• $9,5494
  • €11,1171
  • 550.525
  • 1509.2
12 Ağustos 2015 Çarşamba

Merkez Bankacılığı zor iş!

İktisatçılar, Merkez Bankalarının para politikası kararlarını sabit bir kurala bağlı olarak mı (rule ) yoksa duruma göre karar vererek mi (discretion ) yapmaları konusunda uzun zamandır çok bölünmüş durumdalar. Bu tartışma aslında 1977 yılında Finn Kydland ve Edward Prescott adlı iktisatçılar tarafından gündeme getirilmiş. Nobel Ödülü de alan bu iktisatçılar araştırmalarında faiz ile oynamanın zaman zaman ne kadar zararlı olduğunu açıkça göstermişlerdi.

Daha sonraki dönemlerde Merkez Bankalarının bağımsız hale getirilmeleri ve siyasi baskılardan kurtulup serbestçe karar vermelerinin sağlanmasının, faiz politikalarının daha başarılı olmasına yol açabileceği ilkesi de kabul edilmişti. Ayrıca Merkez Bankalarının sadece enflasyondan sorumlu hale gelmesinin daha başarılı ekonomik sonuçlar üreteceği de genel kabul görmüştü.
Ancak 1993 yılında Stanford Üniversitesi’nden John Taylor yaptığı araştırmalarda özellikle ABD Merkez Bankası’nın faiz konusunda zaten belli bir kural çerçevesinde hareket eder durumda olduğunu göstermişti.
“Taylor Rule” adını alan kural yaklaşımında Taylor ABD Merkez Bankası’nın davranışını şöyle özetlemişti. Taylor uzun vadeli reel faizi yüzde 2 olarak alarak işe başlıyordu. Bu sayıya enflasyonu da ekliyordu. Sonra da enflasyonun hedefin yüzde 1 puan üstüne her çıktığında faizleri yüzde 0.5 artırıyordu. Diğer taraftan reel büyüme hedeften her yüzde 1 düşük kaldığında da faizi 0.5 puan düşürüyordu.
Bu formül uzun zamandan beri FED’in davranışını oldukça yakından izliyordu ve FED’in gelecekteki faiz davranışını tahmin edebilme aracı olarak da kullanılıyordu. Ancak FED’in Taylor Kuralı’ndan sapan, ona uymayan tercihleri de olmakta idi. Örneğin Taylor özellikle 2000’li yıllarda faizin oldukça düşük tutulmuş olmasının önemli mahzurlarının konut sektörü balonunu yarattığını da belirtmekte idi.
Tabii kurala bağlı olmanın avantajı da, Merkez Bankası’nın “transparan” olması demek. Diğer taraftan transparan olunamayacak, örneğin global kriz gibi durumlarda da Merkez Bankaları “forward guidence” denen geleceğe dönük yol gösterme yaklaşımlarına da girmekte idiler. Ama Merkez Bankaları sürpriz sever ve kendi işaret ettikleri yönde de, sık sık hareket de etmeyebilirler.
Taylor kuralının uzun dönem reel faizini yüzde 2 gibi varsaymasının da genel geçerli bir şey olmadığı ve bugünkü ortamda da bu reel faizin çok daha düşük olması gerektiği gibi sorunları Taylor Kuralı taraftarları da kabul ediyorlar.
Örneğin FED faizi 2009 yılından bu yana yüzde sıfır olarak tutuyor. Ama aslında global kriz başladığında Taylor Kuralı’nda eksi 2 düzeyine indirilmesi gerekiyordu ama bu da tabii mümkün değildi. Şimdi ise Taylor Kuralı 2015 yılında faizin yüzde pozitif 2 değerine yükselmiş olması gerektiğini gösteriyor ama faiz de uzun zamandır sıfırda duruyor. Taylor Kuralı taraftarları da bazı önemli sorunlar olduğunu mecburen kabullenmek zorunda!
Yani hem faizleri belirlemek zor bir iş, hem de faizlerin ilerde ne olacağını tahmin etmek. Dolayısı ile kurala bağlanmak da zor, kurala bağlanmamak ve duruma göre hareket etmek de zor, ABD Merkez Bankası’nın bugün yaşadığı gibi!

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Geçen hafta ABD merkezli teknoloji devi Apple'ın çevrim içi olar

Facebook ismini değiştiriyor mu? | TeknoZone #6

Kepçe ile yol kapatıp drift yaptılar

Muğla'daki fosil alanında yeni buluntulara ulaşıldı

''UÇBEY''in ilk kez kullanıldığı operasyonda gri listedeki terörist vuruldu