• $7,351
  • €8,9467
  • 438.424
  • 1536.11
11 Aralık 2020 Cuma

‘MUKADDİME'ce/4 İbn-i Haldun bir ‘seçkinci' mi?

1

Umran ilminin kurucusu, tarihçi, sosyolojinin öncülerinden, Marksistlerin ve liberallerin aynı anda kendilerine ait öncü kavramlar bulduğu, ‘artık değer’ kavramını o günden kullanarak belki de iktisat ilminin temellerini atan büyük alim, değerli bilim adamı İbn-i Haldun’un başeseri ‘Mukaddime’; hayatın farklı evrelerinde tekraren okumayı hak eden nadir kitaplardan birisidir.

Ancak bu, Mukaddime’nin muhteviyatında eksik, yanlış hiçbir şeyin olmayacağı anlamına gelmez. Nasıl ki; asırlarca sonra hâlâ ‘başyapıt’ muamelesi gören Mukaddime yazarının hayatında yer yer en azından onaylanamayacak unsurlar gördüğümüz gibi Mukaddime’de de kabul edemeyeceğimiz olgular ve çıkarsamalar bulunabilir.

2

İbn-i Haldun; bir önceki ‘Mukaddime’ce yazımızda konu edindiğimiz tarihi olayların imkansızlığı meselesini anlatırken Abbasi Sultanı Harun Reşit’e ait bir olayı da zikreder.

Olay kısaca şöyle zikredilir: Harun Reşit döneminde öteden beri Abbasi sarayında güçlü bir yere sahip olan Bermeki ailesine mensup Cafer başvezirlik makamına kadar yükselmiştir.

Cafer, Harun Reşit’in başveziri olmasının ötesinde çok sevdiği dostu, arkadaşı ve sırdaşıdır. Aynı zamanda Harun Reşit’in yine çok sevdiği bir kız kardeşi bulunmaktadır; adı: Abbase.

Sultan sık sık işaret meclisi kurdurmakla maruftur.

İster ki; çok sevdiği iki insan; yani başveziri ve kız kardeşi de aynı anda bu meclislere katılabilsin.

Bunun için bir çare bulur; halvet olmamak kaydıyla kız kardeşi ile başvezirini nikahlar.

Ancak; hayat önceden çizildiği gibi devam etmez. Abbese ile Cafer halvet olur.

Sultan bunu duyunca Bemeke ailesini toptan yok eder.

3

İbn-i Haldun yukarıdaki hikayeyi tafsilatlı bir şekilde naklettikten sonra, çeşitli yollardan, kurduğunu söylediği ilmin kıstas ve kurallarına dayanarak bu olayın imkansızlığını anlatır. Diğer şıklar bir tarafa İbn-i Haldun’a göre böyle bir şey olamayacağının bir nedeni de iki ailenin taşıdığı vasıflardır.

Gelin Süleyman Uludağ’ın çevirisiyle İbn-i Haldun’un bizzat kendisini dinleyelim:

“… Abbese bir halifenin kızı, diğer bir halifenin de kız kardeşi idi. Yani Abbese aziz bir mülk ve devlet, peygambere dayanan hilafet, Resul ile sohbet etme ve O’nun amcası olma, ayrıca dinin ve milletin önderliği, vahyin nuru ve meleklerin indikleri bir mahal gibi birtakım faziletlerle her taraftan kuşatılmıştı. Bedeviliğin saf dönemine ve dinin sadeliği zamanına yakın idi. Şayet namus ve iffet onda olmazsa başka kimde ve nerede aranacak? Veya onun ailesinde bulunmazsa dürüstlük ve temizlik nerede bulunur? Nasıl olur da Abbese, nesebini Cafer b. Yahya ile birleştirir? Ceddi, İran’dan ele geçirilerek köle edilen bir şahıs olan Acem azatlılarından bir azatlı kişi ile şerefini nasıl kirletir?”

Demem o ki;

Yukarıdaki satırlar bir ‘seçkincilik’ değil de nedir?

Şu var ki; benim buradaki kastım seçkinciliği, aristokrasiye; kimi kişilerin kimi kişilerden, kimi ailelerin kimi ailelerden, kimi kavimlerin kimi kavimlerden üstün oluşunu toptan mahkum etmek değildir.

Kuşkusuz bu husus her türlü tartışmanın ve araştırmanın konusudur.

Sadece görelim/bilelim istedim.   

<p>Kocaeli’nin Darıca ilçesinde, dükkanın önünde oturup döner ekmek yiyen Sebahattin Emek̵

Kocaeli'de içleri ısıtan görüntü: Koluna konup dönerine ortak oldu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Muğla'da tarım alanları su altında kaldı

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında