• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
29 Nisan 2018 Pazar

Çiçek aşısından kanser ilacı üretimine

Aşı ile ilgili ilk yazılı belge 1721 yılında İngiltere’nin Osmanlı Büyükelçisi Edward Wortley Montagu’nun eşi Lady Montagu’nun arkadaşına çiçek hastalığından korunmak için Edirne’de yapılan uygulamadan bahsettiği mektuptur. Bu mektupta Payitaht ‘ta çiçek hastalığına karşı “aşı denilen bir karışımın kullanıldığı ve son derece başarılı sonuçlar alındığı” ifadeleri yeralmaktadır.

Bir kardeşini çiçek hastalığı yüzünden kaybeden ve kendisi de ölümden dönen Lady Montagu’nun mektubu sonrası çiçek aşısı İngilizler tarafından denenmeye başlandı. Başarılı sonuçlar alınınca bir kısım tıp çevreleri ve din adamları “çiçek hastalığının yaratıcının günahkarlara verdiği bir ceza olduğunu ve aşının da bu nedenle yaratıcıya karşı gelmek anlamına geldiğini” iddia ederek ortalığı ayağa kaldırdılar. İtirazlara rağmen Osmanlı’da yaygın olarak kullanılan bu aşı Avrupa’da da kullanılmaya başlandı.

1885 yılında Fransa’da Louis Pasteur kuduz aşısını üretti. Bilime son derece ilgili bir Padişah olan II. Abdülhamid Han, Pasteur’e kendi istihkakından ayırarak 10 bin frank ile en kıymetli Osmanlı nişanlarından olan Mecidiye Nişanı takdim etti ve yetiştirmesi için öğrenciler gönderdi. Pasteur’ün kuduz aşısını bulmasından sadece 3 yıl sonra İstanbul’da kuduz aşısı üretimine başlandı. Osmanlı arşivlerine göre II. Abdülhamid Han, Pasteur’ün ölümünden sonra adını yaşatmak için yapılacak heykeli için de bin frank yardımda bulundu.

Aşı üretimini ilerleten Osmanlı bilim insanları 1911 yılında tifo, 1913 yılında da kolera, dizanteri ve veba aşılarını ürettiler.

1915 yılında 3. Ordu Sıhhiye Reisi Dr. Tevfik Salim, tifüs aşısını Erzurum’da ilk kez uygulayarak binlerce askerin tifüs nedeniyle vefat etmesini önledi.

Osmanlı’nın aşıya verdiği önemi 28 Haziran 1867 tarihinde yayınlanan ve Mekteb-i Fünûn-ı Tıbbiyye, Seraskerlik, Maarifi Umumiye Nezareti, Şehremaneti ve Zabtiye Müşiretine gönderilen fermanda görebiliriz.

Bu fermanda, aşı memurlarının mahalle mahalle gezerek çocuklara aşı yapmaları ve aşı yapılan çocuklara aşı şahadetnameleri verilmesi emredilmiş; sıbyân mektepleriyle rüşdiye ve idadiye mekteplerine girecek erkek ve kız çocuklarının ellerinde aşı şahadetnamelerinin olmaması halinde mektebe kabul olunmaması ve her hangi san‘ata girecek olursa şahadetnamesiz kabul olunmaması” emredilmiştir. (25 safer 1284/ A.MKT. MHM. 386/42)

Başka bir fermanda da aşı müddeti beş seneyi aşan umum ahalinin aşılattırılması ve aşılanmaktan imtina edenlere cezai işlem uygulanması emredilmiştir. (H-29-01-1324- BEO 2789/209159)

Osmanlı’da 1800’lü yıllarda uygulanan okullara öğrenci kabulünde aşı şahadetnamesi istenmesi uygulamasını Amerikan üniversiteleri günümüzde uygulamaktadır.

1927 yılında bir Osmanlı kurumu olan Bakteriyolojihane’de BCG aşısı,1931 yılında tetanos ve difteri aşıları,1942 yılında akrep serumu, 1948 yılında boğmaca aşısı, 1953 yılında sıvı verem aşısı başarılı bir şekilde üretilmiştir.

70’li yıllar aşı üretimi bakımından duraklama devrinin başladığı yıllardır. Çeşitli politik gerekçelerle aşı üretimi sınırlandırılmış ve ihtiyaç ithalat yöntemiyle giderilmeye çalışılmıştır.

Bu durum 70’li yıllardan günümüze çok fazla değişmemiştir.

Son yıllarda hastalıklara karşı en ucuz, en etkin, en güvenli, en akılcı ve en önemli sağlık zaferi olarak değerlendirdiğim aşıya karşı magazinsel bir üslupla, bilimsellikten uzak söylemlere tanık olmaktayız. Bu söylemlerin zaruri bir neticesi olarak ta kamuoyunda aşıya karşı bir duruş ve aşı reddi gündeme gelmektedir.

Medeniyetimize ait bir koruyucu sağlık hizmeti olan aşıya karşı magazinsel bir duruştan ziyade geçmişte olduğu gibi yerli aşı üretiminde küresel bir aktör olmanın gayreti içerisinde olmalıyız.

En az Savunma sanayisi kadar milli güvenlik sorunu olan sağlık alanında da yerli ve milli hamleleri bir an önce hızlandırmalı yerli aşımızı, yerli ilacımızı, yerli tıbbi cihazımızı, yerli sağlık yazılımımızı… üretmeliyiz.

Biz bir devlet kurumu ve sağlık temalı bir üniversite olmanın verdiği sorumluluk ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak bu yolda öncü rol almak zorundayız. Bunun bir gereği olarak da kuracağımız Türkiye’nin ilk Sağlık Teknokenti’nin en önemli işlevi bu yönde olacaktır.

Sağlık ve afiyet içinde kalınız.

<p>Otto Yayınlarından çıkan 'Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed'  kitabı 508 sayfadan oluşuyor. Hz. Pey

Yalçın Akdoğan'ın yeni kitabı: “Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed”

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor