• $8,4645
  • €10,2851
  • 500.979
  • 1441.33
23 Haziran 2013 Pazar

Yeni anayasa geleceğimiz olacak!

1961 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3. Anayasası’yla aynı yıl dünyaya geldim. 
Ben doğduğumda, çok partili dönemin ilk başbakanı asılmış, anayasa askıya alınmıştı. Askeri cunta iktidardaydı. Ve asker kendi anayasasını yaptı. Gün gelecek o cuntanın yaptığı anayasa, bu cumhuriyetin en özgürlükçü anayasası sayılacaktı. 
Neyse ki, henüz televizyon hayatlarımıza girmemişti. Bilinçaltımı darağacının televizyon görüntüleri işgal etmemişti ama rahmetli anneannem yıllar sonra saklanmış, sararmış Hayat dergisindeki o resimleri gösterecekti. Darağacındaki Başbakan’ın o resimleri hafızamdan hiç silinmedi. 
1971’de ilkokul öğrencisiydim. Askeri Muhtıraya tanık oldum. Bu kez anayasa askıya alınmamış, yalnızca ihlal edilmişti. Bu bir demokratikleşme belirtisi miydi, bilemeyecek kadar küçüktüm. Anayasal güvence altındaki seçme ve seçilme hakkının yok sayıldığını da anlayamazdım. Zaten anayasa kendisini de koruyamayacak ve bu muhtırayla birlikte değiştirilecekti. 
Türkiye Büyük Millet Meclisi yeniden lağvedilip anayasa askıya alınırken takvimler 1980’i gösteriyordu. 19 yaşındaydım. Üniversiteliydim. Darbe yurtdışında yakaladı beni. Seçme yaşına gelmiştim ama, seçme hakkım tüm vatandaşlarla birlikte askıya alınmıştı. Zaten seçecek kimse de kalmamıştı; tüm siyasi partiler kapatılmış ve başkanları içeri alınmıştı. “Yargılanma” haklarını kullanacaklardı… 
Artık televizyon hepimizin evine girmişti. Milli Güvenlik Konseyi her fırsatta ekranlardaydı. Tanklar ise sokaklarda. Sınıflar boşalmış, hapishaneler dolmuştu. Böyle bir ülkeye dönmektense, gurbette yaşamayı seçtim. Zor ama çok zor yıllardı… 
12 Eylül Cuntası, “herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeple ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit” olduğunu öne süren bir anayasa hazırlamıştı. Doğruydu. Cunta İktidarı, hiç ayrım gözetmeksizin bütün vatandaşların hak ve özgürlüklerini kısıtlamış, vesayet altına almıştı. 
Hani bir söz vardır, bir insanın ölümü trajik, yüzlerce insanın ölümü istatistiktir diye. Ateş düştüğü yeri yaktı. Çoğunluk mağdurdu ve yaşadıkları tek kelimeyle trajikti. Tanklar yalnız sokaklardan değil, hayatların üzerinden de geçmişti. 
Cunta, anayasasına, halkından daha fazla sahip çıkacaktı. Aradan geçen 30 yılda 17 kez değiştirilse de, bugün hala hak ettiğimiz bir anayasaya kavuşamadık. 
Cumhuriyetimizin son 50 yılını kendi hayatım üzerinden hatırlamaya, anlatmaya çalıştım. Yakın tarihimiz, aynı zamanda kişisel tarihimizdir. Anayasa bizim hayatlarımızı belirler. 
Bu kısacık hayatta, bir türlü modernleşememiş ülkemde üç askeri darbe, bir de postmodern darbe gördüm. Demokratikleşmiş ülkelerdeki yaşıtlarımız parklarda oyun oynarken, biz tankları seyrediyorduk. Onların gençleri eğitim hakkını kullanırken, biz yaşama hakkımızı korumaya çalışıyorduk. 
Şimdi neden bilimde, sanatta, ekonomide Batı standartlarını hala yakalayamadığımızı soruyoruz. Bizim neyimiz eksik? Sorunun cevabı çok net; bizim demokrasimiz eksik. 
Demokrasi bizim için lüks değil. Aksine temel haklarımızın güvence altında olmadığı bir ortamda, başka şeyleri konuşmak bizim için lüks. 
Ben yasakçı zihniyetin hakim olduğu bir ülkede büyüdüm. Değiştirmeye gücümün yetmediği şeyleri yasaklamak benim için daha kolay. Başka türlüsüne tanık olduğumda benim için artık çok geçti. Ama çocuklarım için geç olmasın istiyorum. 
Allah’a şükür üç çocuğum da hayatlarında gerçek bir askeri darbe görmediler. Bugünden sonra da görmemeleri için bu anayasanın kökünden yenilenmesini istiyor ve bana düşeni yapmaya hazır olduğumu belirterek bekliyorum. 
Askerler hep anayasal düzeni korumak için ülkemi işgal ettiler. Ben özgürlükçü anayasalara artık güvenmiyorum. 
O nedenle ben artık yasakçı bir anayasa istiyorum. 
Askeri darbeleri yasaklayan bir anayasa istiyorum. 
Hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını yasaklayan bir anayasa istiyorum. 
Seçme ve seçilme hakkımızın elimizden alınmasını yasaklayan bir anayasa istiyorum. 
Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeple ayrım yapılmasını yasaklayan bir anayasa istiyorum. 
Yaşama hakkının, eğitim hakkının, barınma hakkının, sağlık hakkının, düşünme hakkının kısıtlanmasını yasaklayan bir anayasa istiyorum. 
İnsan olma hakkımızı elimizden almayacak bir anayasa istiyorum. 
Yeni anayasayı nasıl yapacağımızın, yeni bir anayasadan daha önemli olduğunu düşünüyorum. 
Artık düşüncenin suç olmadığına güvenerek konuşuyorum. 
Çocuklarımın hiçbir şeyin insandan üstün olmadığı bir ülkede yaşamasını istiyorum. 
Bu ülke çocuklarına, gençlerine çok kıydı. Bu ülkeyi en çok seven insanlar, savaş kadar barışta da ülkeleri için can verdiler. Çocuklarımıza, gençlerimize kıymayalım istiyorum. 
Onların gündemi de anayasa değişikliği olmasın. Yamalı bohça gibi anayasalarla yaşamasınlar istiyorum. 
Ben artık üzerinde hepimizin anlaşacağı çok temel, çok basit, çok kısa, çok açık ve bu ülkede yaşayanların tamamını kucaklayan bir toplumsal sözleşmeye anayasa demek istiyorum. 
Devleti bize karşı korumak için yapılmış bir anayasa istemiyorum. Ben öyle bir anayasa istiyorum ki, bizi devlete karşı korumaya da gerek kalmasın. 
Yeni anayasanın güvencesi ise, anayasanın yapılış süreci olacaktır. 
Yeni bir anayasa yapmalıyız. Ve bu anayasayı sadece ve sadece demokratik yöntemlerle yapmalıyız. 
Ne dersiniz, böyle bir anayasa yapabilir miyiz? 
Ancak o zaman, bunu yapabildiğimiz gün, böyle bir anayasa güvencesinde yaşamayı gerçekten hak etmiş olacağız.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi