• $7,419
  • €9,0147
  • 446.075
  • 1569.35
04 Aralık 2020 Cuma

‘MUKADDİME'ce/3 İbn-i Haldun'un göremediği: Bilim kurgu

1

Malum;

Mukaddime’nin Birinci Kitabı’nın ilk cümlesi şöyledir:

“Malum olsun ki, tarihin hakikati, alemdeki ümrandan ibaret olan insan cemiyetinden haber vermektir.”

İbn-i Haldun’a göre; tarih sadece geçmiş toplumların ve devletlerin faaliyet ve ahvalini nakletmekten ibaret değildir. Sadece eskilerin söylediklerini aktarmakta tarih sayılmaz.

Üstad’ın bizzat kendi ifadesi ile; “İşte bu birinci kitabı (Mukaddime) yazmamızın gayesi de bu kıstası tespit etmektir.” dediği üzere tarihin ilim olması için bir takım kıstas ve kurallara tabi olması gerekir.

Bunlardan en önemlisi ise imkansızlık ilkesidir.

“Haberlerin tenkidinde, doğru olanın asılsız olanlardan ayıklanmasında en güzel ve en mevsuk usul budur. Bu usul ravilerin tadil ve sıhhatini araştırma konusundaki tenkit ve tetkikten önce gelir. Bir haberin ve rivayetin haddizatında mümkün veya imkansız olduğunu bilmeden ravilerin tadiline ve sıhhatli oluşlarına müracaat edilmez…”

(Mukaddime, S. 202, Süleyman Uludağ çevirisi)

Üstat; kuralı böylece vazettikten sonra kendinden önceki tarih kitaplarını hallaç pamuğu gibi atar, lime lime eder ve itibar edilir veya edilmez diye tasnife tabi tutar. Bu işlemi de kimi tarih kitaplarından örnekler vererek yapar.

Bu örneklerden bir iki tanesine baktığımızda;

Bir: Mesudi’nin, Hz. Musa’nın Tih Çölü’nde 600.000 asker topladığına dair haberi.

İbn-i Haldun’a göre adı geçen yerde bırakın savaşmayı 600.000 kişi yan yana bile duramaz. Kaldı ki başka tarih kayıtlarına göre Hz. Musa devrinde Yahudilerin toplam nüfusu dahi 600.000 değildi.

İki: Bekri’nin naklettiği Zatü-l Ebvab isimli şehir. Bekri’nin naklettiğine göre bu şehir otuz konak uzunluktaki bir alanı kaplıyormuş, on binlerce kapısı varmış…

İbn-i Haldun’a göre böyle bir şehirde barınma, korunma, sığınma ve savunma mümkün değildir, öyleyse böyle bir şehir olamaz.

Üç: Yine Mesudi’den, o demiştir ki; “Sicilmasa sahrasında bütün binaları bakırdan olan bir şehir vardı.”

İbn-i Haldun bunun içinde der ki; daha sonra atlılar ve kılavuzlar Sicilmasa sahrasını didik didik aramışlar ve böyle bir şehir bulamamışlardır. Kaldı ki, bakırdan ev yapılmaz. Görüldüğü gibi her üç örnekte de İbn-i Haldun’un kıstası anlatılan olayların ve olguların (o günkü şartlar muvacenesinde) imkansız oluşudur.

2

Bugünkü insan zihninde önemli yer işgal eden kavramlardan bir tanesi de ‘bilim kurgu’dur. Sinemada en yüksek gişe hasılatı yapan filmler arasında ‘bilim kurgu’ türü oldukça fazla yer işgal eder.

Yani insanlık için her zaman ‘gelecek’ hep gizemli ve önemli olmuştur.

Öyle ki insanlık bilgi biriktirmeyi de, bilgisini sanata ve zanaata dönüştürmeyi de, bilgiyi tasnif etmeyi de, alet kullanmayı da hep daha iyi bir gelecek için icra etmiştir.

İşte bu gelecek icralarının bir bütünsellik ve sistem olarak anlatımına bilim kurgu diyebiliriz.

Bu durumda sormak gerek;

İbn-i Haldun, kendisi, ‘insan çevrenin ürünüdür’ demişken, sürekli değişimin varlığına inanmış ve bunun üzerine yeni teoriler geliştirmiş, bilim kurmuşken, kültürlerin, inançların dahi zamana ve mekana bağlı olarak değişebileceğini düşünmüşken; ‘Bilim kurgu’ gerçeğinin farkına varmaması şayanı dikkattir.

Ne malum George Orwell’in, Aldous Huxley’in Mesudi’yi okumadığı.

Yani; eski tarihçilerin anlattığı/naklettiği bir takım olaylar ve olgular niçin bugünkü anlamıyla bilim kurgu olmasın.

Demek ki birileri hayal etmiş; bir gün bir kralın/komutanın 600.000 asker toplayabileceğinin mümkün olabileceğini düşünmüş.

Ya da bakırdan, altından, yakuttan, mermerden, camdan binalar yapılabileceğini vazetmiş.

Bu o kadar anlaşılır bir şey ki…  

<p>ATV'nin reyting rekorları kıran başrolünde Burak Özçivit'in rol aldığı Kuruluş Osman dizisi Türk

Ahmet Yenilmez 'Kuruluş Osman'ı' anlattı: Demirci Davut'un sahnelerine dikkat edin!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bakan Kasapoğlu, Samsun'da kano durgunsu parkuru inşaatında inceleme yaptı

Sağlık Bakanlığı koronavirüs aşısı için 10 kuralı belirledi! İşte o detaylar...