• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

‘MUKADDİME'ce/2 ‘BOŞ ZAMAN' TUZAĞI

1

‘Mukaddime’ce/1 başlıklı yazımızda, İbn-i Haldun’dan hareketle insan tekinin; adetler, huy, alışkanlık ve çevre şartlarının ürünü olduğunu söylemiştik.

Bu kez yine İbn-i Haldun’dan hareketle insanların birlikte yaşayarak meydana getirdiği toplumsal organizasyonların dinamiklerini anlamaya çalışacağız.

Genel olarak, yukarıdan bütüncül bir bakışla söylemek gerekirse toplum içinde insanların birbirleriyle ilişkilerini o toplumda cari olan üretim tarzlarının belirlediğini söyleyebiliriz.

İbn-i Haldun ‘üretim tarzları’nı daha çok ‘geçim yolları’ olarak tanımlar ve toplulukların bedevi ya da hadari hallerinin doğal ve değişmez olmadığını, geçim yollarının topluluklara bu vasıfları kazandırdığını söyler.

2

Son Amerikan seçimleri vesilesiyle insanlığın bir kez daha yoğun olarak tartıştığı ‘ulusalcılar’ ve ‘küreselciler’ tartışmasına yukarıdaki bilgilerin yol göstericiliğinde bakarsak bu tartışmaların yeni anlamlar kazandığını görmemiz mümkündür.

Ne diyordu İbn-i Haldun -mealen-, geçim yolları, yani üretim tarzı, üretim tarzına bağlı olarak tüketim tarzı toplulukların yapısını belirler.

Öyleyse ‘küreselci tehlike’nin altını bir kez daha çizmek gerekiyor.

Eğer insanlar, dijital teknolojinin sayesinde haberleşme imkanlarının azmanlaşmış bir şekilde artmasıyla tek tip üretime, tek tip tüketime, yani aynı tür yemek alışkanlıklarına, moda altında aynı tür giyim tarzlarına, sosyal medya marifetiyle aynı tür düşünme kalıplarına yönlendiriliyorsa;

Bunun sonunda her şeyleriyle aynileşmiş, hatta dili ve dini dahi tekleşmiş tek tip insana gidiş var demektir.

Azgınların, -her dine, her kadim inanışa göre- her daim emeli insanları tektipleştirmektir.

Çünkü o zaman insanlığı yönetmek hem organizasyon kurma açısından hem maliyet açısından daha kolay olacaktır.

Bu tehlikeye kapılma ihtimali ise her zaman okumuşlarda ve doymuşlarda daha fazladır.

3

İbn-i Haldun’a göre şehirleşmenin kaçınılmaz bir sonucu olan iş bölümü; başlangıçta insanların yaşamlarını kolaylaştırıp, kalitesini artırmaya vesile olsa da;

Gelişmeye bağlı olarak,

İş bölüm alanlarının daralması ve derinleşmesi bugün uzmanlık dediğimiz olguyu kaçınılmaz kılar.

Uzmanlık ise hem okumuş olmayı, hem de doymuş olmayı gerektirir.

Bu uzmanlar yaptıkları işin niteliğine, azlığına-çokluğuna vs. göre yüksek ücretler alarak toplumdan ayrışırlar.

Söz konusu ayrışma sonucu toplumda bir varlıklı kişiler sınıfı oluşur.

Bu kişiler; uzmanlıkları haricindeki ihtiyaçlarını/işlerini ücretleri karşılığı başkalarına gördürmeye başlarlar.

Böyle olunca onların herkesten daha çok boş vakitleri olur.

Tam burada Üstat der ki; -birebir alıntılamadığım için tırnak içine almadan- Boş zamana sahip olan zenginler, şehvet ve yeme içme gibi hayvani ihtiyaçlarına daha çok yöneleceklerdir. Bu durum ise ümranın ifsadına sebep olacaktır.

İşte küreselcilerin zamanın mottosu olarak tekrarladıkları haz, hız, tanınır/bilinir olma söyleminin yukarıda İbn-i Haldun’un söylediklerinin günümüzdeki karşılığından başka bir şey değildir…