• $7,4689
  • €9,0351
  • 441.34
  • 1524.49
31 Aralık 2011 Cumartesi

Para politikası ve gerçekler

Durmuş Yılmaz'ın frene asılması kadar Erdem Başçı'nın gaz vermesi de isabetli tahminlere dayanıyordu. İki adım da son derece doğruydu

Bugün Merkez Bankası'nı ve 2012 Para Politikası açıklamalarını tartışmaya başlayacağız. Önce global kriz ve Merkez Bankası konusuna değineceğiz.
Birincisi, Merkez Bankası ülkemizde finansal piyasalar ve para politikası konusunda en çok bilgi birikimi ve uzmanı olan kurumdur. Ne üniversitelerimiz ne de finans kurumlarının analistleri ve ekonomik araştırma birimleri bu kurumla yarışamaz. Hazine, BDDK ve TMSF gibi kurumlar da MB gibi çok bilgi sahibidir, ama günlük para politikası kurumu değillerdir.
İkincisi, bugün dünya büyük bir krizin eşiğinden dönmüştür, ABD resesyona girmeyecektir. Avrupa çapsız siyasetçilerin kendi ülke seçimlerine birinci öncelik vermesi sonucu gereken önlemleri almadığından, tüm Avrupa'yı ve bizim gibi performansı Avrupa'ya endeksli ülkeleri de ciddi risk altına sokmuştur. Bizim tasarruf sorunumuz da riskleri büyütmüştür.  Avrupa'da ortada çözüm yoktur. Avrupa Merkez Bankası (AMB) 500 milyar euro fonu bankalara üç yıl vadeli yüzde 1 faizli kredi olarak vermiş, fonu alan bankalar da yüzde altmışını 0.25 faiz ile AMB'de gecelik faize yatırmışlardır. Ama birçok banka ise kredi almak için teminat bulamamıştır. AMB bilançosu 2.3 trilyon euro büyüklüğüne çıkmıştır. Ama kişiler, bankalar ve şirketler nakdin üstünde oturup hayat zor diyerek kenara çekilirse, sorun büyür, risk algılaması bugün olduğu gibi artar.
Üçüncüsü, bu ülkelerin esas sorunları rekabet gücü kalmamış olması ve bu nedenle de büyüyememeleri ve bu nedenle de dış açıklar ve mali sorunlarla eşanlı boğuşmak zorunda kalmaları ve depresyona, durgunluğa ve işsizliğe sürüklenmek riskinin büyümesidir. Böyle bir ortamda da Almanya'nın yaptığı gibi kemer sıkma tavsiye etmek sorunu büyütmek olacaktır. Kurtarıcı gibi görülen Almanya,  aynen ABD - Çin ilişkisinde de olduğu gibi, aslında sorunun temelinde yatan ülkedir ve çözüm ararken de kendi çıkarını empoze etmektedir. AMB, Almanya'nın ısrarına direnmeli ve çoktan kesenin ağzını açmalıydı.
Dördüncüsü, ülkemizde dalgalı kur ve enflasyon hedeflemesi uygulanmaktadır. Dalgalı kur sistemi kur hedefi olmayan sistemidir. Vatandaş da zaten döviz konusunda paranoid ve spekülatiftir. Bunun sonucu ise yüksek dolarizasyondur. Döviz kuru ihracatçıya yarar diye de düşünülür. İhracat bir gelir-gider tablosu yani akım kalemidir. Bu işin bir de bilanço etkileri vardır. Yani kur döviz borçlusuna yaramaz. Döviz borçlusu ihracatçı, ithalatçı ve iç piyasaya üretim yapan veya sabit gelirli ve enerji kullanan her kişi döviz kuru artınca fakirleşir. Keza TL cinsi varlık tutan her kişi de. Bu nedenle yüzde 25 kur artışı gerekli diyen TİM Başkan Yardımcısı sosyal anlamda ne dediğini bilmemektedir.
Beşincisi, enflasyon hedeflemesinin, döviz, kur sorunu ve sıcak para tipi sermaye hareketi olan ülkelerde nasıl uygulanması gerektiğinin teorik temeli yoktur. Döviz sorunu olmayan ülkelerde icat edilmiş, ama bizim ülkemizdeki uygulamasına makro istikrar tedbirlerinin eklenmesi gerekmiştir. 2010 yılı kasımında Durmuş Yılmaz ekibinin aldığı önlemler ve Ağustos 2011 tarihinde Erdem Başçı dönemi tedbirleri bu nedenle doğrudur.
Altıncısı, risklerin günler itibarıyla değiştiği ortamda MB'nin ortodoks politikalarla yönetilemeyeceğinin,anlaşılması zorunluluğu acı bir gerçektir. Bugün belirsizlik de kaçınılamaz bir gerçektir, faizin arttırılamayacağı da! 
Yedincisi, ne zaman toplumun bütünü risk altındadır, o zaman da ihracat, banka, otomotiv veya inşaat gibi sektörler önlemleri anlamak zorundadır. Kimsenin karı veya büyümesi toplum genelinin istikrarından önemli değildir.

Elinizi vicdanınıza koyun
SEKİZİNCİSİ, elini vicdanına koyan her kişi bilir ki, Kasım 2010 tarihinde Durmuş Yılmaz ekibinin fren çekmesi ve Ağustos 2011 tarihinden itibaren Erdem Başçı ekibinin gaz verme değişimi çok doğru tahminlere dayanmaktadır. Yurtdışında çapraz kur dolar lehine döndüğü zaman, 'MB Başkanı konuştu TL değer kaybetti' gibi bir saçmanın medyada yer alması büyük bir bilgi ve ahlak sorunudur. Ne zamanda beri korelasyon, nedensellik anlamına geliyor? Yarın 2012 para politikasının spesifik yaklaşımlarına değineceğiz...

<p><span>Türkiye ile Pakistan arasında tarihi bir televizyon dizisi projesi için harekete geçildi.&n

Türk yapımcılara Pakistan'da üst düzey karşılama

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Fenerbahçe'nin ardından Galatasaray... Beşiktaş'ta yüzler gülüyor

Haftanın yalanları