• $13,4584
  • €15,3333
  • 770.654
  • 1857.4
5 Nisan 2018 Perşembe

Maturidi dersleri/22 Özgürlük yeter mi?

1

En son söylenecek olanı baştan söyleyeyim;

18-20 yaşlarında ‘yürüyen İslam’ olarak nitelenebilecek başörtüsü takmış bir genç kızımızı ‘deist’ olarak tanımlamak, başta o genç kızımıza karşı bir insafsızlık, haksızlık olacağı gibi, başörtüsüne saygısızlıktır, insan tabiatını anlama konusunda hoyratlıktır, böyle cümleler kurmak en hafif tabiriyle özensizlik ve dikkatsizliktir.

Hiçbir kimse için (casus ve kripto eleman değilse) sırf ‘trend’ ve ‘moda’ diye Müslümancılık ve/veya dindarlık oynuyor tespitinde bulunmak bilimsel bir yaklaşım olmadığı gibi, bütünüyle tabiat yasalarına ve sosyal yasalara aykırıdır.

Bahusus ‘ahlaki’ olanla/olmakla yakından ilgilidir.

2

İmam Maturidi’ye göre ahlak bir özgürlük sorunudur.

İnsan, Tanrı karşısında bir özgürlük alanına sahip olmalı ki, o alanı nasıl kullandığı üzerine biz ancak ahlaktan bahsedebiliriz. ‘İyi’nin yanında mı durdu, ‘kötü’lerle mi beraber oldu? ‘İyi’ye bencilce yapıştı mı, yoksa toplumsal bir değer olması konusunda çaba mı gösterdi? Salt kendini kötülükten beri tutmakla mı yetindi, yoksa toplumu ifsat etmesini engelleyecek fedakarlıkları göze alabildi mi?

Tersinden bakarsak; özgürlüğü olmayan ferdin, davranışlarına ‘iyi’ veya ‘kötü’ diye bakamayız. Eğer ferde özgürlük alanı bırakılmamışsa yani her şey Tanrı’nın kurgulamasıyla olup bitiyorsa o zaman ‘iyi’likte ‘kötü’lükte Tanrı’ya ait olur ki; Allah bundan münezzehtir, Allah kötülüğü murat etmez…

3

Öyleyse bütün mesele ‘özgürlüğün’ ne olduğuyla ilgilidir.

Biz meselenin geniş tartışmasını akademisyenlere bırakarak şu kadarını söyleyelim ki; özgürlük başıbozukluk, kural tanımamazlık, bir ilkeye ve ilk’e bağlı olmamazlık değildir. Özgürlük her şeyden önce bir sorumluluktur.

Düşünsenize, özgür olmasaydık iyi ve kötü karşısında bir seçme mecburiyetimiz ve sorumluluğumuz olmayacaktı.

Oysa özgürlük marifetiyle seçimlerimiz ve tercihlerimiz bizim dünyamızı ve ahiretimizi belirleyecek olup, herhalde bundan daha büyük ve daha ağır bir sorumluluk olamaz.

4

60’lı, 70’li, 80’li hatta 90’lı yıllarda gençliğini yaşayan, şimdilerde ana-baba olan Müslümanların temel handikabı;

Kendilerinin yaşadığı yoksulluğu ve yoksunluğu çocuklarına yaşatmamaktır.

Bu, düz bir bakışla, çok insani ne ahlaki bir davranıştır. Bu nedenle söz konusu anne-babalar kendi yaşadıkları kısıtlamaları çocukları görmesin diye onları görece özgür bırakmayı tercih ederler, isterler. Kendi gençliklerini kasıp kavuran yoksulluk ve yoksunluk çocuklarından uzak kalsın diye ellerinden geldiğince çocuklarının bütün ihtiyaçlarını ve taleplerini yerine getirmeye çalışırlar.

Doğru da; hayatında hiçbir kısıtlılık yaşamamış birisi özgürlüğünün değerini anlamaz ki… Hiç emek harcamadan, tabiri caiz ise, hiç burnu sürtülmeden ihtiyaçları karşılanan kişi sahip olduklarının değerini ve kıymetini bilmez ki…

Ayrıca ve en önemlisi; var oluşunun bir anne-babaya ait oluşla mümkün olduğunu kavramamış çocuklar kimseye müdana etmez, dolayısıyla soru mluluk nedir bilmez, bilemez ki…

Öyleyse öncelikle her anne-babaya düşen çocuklarını bir şekilde yokluğun, yoksunluğun, kısıtlılığın varlığını göstermek ve yaşatmaktır… Nasıl olacaksa…

Her anne-baba çocuklarına var oluşlarının kendileriyle mümkün olduğunu bir şekilde anlatmalı, hissettirmelidir.

(Bu hususta şimdilik söyleyeceğim şey; özellikle bebeklik evresinde çocuklar ebeveynleri, özellikle anneleri tarafından yetiştirilmelidir. Bakıcılara teslim edilmesi ve erken yaşta kreşlere gönderilmesi çocuklar için iyilik değil, zarardır.)

5

Yeniden başa dönersek;

18-20 yaşlarında bir gencin kimi sorularından ve kurduğu cümlelerden yola çıkarak onları İslam dışı birtakım kavramlarla tanımlamaya kalkmak;

Kendi gençliğimizi unutmuş olmakla ve gençlerin dünyasını kale almamakla ilgili bir şeydir.

Hangimiz gençliğimizde benzer sorular sormadık, benzer cümleler kurmadık ki;

Kaldı ki; o gençlerin çoğu sorduğu soruların ve kurduğu cümlelerin cımbızlamaya tabi tutulduğunda İslam dışı birtakım vasıflandırmalara neden olacağının farkında da değillerdir henüz.

Kötülüğün alabildiğine örgütlü bir biçimde insanlığı ifsat etmek için saldırdığı bir dönemde kendilerini Müslüman olarak tanımlayan gençleri, onların kimi soruları/sözleri/davranışları nedeniyle başka iklimlere savrulmasına neden olacak tanımlamalardan kaçınmak her birimizin omuzunda ahlaki ve İslami bir görev olarak durduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı