• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
24 Ekim 2012 Çarşamba

Basın özgürlüğünde neredeyiz?

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) tarafından açıklanan raporda, Türkiye'de basın özgürlüğü meselesinin kriz seviyesine ulaştığı ve durumun demokratik olarak tanımlanmayan İran, Eritre ve Çin gibi baskıcı ülkelerden bile daha vahim olduğunu belirtiliyor. Aslında sonuçlar bizim için hiç de şaşırtıcı değil. Daha önce AB raporlarında da, farklı kuruluşların yaptırdığı araştırmalarda da çıkan sonuç aynı. Türkiye basın özgürlüğü açısından ciddi bir sorunla karşı karşıya.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RWB) İndeksi'nde görünen detay oldukça çarpıcı. Türkiye 2002 yılında 99. sırada iken son on yılda 148. sıraya kadar gerilemiş durumda. Türkiye'nin demokratikleştiği, AB normlarına uygun yasalar yaptığı, askeri vesayetin kalktığı şeklindeki pozitif söylemleri de yerle bir eden bir görüntü bu. Fazlaca sofistike kurgulara gerek yok. Durum net. Basınınız özgürleşmiyorsa, özgürleşemezsiniz; özgürleştiğinizi iddia edemezsiniz. Nokta.
Kanımca Türkiye'de basının giderek daha sıkı bir kontrole tabi olmasından daha vahim olan, bu durumun iktidar tarafından meşru bulunması ve normalize edilmeye çalışılması. Nitekim Adalet Bakanımız Sadullah Ergin'in Komite'ye cevabında 'basın ve ifade özgürlüğü kapsamındaki tartışmaların abartıldığını' söylemesi bunu gösteriyor. Türkiye tarafı bütün sayısal verilere ve birbirinden bağımsız kuruluşların raporlarına rağmen kendisinde bir sıkıntı olmadığını, haklı olduğunu ama birtakım kötü niyetlilerin durumu abarttığını düşünüyor.
Ergin'in cevabında ayrıca 'hapiste bulunanların arasında gazetecilik kimlikleriyle alakalı gösterilmeye çalışılanların çoğunun silahlı terör örgütü üyesi olmak, adam kaçırmak, ruhsatsız silah ve patlayıcı bulundurmak, bombalama eylemlerine katılmak ve cinayet gibi ciddi suçlar nedeniyle hürriyetlerini kaybettikleri' vurgulanıyor. Burada bahsedilen durum kuşkusuz ciddi bir iddia. Ruhsatsız silah veya patlayıcı bulunduran, bombalama eylemlerine katılan, cinayet işlediğine dair kanıtlar bulunan kişiler elbette sırf gazetecilik kimlikleri nedeniyle sorumluluktan muaf tutulamazlar. Lakin terör örgütüne üyelik ya da yardım gibi meseleler subjektif değerlendirmelere açık.
Gazetecilik mesleği, ontolojisi gereği her yere giren çıkan, haberleştiren, araştırma yapan bir içeriğe sahip. Sadece hükümetlerin ya da rejimlerin uygun bulduğu konularda haber yapılabilir diye bir mecburiyet de demokrasilerde söz konusu olamaz. Bombalı ya da silahlı eylemle, kalemle yazılıp çizileni aynı kategoride değerlendirmek neresinden bakarsanız yanlış. Her mesleğin kendine göre bir inceliği, bir hassasiyeti var ve Türkiye'nin geldiği noktada bu hassasiyetin yeterince fark edilmediği anlaşılıyor. Bu bakış açısıyla yakında gazetelerin, bordrolarında görünen gazetecilerin terörist olması ihtimalinden hareketle 'terör örgütü' olarak sınıflandırılması da mümkün.
CPJ yönetici direktörü Joel Simon, Türkiye'de 76 gazetecinin demir parmaklıkların ardında olduğunu, bunların 61'i hakkında suçlu olduklarına dair herhangi bir kanıtın bulunmadığı ve doğrudan gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapis cezasına çarptırıldıklarını, 15 vakada ise yeterli kanıt olmadığını ifade ediyor. Yeterli kanıt olup olmadığı kuşkusuz kişisel kanaatlerden ziyade hukuki çerçevede çözülmesi gereken konular. Ne Simon ne de CPJ mahkeme mercii değil. Lakin burada kimin ne dediğinden çok, üretilen algı önemli. Önümüzdeki esas mesele Türkiye'de yargının doğru dürüst işletilmesi ve evrensel demokratik standartlara göre yapılandırılması.
Basın özgürlüğü meselesi uluslararası platformlarda Türkiye'nin yüzünü kızartan bir durumda. Bir yandan Türkiye'nin büyüyen gücünü, demokratikleşme mücadelesini, vesayet sistemlerini kaldırışını bölgeye örnek hale getirelim derken, diğer yandan da bu kadar temel bir konuda geriye gitmek kabul edilebilir gibi değil. Temel endişe kaynağı özgürlüklerin korunması yerine güvenliğin sağlanmasına odaklanınca ortaya böyle bir görüntü çıkıyor. Bu durumun bir an önce düzeltilmesi ve Türkiye için bir utanç kaynağı olmaktan çıkartılması, en az ekonomideki, eğitimdeki ya da dış politikadaki performans kadar önemli. Büyük resme bakınca kimilerine basit bir detay gibi görünen basın özgürlüğü meselesinin, Türkiye'nin özenle inşa ettiği dış siyasal kimliğini yıprattığını ve esas olarak onu uluslararası alanda vurduğunu görmek çok kolay.

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Jason Statham Antalya'da kurşun geçirmez camlı villada kalıyor

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!