• $8,6868
  • €10,358
  • 500.351
  • 1409.24
29 Mayıs 2014 Perşembe

Ali Bulaç demiş ki

“O yapmıyor, yıkıyor, olanı değil, olmayanı söylüyor. İnandırıcı bir inkar edişi var.” (Derviş ve Ölüm, Mehmet Selimoviç.)

1
Geçenlerde bir dostum Kuran’ın bir mesajını yorumlarken; “insan en çok, en çok bildiği konularda yanılır/avlanır” diyordu.
Bu bir anlamda masumane bir aldanış. Meselenin bir de bile/isteye yapılan vechesi var. Bile isteye yanlış yerde durmak. Başka birçok örnekte de görülebileceği gibi Mehmet Selimoviç’in muhteşem romanında da benzer bir durum vardır. Aklımda kaldığı kadarı ile Selimoviç’in kahramanlarından ikisi, tezlerine Kuran’dan referans getirerek tartışırlar. Bu tartışmayı okuyan ortalama Kuran kültürü ve bilgisi olan herkes görebilir ki, tartışmacıların ikisi de İslam dairesinin dışına düşmektedir.
Dinde, ideolojide, öğretide böyle örnekler bulmak her zaman mümkündür. Ancak bunu yapabilecek kişiler sıradan kişiler değildir. Başta mensup olduğu kampın (din, ideoloji, felsefe v.s.) , yetmez benzer yapıların ve anlayışları hakkında vasatın üstünde bilgi sahibidirler bu kişiler. Hatta ‘üstat’tırlar.

2
Ali Bulaç 15 Mayıs 2014 tarihinde Zaman’da bir yazı yazmış; ‘kimsesizler yine kimsesiz’.
Üstat, 20 yıl geriye bir seyahatle 1994 yerel seçim öncesine gitmiş ve oradan kimi isimler ve hatıralar aktararak bugünkü iktidara ve Tayyip Erdoğan’a eleştirilerine devam etmiş.
Görünen o ki Bulaç’ın birincil amacı iktidarı eleştirmek. Kullandığı her malzeme bu amaca hizmet ettiği ölçüde, hizmete taalluk yorumladığı takdirde bir kıymet ifade ediyor.
Öncelikle belirtmeliyim ki Ali Bulaç’ın asıl problemi, söz konusu yazıda zikrettiği Hüseyin Besli, Ömer Özbay, Ömer Dinçer’in o günden bugüne Erdoğan’ın yanında yer almaları, kendisinin ise bir türlü o daireye girememiş olmasıdır. Sakın hiç kimse bu ayrı ve aykırı yer alışın Ali Bulaç’ın baştan beri iradi bir duruşunun sonucu olduğunu söylemesin.
Başta yukarıda söylediğim isimler olmak üzere Ali Bulaç’ın bugünkü konumuna ve yerine nasıl geldiğini bilen, yaşayan birçok tanık vardır. Bunlardan birçoğu için Ali Bulaç hâlâ ‘üstat’ olduğundan dolayı konuşmamışsa, konuşmuyorsa bu suskunluk Ali Bulaç’ın söylediklerinin ve tahlillerinin doğruluğu anlamına gelmez.

3
Yazının ayrıntılarına girersek; Ali Bulaç diyor ki; “Biz bir ara kuşkuya düştüysek de Beyaz Türklerin üsttenci sözcüsü Zülfü Livaneli, bir televizyon programında R. Tayyip Erdoğan’a ‘Sen bırak ne yapacağını, şunu söyle bakalım: Atatürk’ü seviyor musun sevmiyor musun?’ Sualini bir soru hakimi edasıyla sorunca ‘Tamam’ dedik, ‘Tayyip seçimi aldı.’“
Ali Bulaç’ın bugün göremediği, daha doğrusu ‘inandırıcı bir inkar ediş’le sakladığı Beyaz Türklerin bugün de aynı tavırlarını sürdürüyor olmaları. Son birkaç yıldır Erdoğan’a karşı yürütülen kampanyalar aynı üsttenci bakışla ve aynı azmışlıkla yapılmıyor mu?
Beyaz Türkler cephesinde bir farklılık yok. Farklı olan bugün Ali Bulaç’ın farklı bir dalga üzerinde sörf yapması.
Gelelim Hüseyin Besli ve Ömer Özbay’ın durumuna.
Yakın şahitliğime dayanarak iddiayla söyleyebilirim ki Hüseyin Besli 1994 yılında ‘biz kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesiyiz’ derken hangi duygular içindeyse, nerede durup nereye gitmek istiyorsa, neyi dert edinip nereden umut devşiriyorsa bugün de aynı noktada aynı şeyleri dert edinip aynı motivasyonla umut devşirmeye devam etmektedir.
Ömer Özbay 1990’lı yıllarda “güneşe bir adım kala vurdular kardeşlerimi” diye ‘zulme ve adaletsizliğe karşı yiğitçe şiirler’ yazarken neye isyan etmiş neyi gözetmişse “Borsada ‘paralel gulyabaniler’ ararken” de aynı yerde durmaktadır. Bunları Türkiye’de en iyi bilen isimlerden birisi Ali Bulaç’tır ama “o olanı söylemiyor sadece olmayanı söylüyor.”
Bir başka mesele; Türkiye’de Fethullah Gülen hareketini, itikadi ve sosyolojik olarak en iyi bilen isimlerden birisi de Ali Bulaç’tır. Ama kaçınılmaz savrulma nedeniyle AK Parti-cemaat çatışmasında ‘Cemaat’ tarafında yakalandığı için bugün yaptığı, bulunduğu mevziyi savunmaktan başka bir şey değildir.
Karine olarak eski yazılarını hatırlatmaya gerek yok. Aksini düşünmek Ali Bulaç’ın zekâsına ve birikimine hakaret olur.

<p>Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci büyük rüzgar tüneli tesisinin yapımına başlandı</p>

Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci büyük rüzgar tüneli tesisinin yapımına başlandı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (18 Haziran 2021)

DSİ'nin yaptığı gölet hayvancılığı geliştirip köye dönüşü hızlandırdı

Tuz Gölü'ndeki flamingoların ilk kez yavruları görüntülendi