• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
07 Kasım 2012 Çarşamba

ABD dış politikasında süreklilik, değişkenlik

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

luslararası ilişkilerin teorileştirmesinde temel ayrım noktalarından birisi de devletin tekil bir yapı olarak alınıp alınamayacağı tartışması. Bir görüşe göre toplum içerisinde farklı çıkar odaklarının farklı dış politika tercihleri olması dolayısıyla doğal olarak siyaset yapımında da çokseslilik oluşur. Alternatif görüş ise, demokratik siyasetin en azından dış politikaya yansımasının yüzeysel olduğu, devletin çıkarlarının temelde tarihi, coğrafyası gibi her grup için sabit kabul edilebilecek verilerle belirlendiğidir.
Söz konusu Amerika olduğunda toplumumuzda ikinci görüşün daha yaygın bir kabul gördüğünü söyleyebiliriz.
Genellikle ABD'de seçimleri hangi parti, hangi aday kazanırsa kazansın benzer bir politikanın sürdürüleceği düşünülür. Mademki Batılılar ya da özel olarak ABD sadece kendi çıkarlarının peşinde koşmaktadır ve bu durum dünyanın kalan kısmının sömürülmesini gerektirmektedir, o zaman bir Başkan'ın gidip bir diğerinin gelmesi neyi fark ettirecektir? Arkadaki akıl ve niyet değişmediği sürece ABD'nin dış politika uygulamaları temelde aynı istikamette devam edecektir. Sadece uygulamada ve sunumda bazı detay farklılıklar olabilir.

BARİTON VE TENOR

Bu bakış açısının özellikle George W. Bush döneminde ABD'nin saldırgan politikaları sonucu zayıfladığı söylenebilir. Zira Irak'taki savaş tüm dünyada Bush yönetimine karşı ciddi bir düşmanlık oluşmasına yol açtığı gibi, özellikle islam coğrafyası ile kurulmuş olan stratejik bağları da kopartmıştı. Oysa Obama'nın ABD'yi Irak'tan çekmesi ve Afganistan'dan da çekmeyi taahhüt etmesi bir duruş değişimiydi. Hüseyin Obama'nın bu yeni yaklaşımı Müslümanlarla yenilenmiş bir ilişki tesis etmek yönünde gelişti. İmaj değişiyordu.
Bu değişim kuşkusuz bazı mecburiyetlerden de kaynaklandı. Obama iş başına geldiği günden bugüne, ülkesini içinde bulunduğu krizden çıkarmak için kamu harcamalarında ciddi artışlar yapmayı tercih etmişti. Ayrıca ilk döneminde en önemli reformlarından biri olan sağlık reformuyla tüm ABD vatandaşlarının sigorta kapsamına alınmasını sağlamıştı. Bu tasarı yasalaşırken neo-con'lar, programın bütçeye uzun vadede getireceği yük nedeniyle ABD'nin askeri harcamalarını artırmasına imkan vermeyeceğini söyleyip hayıflanıyorlardı. Üstelik bu durum, Çin ve Rusya gibi rakiplerin silahlanma programlarında önemli artışlar yaptıkları bir döneme denk gelmekteydi.
Bu noktadan bakıldığında Obama yönetiminin, halefleri gibi ABD'nin ekonomik ve askeri hegemonyasını arzuladıklarını kabul etsek bile öncelikler açısından içerideki ekonomik dengeleri sağlamayı tercih ettiklerini düşünebiliriz. Kamu kaynakları ekonomik canlanmaya, alt yapının yenilenmesine, sosyal devletin genişlemesine harcanacaksa maceracı bir dış politikayı destekleyecek savunma harcamalarına yeterince pay kalmayacaktır.
Son dört yıl içerisinde Obama'nın dünyadaki askeri angajmanlarını küçültmeye yönelmesi ve sorunları mümkün mertebe bölgesel ittifaklar kurarak ve siyaset ile çözmeye yönelmesi bundan kaynaklanıyordu. Bugün Romney ile hemen hemen aynı dış politika vizyonunu paylaşmaları da aynı kaynaktan besleniyor. Temelde ayrı noktalarda durması gereken Cumhuriyetçi ve Demokratlar konjonktürel bir bütünlük sergiliyorlar. Lakin bu aralar aynı şarkıyı seslendirseler de solistlerden birinin bariton, diğerinin tenor olduğunu akıldan çıkartmamak önemli.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü