• $7,3773
  • €8,9702
  • 442.01
  • 1552.52
20 Ağustos 2011 Cumartesi

500 senelik çam ağacının anlattıkları

Ulu çınarlardan söz edildiğini çok duydum. Ancak ilk defa ulu bir çam ağacını yakından görüyorum. Yorgun dalları, rakım hayli yüksek olduğu için tesiri kaybolmuş güneşin altında, sessizce rüzgarın sesini dinlemek isteyenlere hem siper, hem de gölge oluyor. Ulu Çam, rüzgarın esintisini hissettiği anda, anne sesini/ ninniyi çağrıştıran bir ezgi, insanın genzini yakan kekik kokuları ile ruhun derinliklerine işlemeye başlıyor. Bir tek ulu ağaç, insana insanlığını hatırlatmaya yetiyor, eğer sesini duyabilirsen...
Ulu çam, İldivan Dağı'nın en yüksek yerinde, asırlara meydan okuyarak, tek başına ayakta durmayı başarmış. Muhtemelen ondan esinlenerek, onun yalnızlığını hiç hesaba katmaksızın etrafa küçük çam fideleri dikilmiş. Bu durum, Ulu Çam'ın zamanında tek olmadığını akla getiriyor. Ancak, Ulu Çam'ın nasıl direnebildiği, ayakta kalmayı nasıl başarabildiği ile ilgili farklı bir hikayenin olması gerektiğini düşünmeden edemiyor insan.
ADAM GİBİ ADAMLARIN YAŞADIĞI YERLER
Ulu Çam, söylencelere dikkat çekiyor önce. Eldivan'da ve civar köylerde, Horasan Erenlerinden adı pek telaffuz edilmeyen, 'en büyük' olduğu söylenilen ermiş kişinin orada yattığına inanılır. Hacı Bektaş Veli'nin menkıbelerinin anlatıldığı Velayetname'de zikredilen 'darı çecinin üstünde namaz kılma' meselenin tam da burada geçtiği, 'Büyük Dede'nin bir tek darı tanesini bile yerinden kımıldatmadan, darı çecinin üzerinde namaz kıldığı için orada yatmayı hak ettiği söylenir. Mart Köyü'nde Seyyid Hacı Ali Türabi yatar. Seydi Köyü'nde Seyyid Hacı Muradı Veli, Kastomonu'da Şeyh Şaban Veli... İlginçtir; Hacı Murad Veli ile Hacı Ali Türabi akrabadır. Birine Aleviler sahip çıkar, birine Sünniler... Ulu Çam, muhtemelen kendinden önceki 'Ulu Çam'lardan işittiklerini hatırlıyor, 'Dede' geleneğinin ta Orta Asya'ya uzanan köklerini görüyor ve diyor ki: 'Alevilik, Sünnilik insanların kafasında. Bunlar sonradan çıkmış şeyler... Burası, Anadolu'nun tapusu olan adam gibi adamların yaşadığı yerler...'
Belki de tekkeye, türbeye pek sıcak bakmadığım için, uzaktan defalarca gördüğüm halde, Ulu Çam'ın yanına gitmek aklıma gelmedi. Yanına varınca, söylediklerini duyma imkanı buldum. Mitolojiyi yeniden düşündüm. Mitolojinin her zaman diliminde, insanlar tarafından yeniden üretildiğini anladım. Mitolojinin, gelecek nesillere ulaştırılması istenilen mesajları saklayan bir zırh olduğunu fark ettim. Her mitoloji, mutlaka içinde birtakım hakikat pırıltılarını, hakikat kırıntılarını barındırır. Muhtemelen 'türbe' algısı, hoyrat ellerin ona uzanmasını engelledi. Belki de, eli baltalı, baltasının sapı da çamdan olan insan bozuntuları, korkularından bu çama dokunamadılar. Ulu Çam da, asırlara meydan okuyarak, geçmişten geleceğe uzanan dallarını, hoyratları delirtmek istercesine toprağa düşürmedi.
BİRİLERİNİN ONU DİNLEYECEĞİNİ UMDU
Birden at kişnemeleri ile dolar gibi oldu yayla. Bin sene öncesinden geliyordu sesler. Çankırı Kalesi'nde yatan Alparslan'ın ünlü komutanların Karatekin Bey'in öncü kuvvetleriydi bunlar. Belki de, yerleşmek için yer beğeniyorlardı. Dümelli, Kayı, Hacıbey, Gölez, Hisarcık/ Asarcık, Mudun, Genek, Gedene bin sene öncesinden süzülüp gelen isimlerdi; etkili yetkililer beğenmediler. Dümeli, Eldivan oldu; Mudun, Sarıtarla. Diğer köy adları da elma, armut gibi isimlerle değiştirildi. Ulu Çam, kendi köklerini yok eden Türkmenleri gördükçe, hayata daha sıkı sarılıyordu. Bir gün, birilerinin onu dinleyeceğini umut ediyordu. Umut fakirin ekmeğidir derler ya...
Söylenilenlere göre, İldivan yaylalarında illerin divanı toplanırmış. Büyük panayırlar kurulurmuş. 'Pazar Duran' adı buna işaret ediyor olmalı. Güreşler olurmuş. Bu yüzden 'Erdivanı' diyenler de var.
Ulu Çam'ın gölgesinde, onun fısıltılarını dinlemeye, anlamaya çalışırken, 30-40 metre aşağıda kendi başına, 'Çoban Çeşmesi' gibi çağlayıp duran çok sayıda pınar dikkatimi çekti. Kekiklerle, kevenlerle, korkudan başını fazla kaldıramamış ardıçlarla birlikte, pınarlar da, Ulu Çam'a, insanoğlunun vefasızlığına karşın, yalnız olmadığını hatırlatmak için elinden geleni yapıyordu. Ulu Çam'ın köklerinin o pınarlara, daha da ötesi yerin merkezini geçip dünyanın öte yanındaki okyanuslara uzanabileceğini düşündüm. Toprağa kök salmak böyle bir şey olmalı. Kökleriniz ne kadar derinde ise, o kadar sağlam olursunuz. Kendi köklerinizi kurutmaya başladığınız zaman, yok olmanız için harici düşmana gerek kalmaz. İnsanoğlu, Allah'a inanıyorsa,  Allah'ın rahmetine kök salarak oradan beslenmeye başlayabilir. Ancak, kendi köklerini kesen insanın, Allah'ın rahmet deryasına kök salmasını beklemek, pek de akıllıca olmaz.
KENDİ KÖKLERİNİ KURUTAN İNSAN
Ulu Çam'ın her bir sözü altın değerindeydi. Kur'an'ın muhteşem bir metaforu geldi aklıma: 'Allah'ın, güzel-doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musunuz? Kökü sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel-diri bir ağaç gibidir o; Rabbinin izniyle her mevsim meyvesini verip durur. Allah insanlara (işte böyle) misaller veriyor ki, (değişmeyen gerçeği) düşünüp kendilerine ders çıkartsınlar'. (14/24-25). 'Ve çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer'. (14/26). Acaba Ulu Çam'ın meyvesi olsaydı, bu kadar yaşamasına fırsat verir miydi insanoğlu? Kendi bindiği dalı kesen, kendi köklerini kurutan insan, üşüdüğü zaman, ağacın güzel meyvelerini hatırlar mı?
Ulu Çam, meyvesi olmasa da, kökleri derinde, sapasağlam, dalları göğe doğru uzanmış güzel, diri bir ağaç. Asırlara şahitlik etmiş. Rüzgara, kara, fırtınaya direnmiş. İnsanoğlunun hışmından ise, 'dede'/ 'türbe' sayesinde kurtulmuş. Demek ki,   insanoğlu kendisini insan yapan değerleri yitirdiği ölçüde, korkunun diline mahkum oluyor. Sevginin dili etkin olsaydı, şimdi, tarihe şahitlik edecek binlerce Ulu Çam olurdu.

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İzmir'de depremin ardından acil yıkılan 71 binada inşaat çalışmaları başladı

Binlerce su maymunu taşkın nedeniyle Edirne'ye geldi