• $7,3785
  • €8,9926
  • 441.669
  • 1551.57
29 Eylül 2011 Perşembe

Doğal afetler sebebiyle vergi borcunun silinmesi

Metin Taş-Sezgin Özcan
Metin Taş-Sezgin Özcan
YAZARIN SAYFASI

Devlet ve vergi yükümlüsü arasındaki borç-alacak ilişkisini sona erdiren nedenlerden birisi 'terkin'dir. Silinme anlamına gelen terkin, bazı koşulların varlığı durumunda devletin vergi alacağını bütün hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kaldıran bir idari işlemdir.
Doğal afetler nedeniyle yapılacak terkin VUK'un 115. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde hükmüne göre;
'Yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, su basması, kuraklık, don, muzır
hayvan ve haşarat istilası ve buna benzer afetler yüzünden;

1. Varlıklarının en az üçte birini kaybeden mükelleflerin bu afetlerin zarar verdikleri gelir kaynakları ile  ilgili bulunan vergi borçları ve vergi cezaları;
2. Mahsullerinin en az üçte birini kaybeden mükelleflerin, afete maruz arazi için zararın tahakkuk ettiği hasat ve devşirme zamanına tesadüf eden yıla ait olarak tahakkuk ettirilen Arazi Vergisi borçları ve vergi cezaları;
Maliye Bakanlığınca zararla mütenasip olmak üzere, kısmen veya tamamen terkin olunur. Maliye Bakanlığı terkin yetkisini mahalline devredebilir.
Zarar derecesini ve ilgili bulunduğu gelir kaynağını mahalli idare
heyetleri yaptıracağı tahkikat üzerine tespit eder.'
GELİR VE KURUMLAR VERGİSİNDE
VUK'un 115. maddesinin 1. bendinde yer alan; 'afetlerin zarar verdiği gelir kaynakları ile ilgili bulunan vergi' ifadesi, gelir ve kurumlar vergilerini kapsıyor. Gelir ve kurumlar vergilerinde terkinden yararlanma durumu, mükellefin doğal afet nedeniyle varlıklarının en az üçte birini kaybetmiş olmasına bağlanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken ilk husus, zararın gelir kaynaklarıyla ilgili varlıklar için söz konusu olmasıdır. Mükellefin gelir kaynaklarıyla hiçbir ilgisi olmayan; oturduğu konutun veya kullandığı otomobilin zarar görmesi halinde terkin söz konusu olmayacaktır.
İkinci husus ise terkin koşullarının sağlanması halinde, terkinin tüm vergiler için değil sadece gelir kaynaklarıyla ilgili vergiler için söz konusu olması. Mükelleflerin gelir kaynağı ile ilgili bulunmayan vergilerin (ÖTV, KDV, sorumlu sıfatıyla ödenen tevkifatlar) terkin kapsamında değerlendirilmesi ve terkin uygulamasına konu olması söz konusu değildir.
ARAZİ VERGİSİNDE TERKİN
Arazi vergilerinde, terkinden yararlanma durumunun tespiti doğal afete uğrayarak kaybedilen varlıklara değil, kaybedilen mahsullere (zirai ürünlere) bağlanmıştır. Buna göre doğal afetler nedeniyle mahsullerin en az üçte birini kaybeden mükelleflerin afete uğrayan arazi için zararın meydana geldiği hasat veya devşirme yılına ait tahakkuk ettirilen arazi vergisi borcu ve cezaları terkin edilir. Terkin edilecek miktar mahsuldeki kayıp oranı dikkate alınarak belirleniyor.
BİR ÖRNEK
Her iki vergi türünde de terkin için ön şart toplam varlıklardaki kayıp oranının en az 1/3 olmasıdır. Bu oran sağlandıktan sonra terkin edilecek vergiye uygulanacak oran belirleniyor. Bunun için de söz konusu verginin kaynağını oluşturan değerde (ticari malvarlığı veya ürün) meydana gelen kaybın oranı dikkate alınıyor.
Ticari varlığı 200.000 TL, özel varlığı 80.000 TL olan bir mükellefin, meydana gelen bir depremde ticari varlığın 100.000 TL'lik kısmı tamamen yok olmuştur. Mükellefin ticari varlıkla ilgili gelir vergisine ilişkin 40.000 TL'lik vergi borcu ve cezası vardır.
Bu mükellef, 100.000 TL'lik zararının 280.000 TL'lik toplam mal varlığı içindeki oranı üçte birden fazla olması koşulunu sağladığı için terkinden yararlanabiliyor. Mükellefin vergi borcuyla ilgili gelir kaynaklarında meydana gelen zararın ticari varlıklarına oranı yüzde 50 olduğundan, mükellefin ticari varlıklarına ilişkin gelir (veya kurumlar) vergisi borcu ve bunlara ilişkin cezaların yarısı silinecektir.

AKLINIZDA BULUNSUN
Çekte keşide yerinin yazmaması
Keşide yeri, çekin zorunlu unsurları arasındadır. Çekte keşide yeri yazmaması halinde, evrak çek vasfında değildir. Böyle bir durumda muhtap banka keşide yeri yazılı olmayan ve karşılığı da bulunmayan çek yaprağı için ödeme yapmakla yükümlü değildir. (Yargıtay 11. H.D. E: 2009/11458, K: 2011/4034)

Kıdem tazminatı 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi
1977 Nisan ayında eşimle evlendim ve eşim işten ayrıldı. Daha sonra emeklilik şartlarını çeşitli şekillerde sağlayarak 1 Mart 2011 tarihinde emekli oldu. Tekel Yaprak Tütün İşletmesinde 1971-1977 tarihleri arasında çalıştığı 1990 güne ilişin kıdem tazminatını almak için başvurdu ve zaman aşımından dolayı talebi reddedildi. İş mahkemesinde dava açsa kıdem tazminatını alabilir mi? M. Sadunoğlu
İş sözleşmesinin sona erdiği tarih, kıdem tazminatına hak kazanılan tarih olup, kıdem tazminatı 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Kıdem tazminatına hak kazanan işçi bu süreyi geçirmeden talepte bulunmalı ve gerekiyorsa dava açmalıdır.
Eşinizin iş sözleşmesi 1977 Nisan ayında sona ermiş ve 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş.  Bu nedenle de talebi reddedilmiş. Dava açmanız halinde de işveren zamanaşımı savunmasında bulunacaktır. Dolayısıyla dava açmanız bir yarar sağlamaz.

GÜNÜN SÖZÜ
'İki mükemmel insan asla birlikte olamaz. Çünkü mükemmel kadın birinci seferde evet demez; mükemmel erkekse ikinci şansı vermez.' Anton Çehov'

<p>Samsun'da arazide ağzı tel ile bağlı başıboş eşek kurtarıldı. Eşeğin ağzındaki teli kırarak çıkar

Ağzına demir teli bağlayıp ölüme terk ettiler... Zavallı eşeği, baba ve kızı kurtardı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yılanların yuttukları dev canlılar

Muğla'da deniz suyu 20 metre çekildi