• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
22 Ağustos 2011 Pazartesi

Hz. Muhammed vahiy alan bir beşer

Kur'an, Hz. Muhammed'in 'yüksek/ yüce bir ahlaka' sahip olduğunu belirtir ve onun, 'en güzel örnek' (33/21) olduğuna dikkat çeker. Aslında bu iki husus, Hz. Muhammed'i doğru anlamanın anahtarı gibidir. Hz. Muhammed, 'ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim' buyurur. Onu örnek almak, onun ahlakı ile yani 'Kur'an ahlakı' ile ahlaklanmak demektir.
Bütün Müslümanlar Hz. Muhammed'i çok severler. Onun adı geçtiğinde ona dua okurlar. Onun gibi olmak, onun sünnetine uymak isterler. Onun sözlerine özel bir önem verirler. Yunus'un 'Arayı arayı bulsam izini, / İzinin tozuna sürsem yüzümü. / Hak nasip eylese görsem yüzünü, / Ya Muhammed! Canım arzular seni!' dizeleri, bütün Müslümanların gönül pınarlarından akıp gelen samimi duyguları yansıtır. Duygular elbette önemlidir. Peygamber sevgisinin insanı arıtan bir boyutu vardır. Ancak, doğru bilgiden yoksun bir sevgi, Hz. Peygamber'in 'örnek' alınmasını zorlaştırır. 
Hz. Muhammed, doğmadan önce babasını, küçük yaşlarda annesini kaybetmiş; 40 yaşlarında peygamberlikle görevlendirilmiştir. Hz. Muhammed, ilk vahyi aldığı ana kadar, peygamber olacağını bilmiyordu. Onu diğer insanlardan ayıran tek özellik Allah katından vahiy alıyor olmasıdır. Onun bu konuda yanılması, hata yapması mümkün değildir.
Hz. Muhammed'i, bir peygamber olarak ayrıcalıklı kılan, onun beşeri yönünün apaçık ortada olmasıdır. Onun melek olması gerektiğini iddia edenlere (6/ 8, 9) yönelik şöyle bir cevap vardır Kur'an'da: 'Ey Peygamber! Senden önce kendilerine vahyedip gönderdiğimiz peygamberler de insanlardan idiÖ Biz onları da yemeye-içmeye ihtiyaç duymayan bir nitelikte yaratmamıştık; onlar ölümsüz de değillerdi' (21/7-8).
Çok ilginçtir; İslam'ın geldiği dönemde, putperestler, Hz. Muhammed'in 'normal bir insan' olmasını eleştirmişlerdir. Bu tür eleştirilere karşılık, Yüce Allah Hz. Muhammed'in şöyle cevap vermesini ister: 'Ey Peygamber ! De ki: Ben size, Allah'ın hazinelerine sahibim, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; bir melek olduğumu da iddia etmiyorum. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. De ki: Hiç görmeyen ile gören/ körü körüne iş yapan ile vahye tabi olan bir olur mu? Siz hiç düşünmüyor musunuz?' (6/50). Bugün ise, Müslümanlar Hz. Muhammed'in 'vahiy alan bir beşer' olduğu gerçeğini ısrarla görmezlikten gelmektedirler. Kur'an, Hz. Muhammed'in 'vahiy alan bir beşer' olduğunu muhtelif vesilelerle dile getirir. Kehf suresinin 110. ayeti şöyledir: 'De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Benim sizden farkım, Tanrınızın tek bir Tanrı olduğu gerçeğinin bana vahyedilmiş olmasıdır. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa, Rabbine yaptığı ibadette kimseyi O'na ortak koşmasın, iyi ve yararlı işler yapsın.' (18/110)

KARŞILIK BEKLEMEDİ
Hz. Muhammed'in yaşadığı zaman diliminde, onun 'içlerinden/ kendi aralarından çıkan bir beşer' olmasını anlamakta güçlük çeken putperestler, ona, 'açıkça görülebilecek/ somut bir mucize' verilmesini isterler (6/37, 20/133, 21/5). İnsanların, kendisini anlamamakta direnç göstermesi, mucize talepleri Hz. Muhammed'i rahatsız eder (6/35). Oysa, Hz. Muhammed'e verilen 'asıl büyük mucize Kur'an'dır' (20/ 133). 'Andolsun ki ey İnsanlar! Size de, kendisine uymakla şeref kazanacağınız bir kitap gönderdik. Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?' (21/ 10)
Hz. Peygamber'in sadece  Allah'tan almış olduğu vahyi tebliğ ederek insanları uyarmaya çalışması, bu işi onlardan hiçbir karşılık beklemeksizin yapması, hem onun peygamberliğinin bir kanıtıdır hem de insanların alışa gelmiş oldukları düşünce sistemlerini bozan bir yaklaşım biçimidir. Yüce Allah Hz. Muhammed'in şöyle demesini istemektedir: 'De ki: ' Biliyorsunuz ki, yaptığım bu işe karşılık ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı Allah verecektir. Çünkü O her şeyi görmekte, bilmektedir' (34/47). Aslında Hz.

TEK İSTEĞİ GERÇEK
Peygamber'in istediği tek şey insanların gerçekleri görmesini sağlamaktır: 'Ey Peygamber! Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen de ki: 'Ben sizden yaptığım bu işe karşılık herhangi bir ücret istemiyorum. Sizden tek istediğim, dileyen kimsenin Rabbine giden yola girmesidir'' (25/56-57).
Hz. Muhammed, insanları 'hikmetle, güzel öğütle' (16/125), Allah'a, davet etmiş; insanların dünyalarını aydınlatabilmek için her yolu denemiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 'Ey Peygamber! Biz seni bütün insanlara sevgi, şefkat ve merhamet kaynağı olarak gönderdik. Sen insanlara şunu söyle: Bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyedildi. Hala O'na teslim/ Müslüman olmayacak mısınız?' (21/107-108); 'Ey Muhammed! De ki: 'Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim'. (7/188)

İNSANLIĞIN KADERİ
Hz. Muhammed, hiç kuşkusuz insanlık tarihinde derin izler bırakan, hatta insanlığın kaderini değiştiren büyük 'öncü'lerden birisi, belki de en önde gelenidir. Hiçbir insan, onun kadar sevilmemiştir. Hiçbir insan, onun kadar övülmemiştir. Ancak, böylesine sevilmesine rağmen, hiçbir insan da onun kadar haksızlığa uğramış değildir. Evet, Hz. Muhammed'e yapılabilecek en büyük haksızlık, en büyük saygısızlık, 'sevgi' ve 'saygı' adına, onu insanın anlama menzilinin dışına taşımaktır. Onun, 'insan' olduğuna yönelik her türlü vurgunun, hiç çekinmeden 'saygısızlık' olarak nitelendirilmesi, hem Kur'an'a, hem de Hz. Muhammed'in sünnetine aykırıdır. Hz. Muhammed'i doğru anlamak için gerekli çerçeveyi bize Kur'an vermektedir: O, vahiy alan bir beşerdir.

www.hasanonat.net

<p>HDP Esenyurt ilçe binasında asılı, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın afiş ve posterleri

HDP binasına baskın

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor