• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

ABD seçimlerinin galibi yok

ABD seçimleri ABD içindeki ayrışmanın dünyaya daha güçlü şekilde yansımasını sağladı. Seçimlerde ortaya konulan klasikleşmiş Demokrat-Cumhuriyetçi siyasal tavırlarından ziyade, meydana gelen sosyal içerikli toplumsal hareketlenmeleri analiz etmek gerekir. Trump-Biden siyasal mücadelesinin ötesinde yaşanan sosyal ve sınıfsal mücadelenin Trump taraftarları açısından temel dinamiğini ulusalcılık merkezli ideolojik yaklaşımın oluşturduğunu söyleyebiliriz. Siyasal yönelimli sosyal hareketlerin ideolojik merkezli hale gelmeleri mevcut siyasal sistemle hesaplaşma anlamına gelir ki bu durum ABD’nin yaşamakta olduğu çok yönlü ayrışmaları daha da derinleştirebilir.

Kapitalizmin merkezinde cumhuriyetçilerin siyasal perspektiflerinin de ötesinde Trump ve taraftarlarının ortaya koyduğu yeni ideoloji nedir diye bakacak olursak kısaca “Ulusalcılık” diye biliriz. Ulusalcılar ABD’nin, kurucu Amerikalıların dışındaki güçler yani sermaye sahibi “Küreselciler” tarafından yönetildiğini ve böylece küreselcilerin ABD’yi dünyadaki küresel sermayeyi yönetmede bir araç olarak kullandıklarını iddia ediyorlar. Dolayısıyla ulusalcılık üzerinden gelişen yeni ideoloji, küreselcilik üzerinden ötekileştirici tarzda karşıtlığını da tanımlamış oluyor. Burada dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir husus da Cumhuriyetçilik siyasal mantığının “ulusalcılığa”, demokrat siyasal mantığının ise “küreselciliğe” dönüşerek yeni anlamlara bürünmüş olmalarıdır. Dolayısıyla artık ABD’de eski siyasal ve toplumsal zeminin olmadığını söyleyebilirim.

ABD’DEKİ YE İDEOLOJİK DÖNÜŞÜMÜN YANSIMALARI

Aslında uzunca bir süredir devam eden ve olgunlaşan bu süreçte 3 Kasım seçimleriyle yeni bir zirveye ulaşıldığını görüyoruz. Bundan sonra nasıl bir seyir gerçekleşir hep birlikte göreceğiz ama artık geriye yani eski ABD’ye dönüşün olamayacağını kesin olarak söyleyebilirim. Ayrıca ABD’deki yeni ideolojik ve sosyal temelli siyasal mücadelelerin yaklaşık 25 trilyon dolarlık borç yükü altındaki ABD’yi güçlendirmeyeceği tam tersine zayıflatacağı da öngörülebilir. Ancak bununla paralel olarak ABD’nin rakibi durumundaki Çin-Rusya ve İran bloğunun da ayrışmakta olduğunu, hatta Avrupa’nın bile ayrıştığını görmekteyiz. Her geçen gün daha da ayrışan dünyamız nihayetinde ciddi bir hesaplaşmaya ve kırılmaya doğru sürüklenmektedir. Çin’in ortaya koyduğu sınırsız ve kontrolsüz yeni üretim modeli, küresel sermayenin el değiştirmesi buna bağlı ortaya çıkan toplumsal sorunlar olası kırılmanın temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Yani bütün küresel güçlerin birçok jeopolitik merkezde kıyasıya mücadele ettiği bu ortamda aynı zamanda pek çok aktörün de ayrıştığını görmekteyiz.

TÜRKİYE VE ABD İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ

Bu perspektiften Türkiye-ABD ilişkilerini incelediğimizde Türkiye’nin özellikle son 10 yılda yakaladığı büyüme ivmesinin önümüzdeki süreçte ilişkileri belirleyici bir rol oynayacağını söyleyebiliriz, zira artık ne ABD eski ABD, ne de Türkiye eski Türkiye. Her iki taraf için de yeni şartlar içinde ilişkilerin çerçeveleri çizilmektedir. Bu kapsamda ABD’nin Türkiye’yi çevreleyen Kuzey Afrika- Ege – Akdeniz – Ortadoğu -Kafkaslar – Karadeniz ve hatta Balkanlar’ı da kapsayan jeopolitik hinterlandındaki çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları çatışmaktadır. Ancak aynı zamanda ABD’nin Çin merkezli küresel stratejileri için Türkiye’ye ihtiyacı da bulunmaktadır. Dolayısıyla bundan sonraki dönemde önceki dönemde olduğu gibi kurumsal yapıları çoğunlukla kilitlenmiş, dış politikada gelgitler yaşayan ABD ile Türkiye arasında “dengeli-karşıtlık” politikasının devam edeceğini söyleyebilirim.

Türkiye’nin özellikle yeni enerji kaynaklarına erişimi ve enerjide dışa bağımlılığını ortadan kaldırmasıyla birlikte , ekonomisini daha da sağlamlaştırması ilişkilerdeki dengeyi kendi lehimize çevirmede önemli bir faktör olacaktır. Bu süreçte Ortadoğu-Kafkasya eksenindeki ayrışmaların ülkemize etkilerine karşı hazırlıklı olmak önem arz etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin iç dinamiklerini etkileyen ulaşım maliyetlerinin azaltılması, eğitim ve adalet sistemindeki reformlara devam edilmesi, TSK ve Emniyeti de kapsayacak şekilde devlet memurları kanununun günümüz koşullarına göre yenilenmesi, FETÖ ile mücadelenin daha kurumsal hale getirilmesi son derece önemlidir. Özellikle FETÖ ile mücadelede PKK ile mücadelede yapılan hatalar tekrarlanmamalıdır. FETÖ ile mücadele uzun soluklu bir mücadeledir. FETÖ’cülerin sabırla Türkiye’deki siyasal iklimin ve kurumsal şartların değişeceği bir fırsatı kolladıklarını görmek gerekir. Bu nedenle en az 30 yıllık bir mücadele sürecinde FETÖ ile mücadeleyi yönetecek bir üst devlet aklının mutlaka kurumsallaştırılması gerekmektedir. FETÖ tehlikesi geçmemiş sadece şekil değiştirmiştir. Bu mücadele süreci sadece polis, savcı ve istihbarat üzerinden yürütülmemelidir. Siyasal kararlılığa sahip, güçlü koordinasyon sağlayacak üst devlet aklının devamlı surette işlemesi ve kurumsallaşması en önemli ve kalıcı adım olacaktır. Bu sayede hem içeride hem de dışarıda çok yönlü stratejik mücadeleler planlı ve programlı şekilde ve çok daha etkili yapılabilir.

Dr.D.Eray GÜÇLÜER

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi