• $8,4459
  • €10,2196
  • 493.224
  • 1441.33
21 Haziran 2013 Cuma

Bu musibet, nasihat olsun

Bu ülkenin vatandaşı olarak da yayıncılık açısından da gergin ve endişeli günler yaşadık. 
Farklı reflekslere tanık olduk. Temelde aynı işi yapıyor olsalar da yazılı basının, radyoların ve televizyonların yaptıkları işe uygun nüansları var. 
Elbette aynı kategorilerde bile farklı editoryal yaklaşımlara da tanık olduk. 
Bunun da sebebi çok açık. Müfettiş kökenli bir dostumdan dinlediklerim aklıma geldi. Gazete yazarları da bize benziyor demişti. Yapılan işi ya da yaşanan olayı onlar da değerlendiriyor ve yorumluyorlar. Esasen burada önemli bir tespit ve kabul gizli. Yapmak ve yaşamak başkadır. Değerlendirmek ve yorumlamak ise çok daha başka. 
Bizimkisi kolay ama inanılmaz derecede sorumluluk taşıyan tarafı...  
Evet, işimiz esasen “ayna tutmak” ve bu yolla kamuoyunu bilgilendirmek. Burada tarafsız olmak zorundayız. Ardından yazılarımız, yorum içeren programlarımız geliyor. Burada ise özellikle gazetelerde sizin şimdiye kadarki editoryal tercihlerinizle size bağlanan bir okur kitleniz ve onların oluşturduğu bir tirajınız var. Bu tarafıyla baktığınızda bir ticari faaliyetten de söz ediyorsunuz. Bu sebepledir ki her yayın kuruluşu, biraz da kendi hedef kitlesi doğrultusunda editoryal tercihler kullandı. Yapısı gereği televizyonlar farklı seslere mikrofon tuttular, ekran açtılar. 
Bir başka faktör olarak ise, elbette hızla değişen dünya ve belki de bu değişimden bile hızla değişen Türkiye karşımıza çıkıyor. Şunu artık hiç kimse ıskalamamalı ki yeni bir Türkiye var. 
Kim ne derse desin artık farklı bir ülkeyiz. O eski ve yanlış alışkanlıklardan, dar kalıplardan sıyrılmak zorundayız. Çok değil, on-on beş yıl öncesi için imkânsız görünenler bugün gözümüzün önünde gerçekleşiyor. 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, şiddet kullanan gruplara karşı cevap vermek zaten işi olan emniyet mensuplarının görevlerinin dışına çıkıp çıkmadıklarını ortaya çıkarmak için soruşturma başlattı. Ve bizlerden yazılı olarak bu konuda görüntü talebinde bulundu. 
Gezi Parkı’nda çadırlara müdahale edenler ile İzmir’de görevlerinin dışına çıkanlar için, açığa alındıkları ve inceleme başlatıldığı İçişleri Bakanı Muammer Güler’in kendisi tarafından açıklandı. Düşünsenize, böyle bir gelişme ve açıklama eski Türkiye’de olabilir miydi? 
Sayın Bakan, gerçekten neredeyse hepimizin atladığı bir gerçeğin de altını kalın çizgilerle çizdi. Protesto başkadır; kamu düzenini bozmak bambaşkadır. Ve yasal olarak gerektiğinde askerin bile kamu düzeni için görevlendirilebileceğini açıklıkla anlattı. İyi de yaptı. 

YASAL İŞLEM YAPILACAKTIR 

Protestoları provoke ederek, neredeyse sandığın dışında çözüm özlemlerine alet etmek isteyenler için de elbette gereken yasal işlemler yapılacaktır, yapılmalıdır. 
Hepimiz kendimize çekidüzen vermek zorundayız. Sebep ne olursa olsun, kendimizin ne kadar haklı olduğunu düşünürsek düşünelim. Birlikte yaşıyor olmanın son derece açıkça çizilmiş kuralları var. Ve bu kurallar manzumesinin en esas ve en temel dayanağı ise anayasamız. 
Unutmayın ki seçimden beri bir ortak nokta aradığımız, bir uzlaşma zemini bulmaya çalıştığımız yeni bir anayasa çalışması var TBMM’nin elinde. Aslında bu sıkıntılı dönemi bile bir fırsata çevirmek elimizde. Anayasa, esasen tam anlamıyla bir toplumsal sözleşme değil mi? Gelin buradan başlayalım. Darbeler sonrasında önümüze sürülen, yutkuna yutkuna ya evet ya da peki demek zorunda kaldığımız dayatmalardan kurtaralım bu ülkeyi ve sivil bir anayasa yapalım. 
Bu dönemde gördük ki o gelişmiş Batı ülkeleri bile farklı bir hesap içindeler. Hâlâ bu konudaki sapkın çizgileri sürüyor. Almanya’nın en ciddi geçinen yayın organlarında, saçma sapan değerlendirmeler karşımıza çıkıyor. Belli ki bu yolla görmeye heveslendikleri başka hesapları var. Birkaç cümleyle açayım; İçişleri Bakanı Muammer Güler’in kamu düzenini sağlama konusunda yasaların öngördüğü alınabilir kamu güvenliğine dair tedbirleri sıralarken jandarmadan söz etmesineymiş bu değerlendirmeler. Sanki kendi yasalarında buna yer yokmuş ve hiç kullanmıyorlarmış gibi bir havadalar. 
Bütün bunlar, hepimizi sarsmalı. En temelinden başlayıp birlikte yaşamanın toplumsal sözleşmesini, olabilecek en kısa zamanda hayata geçirmeliyiz. 
İsterim ki en koyu bulutlarla gelen yağmurlar gibi, en zifiri karanlığı yırtarak doğan güneş gibi, bu musibet de hepimiz için sarsıcı bir nasihat olsun.

<p>İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda şehit  sayısı 14'ü kadın, 5'i çocuk olmak üzer

İslam ülkeleri Mescid-i Aksa için harekete geçecek mi?

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu

Bayram alışverişinin kalbi Eminönü ve Mısır Çarşısı sessiz

Toroslar'da baharla yeşile bürünen yaylalar görenleri kendine hayran bırakıyor