• $7,4234
  • €9,0356
  • 439.755
  • 1528.21
23 Ağustos 2011 Salı

O'nu küçümsemeye kalkanlar kendi zindanında boğuldu

İnsanlık tarihi, hemen her dönemde 'yeni' olan her şeye karşı çıkıldığını gösterir. Hz. Muhammed de tüm güçlüklere rağmen İslam'ın kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmasını sağladı

Hz. Muhammed akıl ve özgürlük peygamberidir. İnsanlara, öncelikle, aklı etkin kullanma ve ahlaklı olma yolunda örnek olmaya, onları vahiyle uyarmaya çalışmıştır. Peygamberliğin esası,  Allah'tan geleni tebliğ etmek ve onunla insanları uyarmaktır. Kur'an'da pek çok yerde, Hz. Muhammed'in müjdeci ve uyarıcı olarak gönderildiği belirtilmektedir (6/19, 48). Kur'an, insanlara doğru yolu göstermek için gelmiştir: 'Hiç şüphe yok ki Biz sana bu Kitabı insanlara hak ve hakikatleri göstermek için indirdik. Kim doğru yolu seçerse, onu kendisi için seçmiş olur. Kim de doğru yoldan saparsa kendisine zarar vermiş olur. Bil ki sen onların vekili değilsin.' (39/41) 

ÇOK YÖNLÜ GÜVEN DUYGUSU
Allah, 'vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi kuluna vahyetmiştir' (53/10). Hz. Muhammed'in kalbi / aklı (fuad) da 'gördüğünü'/ kendisine geleni yalanlamamıştır (53/11).
Vahiy tecrübesi, hiç kuşkusuz çok özgün ve çok özel bir tecrübedir. Bu süreçte Hz. Muhammed'in kendisine gelen ilahi mesajın kaynağı ve içeriği açısından tam bir güven duygusu içinde / mutmain olması son derece önemli bir husustur. Bu üst seviyedeki güvenin, Allah'tan insana dönen imanın kuşatıcı berraklığından, kesinlik algısından daha ileri bir boyutu olmalıdır. Bunun için de, gelen vahyin doğru anlaşılması, özümsenmesi ve herhangi bir şüphe, itiraz, endişe kırıntısı taşımaması gerekir. Necm suresinde dikkat çekilen, onun Allah'tan geldiğini bildirerek tebliğ ettiği her şeyin vahiy olması (53/4) ve kendisine bildirileni kalbinin/aklanın yalanlamaması (53/11), onun peygamberlik görevi ve vahiy konusundaki çok yönlü güven duygusuna işaret etmektedir.

YENİ OLANA KARŞI ÇIKIŞ
Hz. Muhammed, peygamberlik görevini yerine getirirken, onca nezaketine, titizliğine, insanlarla 'en güzel ve inandırıcı yöntemlerle' tartışmasına (16/125) rağmen pek çok güçlüklerle de karşılaşmıştır. Somut örnekler ortadadır: Doğup, büyüdüğü yurdunu, Mekke'yi terk etmek zorunda kalmıştır. İnsanları uyarmak için gittiği Taif'te, birtakım kendini bilmezlerin saldırısına uğramış, ayakları kan revan içinde kalmıştır. Bütün bunlara rağmen, Hz. Muhammed yılmamış, sabırla görevini yetire getirmeye çalışmıştır. Bu zorlu süreçte, Kur'an'a yansıyan bir gerçek çok dikkat çekicidir. Onu anlamakta zorlanan, anlamak istemeyen bazı kimseler, onunla dalga geçmeyi, onu alaya almayı marifet sanmışlardır. Buradan çıkarılabilecek ilginç dersler vardır. 
İnsanlık tarihi, hemen her dönemde yeni fikirlere, yeni görüş ve düşüncelere kuşkuyla yaklaşıldığını; kimilerinin anlamadığından, kimilerinin kıskançlıktan, kimilerinin de çıkarları zarar göreceği için 'yeni' olan her şeye karşı çıktıklarını göstermektedir. 'Alay etmek', 'küçümsemek' karşı çıkanların en önemli silahlarından birisidir. Nitekim Yüce Allah, diğer peygamberlerin de alaya alındıklarını hatırlatarak Hz. Muhammed'i teselli etmek ister gibidir: 'Ey Muhammed! And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik. Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı'.
(15/10-11). Peygamberleri alaya almak, inkara şartlanmış olanların tavrıdır. Allah, hakkın hakikatin açıkça anlaşılması için peygamberleri kendi kavimlerinin diliyle göndermiştir: 'Biz her elçiyi, mutlaka kendi halkının diliyle (vahyedilmiş bir mesajla) gönderdik ki, (hakkı) onlara açık ve dolaysız bir biçimde ulaştırabilsin; artık bundan sonra Allah sapmayı dileyeni sapıklık içinde bırakır, (doğru yolu tutmayı) dileyeni de doğru yola yöneltir; çünkü doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibi O'dur' (14/4).

OLUŞTURULAN BİRİKİME İHTİYAÇ VAR
İnsanın kendisini, olay ve olguları doğru anlayabilmesi için, kendi tecrübesine ve daha önce yaşamış olan insanların oluşturdukları birikime ihtiyacı vardır. Belki de, 'tarih bilinci'ni, geçmişin ve insanların tecrübelerinin, eylemlerinin, düşüncelerinin ürünü olan birikimin farkında olmak ve ondan en iyi şekilde yararlanmayı bilmek şeklinde açıklamak da mümkündür. Nitekim, insanların 'her yeni uyarı'yı hafife almaları/dalga geçmeleri genel bir tutum olarak tespit edilirken (21/2), daha önceki peygamberlerin karşılaştıkları durum hatırlatılarak Hz. Muhammed'e bir anlamda moral destek sağlanmakta; daha önceki vahiy geleneğinden istifade edilmesi önerilmektedir(21/7).
 Daha önce gönderilen peygamberler gibi alaya alınan (6/10), bu durumdan hiç hoşlanmayan Hz. Muhammed,  Allah'ın kendisine mucize vermesini ister. Ancak, cevap hiç de olumlu değildir: 'Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlanmalarına ve sıkıştırılmaya katlandılar. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur; and olsun ki peygamberlerin haberi sana da geldi. Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamaya yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı. Sakın bilmeyenlerden olma!' (6/ 34-35).
Enbiya suresi, toplumu değiştirme-dönüştürme konusunda, ya da Kur'ani ifadeyle 'uyarma' konusunda görev üstlenmek durumunda olan insanlara önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır: 'And olsun ki ey Muhammed! Senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmiştir'(21/41). Burada, topluma 'yeni bir şey' söyleyecek olan herkesi bekleyen 'alay edilme' durumuna, hemen bütün peygamberlerin maruz kaldıklarına dikkat çekilmektedir. Aslında gündelik hayatta da benzeri durumlarla sık karşılaşmaktayız. İnsanlar, çoğu zaman sizin haklı olduğunuzu, ancak gerçeği kabullenmenin kendi çıkarlarına zarar vereceğini fark ettikleri anda 'alay' silahına başvurmaktadırlar. Alayın, istihzanın her türlüsünde aczin itirafı ile ilgili ipuçlarını bulmak her zaman imkan dahilindedir. Hakikatin apaçık olduğu anlarda, teslimiyetin önündeki en son ve en güçlü direnç noktası olarak ortaya çıkan alay, tıpkı bir bumerang gibi, döner, dolaşır alay edeni vurur.

KIYAMETE KADAR AYDINLATTI
Hz. Muhammed, bütün olumsuz koşullara rağmen, başarıya ulaşmış; İslam'ın kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmasını sağlamıştır. O, ahlakıyla, ilkeleriyle, sabrıyla, azmiyle, her şeyiyle 'örnek' bir kimsedir. Öncü olmak, ilkeli olmayı gerektirir. İlke, bilgi, belge ve güven anlamına gelir. Hz. Muhammed, hep bir 'belge'ye dayanmıştır. (6/57). Kur'an, Allah katından 'belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir'. (6/ 157) Onu küçümsemeye, onunla alay etmeye kalkışanlar da, kendi çaresizliklerinin zindanında boğulup kalmışlardır.

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı

Malatya'da depremin izleri devletin yardım eliyle siliniyor