• $8,4121
  • €9,9883
  • 489.609
  • 1408.81
15 Ağustos 2013 Perşembe

Bu yazıya “gündemle alakasız” diyemezsiniz!

Fikri Akyüz
Fikri Akyüz
YAZARIN SAYFASI

Üç gündür iki kitabı yeniden okuyorum. İlki Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ı, diğeri Refik Halit Karay’ın Sürgün’ü… 
İlki Mısır’da, diğeri Suriye’de yıllarca kaldı. İkisi de kanun zoruyla gitmedi ama gitmeye 
zorlandılar. 
Keza kanun zoruyla sürgüne gönderilenler oldu. Bu kişiler hanedan mensubu olanlardı. 
(Bu arada belirteyim: Dün Mısır’ın firavunlarının katliam yapması da, Suriye’de her gün 100 insanın katledilmesi de, açılım süreci de, İsrail ile olan ihtilafımız da, bir konuyla direkt ilintilidir. O konu, 27 Nisan 1909’da Abdülhamit’in tahttan indirilmesidir. Bu tarih, dünyanın çivisinin çıktığı tarihtir.) 
Evet, önce birkaç ön bilgiyi aktarmak istiyorum. 
TBMM 23 Nisan 1920’de açıldı. Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırıldı. Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te kuruldu. Hilafet 3 Mart 1924’te kaldırıldı. 
Demek ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından itibaren 4 ay 11 gün boyunca halifelik makamı mevcut idi. 
Yani 4 ay 11 gün boyunca hem Cumhurbaşkanı (Mustafa Kemal Paşa), hem TBMM Başkanı (Fethi Okyar), hem Başbakan (İsmet İnönü), hem de Halife (Abdülmecit) görev ifa ediyordu. 
HHH
(Bu arada ekleyeyim: Halife Abdülmecit ile Padişah Abdülmecit’in aynı kişi olduğu zannediliyor; ki bu ayıp milli eğitim sisteminin bir ayıbıdır. Oysa Padişah Abdülmecit, Osmanlı’nın son dört padişahının yani sırasıyla 5. Murat, 2. Abdülhamit, 5. Mehmet Reşat ve Vahdettin’in babasıdır. Halife Abdülmecit ise bu dört padişahın amcasının yani Abdülaziz’in oğludur.) 
Evet hani “3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı” demiştim ya... İşte aynı kanuna sürgüne dair madde de eklend i. 
Bu sürgün kanunu ile Hanedan’ın 3 yaşındaki mensubu bile oynadığı bahçeden koparıldı. 
Hepsinin vatandaşlık hakları ellerinden alındı. Türkiye’ye turist olarak girmeleri bile yasaklandı. 
Mallarının tamamına devlet el koydu. 
Sürgüne gönderilenlerden biri de Halife Abdülmecit Efendi idi. 
Evet resmi tarih bize hep şunu der: “Hanedan mensupları sürgüne gönderilmek zorundaydı. Çünkü Osmanlı padişahları memleketi batırdı. Çoluğu çocuğu, torunu torbası Türkiye’de kalırsa yeni Cumhuriyet’e başkaldırırdı. Zaten bunların genleri bozuktu. Çünkü hepsi haindi.” 
Evet bunu derler. Böyle derler. Utanmadan böyle derler... 
Mademki Türkiye Cumhuriyeti güçlü temeller üzerine kuruldu, bu korku neden? 
Haydi ilk dönemler hanedan mensuplarının reaksiyon göstermeleri endişesi vardı. 
Peki “Cumhuriyet on yılda on beş milyon genç yaratmadı mı her yaştan?”! 
Bu Osmanoğulları denilen kişilerin haydi bir iki tanesi haindi diyelim; peki 3 yaşındaki çocuğun günahı neydi, suçu neydi? 
Sürgünde kimileri mezarlık bekçiliği, kimileri kamyon 
şoförlüğü, kimileri teneke lehimciliği yaptı. 
HHH
Bugün Haydarpaşa Garı, Darülaceze, Şişli Etfal Hastanesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Ziraat Bankası, Terkos İçme Şebekesi, Hicaz Demiryolu gibi onlarca projeyi Abdülhamit’in gerçekleştirdiğini kaç kişi bilir? 
Peki bu hanedan mensuplarının yurda girişi ne zaman oldu? Kadınların girişi 1952’de, erkeklerin girişi 1974’te mümkün olabildi. 
Biliyorum bazı okurlar diyecektir ki: “Ama Atatürk’ün dönemin şartları bunu gerektiriyordu. Kurşuna dizseydi daha mı iyiydi? Sen ise kalkmış Atatürk’e dil uzatıyorsun.” 
Önce şunu belirteyim: 
BİR: “Sürgüne göndermeyip de ne yapacaktık?” cümlesi, bugün yargılanmakta olan Kenan Evren’in meşhur “Asmayalım da besleyelim mi?” cümlesiyle hem yapısal hem genetik benzerlik taşımaktadır. 
İKİ: “Dönemin şartları” diye bir lafın tedavülden kaldırılması gereken bir laf olduğunu düşünüyorum. Zira dönemin şartı lafı, vicdanı yırtılmışların sığınağıdır. 
ÜÇ: Ben Atatürk’e dil uzatmıyorum. Üstelik saltanata karşıyım. Ben Atatürkçülük adı altında bu memlekette onlarca yıl saltanat kuranlara dil uzatıyorum. 

<p>Denizli'de  askeri kışla yakınında yangın çıkarmaya çalışan şüpheli yakalandı.</p><p>11'inci Koma

Kışla yanında kundakçı yakalandı

Orman yangınlarında yaralanan hayvanlar tedavi ediliyor

Uluabat Gölü, yeşile büründü

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Suver, Van'da incelemelerini sürdürüyor