• $9,2802
  • €10,7475
  • 526.653
  • 1409.56
17 Ağustos 2015 Pazartesi

Gelişen ülkeler ve ekonomik belalar

Geçtiğimiz aylarda gelişen ülkelerin bir çoğunun tepesine binen FED faiz artışı korkusuna, son haftada da Çin’in parasının devalüasyonu ve Çin ekonomisinin durgunlaşması da eklenince hayat gerçekten zorlaştı. Aşağıda yazılanlar son haftada uluslararası medyadaki analizlerin bir özeti.
FED korkusunun arkasında borç servisi maliyetinin artması ve sermayenin gelişen ülkelerden dışarıya kaçışı gibi risk faktörlerinin bulunması, zaten çeşitli gelişen ülke paralarının değer kaybına neden olmakta ve gelişen ülke finansal piyasaları da çökmekte idi. Bu durum da büyümeyi baltalama ve hatta global bir kur savaşı çıkarma potansiyeli bile taşımakta idi. Şimdi Çin ekonomisi de “tahribatçılar” listesine eklendi. Dünyanın en büyük iki ekonomisinin durumlarının gelişen ülkeleri etkileyeceği anlaşılabilir bir şey. Ama etki nasıl olabilir?
Çin ekonomisi zaten önemli boyutta yavaşlamıştı. Bu yıl yüzde 7 veya yüzde 7’nin biraz altında büyüyecek olan Çin son 25 yılın en düşük büyüme hızında. Diğer taraftan da hükümet ülkeyi yatırımdan tüketime geçirmeye çalışıyor. Çin’in yatırım furyasını destekleyen ve örneğin Çin’e kömür, demir, bakır gibi emtia satan gelişen ülkeler zaten son bir iki yılda iyice sorun yaşamaya başlamıştı. Emtia fiyatlarının 2011 yılında zirveye çıkmasından sonraki dönemde yeraltından emtia çıkartan ve Çin’e satan Peru’dan Güney Afrika’ya kadar bir çok ülkenin ihracatı azalırken, bu ülkelerin ihraç ettiği doğal kaynakların fiyatları da yüzde 40 kadar düşmüştü.
Emtia satışının dışında bulunan diğer gelişen ülkeler için ise, Çin’in yarattığı talep çok önemli değil. Diğer gelişen ülkelerin Çin’e ihracatı küçük, gelişen ülkelerin toplam ihracatlarının sadece yüzde 9 kadarı. Gelişen ülkelerin zengin ülkelere ihracatı ise toplam ihracatlarının yüzde 55 kadarı. Örneğin gıda veya yakıt ihracatı yapan ülkeler için, Çin’e ihracat çok sınırlı bir büyüklükte idi ve dolayısı ile de sınırlı bir etki yapacak. Yani Çin’e maden ve metal satan ülkelerin dışındaki gelişen ülkeler için Çin’in talebindeki daralma sınırlı etki yapar.
Fakat Çin etkisi başka kanallardan etki yapacak. Dünyanın ikinci büyük ekonomisinde, yani Çin’de durgunluk, ikincil etkiler yaratacak. Özellikle de Çin talebinin azalması gelişen ülkelere, fiyatların düşürülmesi yönünde baskı yapacak. Diğer taraftan da Yuan’ın değerinin düşmesi de bir dizi döviz kurlarının azaltılması hatta kur savaşı türü problemlere bile yol açacak potansiyele sahip. Tabii bir olasılık da, dış ticaretteki serbestinin azalması, hatta son çare olarak dış ticarette yasaklamalar gibi şeyler olacak. Şu anda Çin’deki devalüasyon çok büyük değil. Devalüasyon sonrasında dış ticaret ağılıklı hesaplanan reel döviz kuru Çin Yuan’ının hâlâ geçen yıldan daha kuvvetli olduğuna işaret ediyor. Zaten Çin yetkilileri de kurun düşmesini engelleme çabası içindeler. Yani Çin’in değişen döviz kuru politikası henüz dramatik boyutta kur değişikliği etkisi yaratmış değil. Aslında Çin’in büyümesinin yavaşlaması, FED’in faiz değişikliği korkusu ile birleşince, gelişen ülkeler için tehlike yaratıyor.
Ne zaman geleceği bilinmeyen ama gittikçe de başlama tarihinin yakınlaştığı ABD’nin faiz artışı belası, gelişen ülkelere çeşitli etkiler yapacak bir olgu. Faiz artışı zaten güçlenmiş olan doları daha da kuvvetli yapacak. Son yıllarda trilyonlarca dolar borçlanmış olan gelişen ülkeler, faiz ve anapara geri ödemesi maliyetlerinde artma ile karşı karşıya kalacaklar. Ülkeden sermaye kaçışını engellemek için de birçok gelişen ülke faiz hadlerini yükseltecekler. Merkez Bankaları da döviz kurlarını ülke parasının değer kaybı yönünde değiştirmek veya kurları savunmak için faiz hadlerini daha da fazla arttırmak gibi bir ikilem içinde kalacaklar. Bu da ülkelerin borçluluk oranlarını yükseltecek bir ortam.
Tabii herkes ABD faiz artışının bela olacağı kanısında değil. Bugünkü finansal gelişmelerin ilerde olabilecek şeyler hakkındaki peşin öngörülere dayanması nedeniyle değerlendirmeler oldukça kötümser. Ama eğer faiz artışı zamana yayılarak ve küçük dozlarda yapılırsa çok aşırı bir etki de olmayabilir. Geçmiş tarihe bakıldığında FED faizleri artınca doların aşırı değerlenmesi pek gerçekleşmemiş. Son 30 yıldaki faiz artışlarında dolar aslında zayıflamış. Üstelik ABD’den, faizleri düşürmek için dış âleme çok fon gönderildiği de pek doğru değil. Hatta kriz öncesinde ABD’den dış âleme çıkan fon miktarı çok daha fazla idi. Eğer bu doğru ise ABD’deki para politikası değişikliği, gelişen ülkelerde düşünülen boyutta bir tahribat yapmayabilir. İyimser bakanların ümidi de bu!

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi