• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
01 Haziran 2014 Pazar

'Siz ‘hak söz’ ile batılı talep ediyorsunuz'

1: AK Parti ile Gülen hareketi arasındaki çatışma hakkında çok şey yazıldı/söylendi, yazılmaya söylenmeye devam da edilecek çünkü hakediyor, bu meseleyi anlayıp analiz edebilmek için daha çok tartışılacak.
Gerek bizim uzun tarihlerimiz, -Türk ve İslam- gerekse Cumhuriyet tarihimizde benzerleri olsa da bu çatışma üzerinde durmamızı ve hakkında tahliller, çıkarsamalar yapmamızı kaçınılmaz kılmaktadır.
Biliriz ki Cumhuriyet tarihi boyunca dindarlar hep bir mücadelenin içinde olmuştur. Tek parti döneminin kendine has şartları içinde dindarların mücadelesi sadece kimlikleri ve Kur’an’ı korumak seviyesinde sürdürülebilaiştir.
Hepimizin ailesinde jandarma korkusu altında yapılan ‘elif-ba’ öğrenimi, Kur’an talimi konusunda dramatik hikayeler anlatılmış, bir iki nesil bu hikayeleri dinleyerek büyümüştür.
Sonraları kimi cemaatler ve tarikatler arasında temelde mürit kapmak kapsamında değerlendirilebilecek ufak-tefek çatışmalar, çekişmeler olsa da dindarlar genellikle, bir anlamda ‘öteki’ ile mücadele etmiştir.
Öteki genellikle devlet ve devletten güç alan odaklar olurken, bazen başka cemiyetler, ideolojik gruplar, beyaz Türkler gibi sosyal sınıflar olmuştur.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez dindarlar ‘dindarlarla’ mücadele etmektedir.
Bu yeni bir durum olduğu gibi, dindarların hiç beklemediği ve hazırlıksız yakalandığı bir olgudur.
2: Gülencilerin yayın organlarına bakıldığında; -her yazanı ve söyleyeni kastetmiyorum coğunluğu ‘propagandist’ üslubu ve donanımına sahip olsa da daha içerden konuşanlar var.-
Ekrem Dumanlı, Abdullah Aymaz, Ahmet Kurucan, Ali Bulaç v.s gibi yazarların kimi yazılarını okuduğunuzda, benim gibi birçoğunuzun aklından ‘yahu dönüp bunları kendinize söyleyin’ düşüncesi geçmiştir eminim.
Kullandıkları dil, müracaat ettikleri referanslar, bolca kullandıkları ayet ve hadisler, mühim şahsiyetlerin geçmişte söyledikleri, örnek getirdikleri kimi olaylar... Nerdeyse hiç itiraz edilemeyecek gerçekler ve mesajlar.
Öyleyse problem nedir? sorusu hayati önem kazanmakta bu durumda.
3: Tehlikeli ve yıkıcı olan ‘yalan’ içinde barındırdığı doğru oranınca etkili ve işlevseldir.
Harekete mensup sözcülerin söylemlerinin bir kısmında da bu görülmektedir. Mesela Ekrem Dumanlı’nın “tevhid akidesine sımsıkı bağlı insanlar hiç bir kul karşısında eğilip bükülmeden gerçekleri söylemekle mükelleftir” sözüne ne denebilir. Keza Abdullah Aymaz’ın “Bazen müminin rekabeti kafirin küfründen daha fazla zarar verir” ve Ali Bulaç’ın “Doğru yol kötüye alet edilemez. Mahiyetinde çirkin olan, dış yüzü ne kadar estetik olursa olsun çirkindir” sözlerine hangi insan bir şey söyleyebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nereden yola çıkıldığı değil nereye varılmak istendiğidir. Hedef nedir?
Amaç ne pahasına olursa olsun hedefe varmak şeklinde tezahür edince söylem içindeki bütün doğrular, takiyyenin, stratejinin, algı yönetiminin birer işlevsel malzemesi olup çıkmaktadır.
Aslında bu durumu Hz. Ali kısa ve net bir biçimde ortaya koymuştur.
Hz. Ali o günün ‘Hariciler’i ile uzun bir mülakattan sonra hem tartışmayı bitirmek, hem de tartışmanın hükmünü ortaya koymak için “Siz ‘hak söz’ ile batılı talep ediyorsunuz” demiştir.
Bugünün Gülencileri de aynı durumdadır ne yazık ki.
Söylemlerine bulabildiklerince ve becerebildikleri oranda –bu konuda epey ustalarının olduğunu kabul etmek gerekir- hak söz katarak batılı, yanlışı, yıkıcı ve yokedici olanı istemekte ve talep etmekteler.
“İnandırıcı bir inkar ediş” içindeler o kadar.

<p>Pençe-Şimşek operasyonunun icra edildiği Irak kuzeyindeki Metina'da tespit edilen 3 PKK'lı teröri

MSB: Metina'da tespit edilen 3 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı