• $ 7,88
  • € 9,281
  • 482.054
  • 1205.37
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Tarih AVRASYA'nın kalbinde yeniden yazılıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM genel kurulunda üç gün önce yaptığı tarihi konuşmada verdiği mesajlar Doğu Akdeniz ve Ege merkezli ciddi etkiler oluşturdu. Sadece Akdeniz jeopolitiği için değil aynı zamanda Avrupa ve ABD ile Kafkaslar ve Uzak Doğu Asya’ya da bu konuşma içeriğinde güçlü mesajların iletildiğini gördük.

Hangi ülkede üretilirse üretilsin Kovid-19 aşısının insanlığın ortak malı olması söylemi oldukça hümanist görünse de aslında insanlığın karşı karşıya kalabileceği çok büyük tehlikelere şimdiden dikkat çekmesi bakımından hayli önemli.

Çünkü muhtemel Kovid-19 aşısını sadece bir veya birkaç ülkede yalnızca birkaç küresel şirketin ürettiğini ve sadece sınırlı ve belirli insan topluluklarına bu aşıların uygulandığını, dünyanın büyük çoğunluğunun bu aşıdan mahrum kaldığını ve ancak çok büyük mali bedeller ödeyerek bu insanların aşı elde edebildiklerini düşünün, aşıyı kullanamadıkları için insanlığın adeta kırıldığını ve sadece üretici birkaç devlet ve küresel firmanın çok büyük gelirler elde ettiğini hayal edin...

Şu ana kadar saydıklarım bir dünya savaşının çıkması için yeterli sebeplerdir. O yüzden Sayın Erdoğan’ın Kovid-19 aşısıyla ilgili söylemi son derece önemlidir. Yine o yüzdendir ki Türkiye’nin aşı üretim teknolojilerini geliştirme ve diğer aşı geliştiren ülkelerle iş birliği yapması son derece hayatidir. Kovid-19 aşısı emperyalist ellerde asla tekelleşmemelidir.

Konuşmada ayrıca Suriye, Filistin, Doğu Akdeniz, PKK-PYD ile mücadele gibi daha pek çok konuya değinildiğini biliyoruz. Ancak konuşmanın satır aralarında geleceğe sari gerçekten çok ilginç mesajların verildiğini de gördük.

Bunlardan biri KKTC’nin kurulacak Akdeniz masasında yer almasıydı. Bakınız yıllardır artık Kıbrıs meselesinde Rumların ve Yunanlıların oyalamacı, üsten bakmacı tavırları nedeniyle neredeyse sorunun çözümsüz olduğu bilinçaltımıza iyice kazınmaya başlamıştı.

Ancak 17 Eylül tarihinde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sayın Hami Aksoy’un, "(Kıbrıs meselesinde) 50 yılı aşkın müzakere sürecinde, federal çözümle ilgili tüm ayrıntılar görüşüldü. Bundan sonra, bize göre federasyonla ilgili konuşacak hiçbir şey kalmamıştır." açıklamasında bulunması adeta bir dönüm noktası oldu. Akabinde Başkan Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı KKTC vurgusu yeni dönemin habercisi niteliğinde.

Kıbrıs Türk’ünü çoğunluk içinde eritmeye (osmosis) yönelik Rum planının artık çöpe gittiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bundan sonraki süreçte Maraş derhal iskana açılmalı, KKTC’yi tanımak isteyen pek çok ülke ile vakit kaybetmeksizin siyasal iletişime geçilmelidir.

Zira yakın gelecekte KKTC’nin doğalgaz ve petrol işleme merkezi haline gelebileceği göz önüne alınırsa, muhtemelen su hattına paralel çekilecek petrol ve doğalgaz hatları Türkiye’nin adeta can damarları haline gelecektir. Bu nedenle KKTC’nin bir an önce dünyaya tam entegrasyonu milli bir zarurettir, daha fazla kesinlikle vakit kaybedilmemelidir.

Sayın Erdoğan’ın BM’deki konuşmasında dikkat çeken diğer önemli bir detay ise Karabağ ve Azerbaycan vurgusuydu. Aslında Akdeniz’de Yunanistan’ı bize karşı kışkırtanlar ile Ermenistan’ı Azerbaycan’a yani doğal olarak Türkiye’ye karşı kışkırtanlar aynı güçler. Türkiye bunu biliyor.

Bu nedenle Doğu Akdeniz ve Ege’de elde ettiği jeopolitik etkiyi Kafkaslarda da kullanmak niyetinde. Bu sayede aralarında binlerce kilometre mesafe olan dünyanın iki farklı bölgesindeki siyasal başarıyı aynı aktörlerle aynı potada sürdürerek kazanmak mümkün hale gelebilir.

Ermenistan’ın haksız ve hukuksuz şekilde işgal ettiği Karabağ’dan derhal çekilmesi kendi yararınadır. Yunanistan benzeri taktiklerle Avrupa’yı arkasına alarak Azerbaycan’a saldırma stratejisi artık kullanışlı olma özelliğini yitirmiştir. Bu bağlamda hem KKTC hem de Azerbaycan konusunda söylenecek en önemli husus, Türkiye söylediğini stratejiye dönüştürebilen, stratejisini de kararlılıkla uygulayan bir ülkedir.

Türkiye aynı zamanda ortaya koyduğu politikaların uygulanması için milli güç unsurlarını kullanmaktan da çekinmeyen bir ülkedir. Güney batımızda KKTC, Kuzey Doğumuzda ise can Azerbaycan jeopolitik alanımızın hayati öneme haiz iki unsurudur.

Dolayısıyla artık Hem KKTC hem de Karabağ-Azerbaycan’ı kapsamına alan stratejilerin bundan sonraki süreçte hız kazanacağını, Yunan-Rum ve Ermenistan için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ön görebiliriz. Azerbaycan’ın Karabağ’a kavuşacağı, bizim ise Türk dünyasıyla kesintisiz bir şekilde komşu olacağımız günlere ulaşmamıza az kaldı.

Doğu Akdeniz geriliminde başlangıçta savaş çığırtkanlığından, uçak gemileri dahil donanmalarıyla birlikte savaş uçaklarını göndermeye çalışanların, ülkemizi bin bir şekilde tehdit etmeye girişenlerin şimdilerde çark edip Türkiye ile anlaşma masasına oturmak için sıraya girmeleri tesadüf değildir.

Değişen, gelişen güçlü Türkiye’nin ayak sesleridir bunlar.

Tarih AVRASYA’nın kalbinde yeniden yazılmaya başlandı. Hayırlı olsun.

Dr. D. Eray GÜÇLÜER

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi

Galatasaray - Alanyaspor maçı nasıl geçecek?

Galatasaray - Alanyaspor maçı nasıl geçecek?

Kilosu 800 liraya satılan çam fıstıklarının hasadı

Kilosu 800 liraya satılan çam fıstıklarının hasadı başladı

60 yıldır çiftliğinde kurduğu tohum bankasında 1200 

60 yıldır çiftliğinde kurduğu tohum bankasında 1200 çeşit atalık tohumu özenle muhafaza ediyor

En çok dolar milyarderi hangi ülkede yaşıyor

En çok dolar milyarderi hangi ülkede yaşıyor