• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

Ben de yazdım FETÖ ile ilişkimi…

1

Ümit Özdağ’ı sırf Suriyeli mültecilere karşı gösterdiği tavır nedeniyle kale alınmayacaklar torbasına attığım doğrudur.

Ama bu tasarruf onu yalancı da yapmaz.

Aslında ortaya koyduğu karinelere bakılırsa doğru söylediğine bile hükmedebiliriz.

Yani “İP İl Başkanı Buğra Kavuncu FETÖ’cüdür.” İddiası boş bir iddia değildir.

Alengirli işleri pek bilmem, anlamam da…

Mesela, bu vesileyle, hakkında çarşaf çarşaf yazılar yayınlanan Enver Altaylı’yı tanımam bilmem.

Telefon kayıtlarına göre ömrünün neredeyse tamamını birileriyle telefon görüşmesi yaparak geçiren;

Sağdan, soldan bir dolu adamla görüşen bu arkadaş;

Beni ömrümde bir kez olsun aramadı…

2

Ben de İsmail Kavuncu’yu yakından tanıdım.

Buğra Kavuncu’nun amcası olan İsmail Kavuncu.

İsmail gördüğüm ve tanıdığım en açık ve en istekli FETÖ’cülerden birisiydi ve senelerce Kazakistan’da iş yapmıştı.

Anlaşılan yeğen Buğra Kazakistan’a amcasının yanına gitmiş…

Ben asıl bu olup bitenlerin çağrışımlarıyla kendi yaşadıklarım üzerinden FETÖ’ye dair bir şeyler söylemek istemiştim.

3

Demem o ki;

Geriye dönüp baktığımda hayatımın hiçbir safhasında FETÖ’cülerle senli benli olmadığımı, birlikte yol yürümediğimi görüyorum.

Ancak hemen belirtmeliyim ki; söz konusu tavrım, öyle feraset gösterip, FETÖ’cülerin bugününü gördüğümden dolayı değil salt.

Asıl neden, belki de benzer yapılara ilkesel olarak uzak durmamdır.

Ancak; bu ilkesel duruşa rağmen; klasik nurcularla, Süleymancılarla, Hüseyin Hilmi Işıkçılarla, cerrahilerle vs. şu veya bu seviyede, şu veya bu nedenle ilişkiler yaşamış olmama rağmen bunlarla benzer birlikteliğim olmadı.

Belki de bu; benim uzak duruşumdan çok FETÖ’cülerin hiçbir zaman beni sevmeyişlerinden kaynaklandı.

Şöyle ki;

Hiçbir zaman beni FETÖ elebaşısı ile tanıştırmaya kalkışmadı kimse.

Kimse beni abant toplantılarına çağırmadı.

FETÖ’cülerin ne yurtiçi ne yurtdışı güya turistik seyahatlerine katılmadım hiçbir zaman.

Ama yine de kendimce yaşanmışlıklarım oldu tabiatıyla.

4

Yıl 1978 olsa gerek.

İktidarda MC Hükümeti var.

Erbakan Hoca hiç değilse kendi bakanlıklarında kalkınma hamlesi yürütmekte.

Bende o sıralar Sümerbank, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası’nda Eğitim Şefi olarak görev yapmaktayım.

Kalkınma Hamlesi kapsamında bizim fabrikaya da Anadolu’nun üç ilçesinde ayakkabı fabrikası kurma görevi veriliyor.

Bu çalışmaları Planlama Müdürü olan Muammer Kantarcı ve ekibi yürütüyor.

Yekta Korca’da Müessese Müdürü.

Konuyla ilgili bir toplantıda deniyor ki;

“Hadi biz fabrikayı kurduk, peki bu fabrikayı kim çalıştıracak?..”

Ve karar veriliyor; fabrikaların kuruluş çalışmaları devam ederken, bu çalışmalara paralel olarak, ileride fabrika ustaları, ustabaşıları olacak elemanı yetiştirmemiz lazım.

Bunun için kuruluşun yapılacağı yerlerde en az lise mezunu, yeterince genç eleman temin edilecek; Beykoz’daki fabrikaya getirilecek, yatılı kalacak bu gençlere iş öğretilecek…

Bu elemanları bulma ve yetiştirme görevini pozisyonum gereği ben üstlenmiştim.

Bir gün, Sarıkamış’ta kurulacak fabrika için eleman bulmak amacıyla, akşamüstü Kars’a vardım.

O gün şehir bir acayipti.

Caddelerde vitrinlerin camları kırılmış, ortalık darmadağın, insanlar telaşla bir yerlerden bir yerlere koşmaktaydı.

Yani o akşam Kars’a karmaşa, kasvet çökmüştü.

Ne olduğunu sorduğumda; solcuların Kars Kalesi’ne kızıl bayrak astığını bu nedenle kavga çıktığını ve kavganın bütün şehre yayıldığını söylemişlerdi.

(Daha sonraki anlatılandan anladığım kadarıyla o gün 1 Mayıs’tı, bazı iddialara göre hiçbir zaman bayrak çekme olayı gerçekleşmemişti, sırf provokasyon olsun diye kasten böyle bir şayia oluşturulmuştu)

Bir arabaya atlayıp beni şehrin en lüks oteline götürmesini söylediğimde, kendimi, mütevazı, hatırımda kaldığına göre üç katlı bir binanın önünde bulmuştum.

O binayı görünce hiç içeri girmeden başka bir araca atlayıp Kars Çimento Fabrikası’na gitmiştim.

Çünkü korkmuştum, tırsmıştım o nedenle şehirde kalmak istememiştim.

Şehrin dışında bir yerde kurulan Kars Çimento Fabrikası da Erbakan’ın Sanayi Hamlesi kapsamında yapılmış ve üretime başlamıştı.

Bu nedenle sosyal tesisleri de pırıl pırıl ve güven vericiydi.

O gece orada kaldım.

Kaldığım odada masanın üstünde Grundig marka makaralı bir teyp vardı.

Teyp fişe takılı olup içinde makaralı kasette mevcuttu.

Bana sadece oynat düğmesine basmak kalmıştı ve bir süre dinlemiştim banttaki sesi…

Belli ki bir din adamı konuşuyordu.

Bir iki dakikalık bir dinlemeden sonra kapatıp uyumuştum.

Çünkü teypte konuşan zevat ne üslup olarak ne de içerik bakımından benim tasvip edeceğim tarzda birisi değildi.

Sabahleyin, kahvaltıda, misafirperverlikleri için orada bulunan zevata teşekkür ettikten sonra, lafı teybe ve konuşan kişiye getirip; “kim o dangalak” deyivermiştim.

‘Dangalak’ dedim ama, söz ağzımdan çıkar çıkmaz pot kırdığımı anlamıştım, hava buz gibi olmuştu.

O teyp fabrikada çalışan bir mühendise aitmiş ve konuşan kişi de Fetullah Gülen imiş…

Anlaşılan o ki o ‘dangalak’ kelimesi ömrüm boyunca beni terk etmedi, bir gölge gibi benimle yürüyüp geldi.

5

Bir başka olay ise…

Ak Parti kurulmuş…

Büyük oğlum Ömer Faruk Ak Parti Üsküdar Gençlik Kolu Müteşebbis heyette yer almıştı.

Zamanla, kendisi gibi müteşebbis heyette yer alan bir genç kızla aralarında duygusal yaklaşım olmuş, ilişki iki ailenin tanışmasına kadar ilerlemişti.

O genç kız şimdi gelinim olan Leman’dı.

Leman o sıralar Bank Asya’da çalışıyordu.

Bir gün müdürü çağırır ve ona “Hüseyin Besli’yi tanıyor musun?” diye sorar.

O da durumu anlatır.

Tekrarlamakta fayda var: henüz evlilik gerçekleşmemiş, nişan takılmamış, resmi anlamda isteme, söz kesme falan da yapılmamış. Dedim ya sadece aileler tanışmış ve karşılıklı iyi niyet beyanları teati edilmiş.

Müdür devam eder. “Biz ilkesel olarak bir siyasinin yakınıyla çalışmak istemiyoruz. Lütfen muhasebeye uğrayın ve ilişiğinizi kesin…”

Bilmem anlatabildim mi? 

Hüseyin Besli Diğer Yazıları

Yemezler

30.10.2020

Portreler/1

11.10.2020