediği.

Yani önce 'ittifak içi seçim'i kazanmak zorunda.

Bunun için mitinglerle ön alarak 'kendi hanesine' artı yazmak istiyor.

Bakalım bu seçim 'delege avı' ile kazanılan 'CHP içi seçim' kadar kolay olacak mı?

Zira bu kez İyi Parti, HDP gibi 'dişli' partilerin içinden destek bulmak zorunda.

<p> Fonetik  kısaca konuşulan dili oluşturan sözcüklerin ses yapısı bakımından incelenmesi,  ses bil

TÜRKÇE'DE FONETİK

Akıncı Toyu 2022 Uluslararası Atlı Okçuluk Yarışması başladı

Türkiye'nin en pahalı Tofaş'ı! 250 bin liraya satıldı

Türkiye'nin kültürel mirası 35 bin eser dijitalle dünyaya açılacak